Sevgi nedir? Sevmek peki? En zor meseleyi bütün gereklilikleriyle anlatmak mecburiyetindeyim. Bu kadar soyut bir meseleyi izah etmek; belki de Kaf dağını turlamak kadar zor olacaktır ama mecburum. Mecburiyetim; bu demir gıcırtıları arasında ufalanan ruhumuzun tekrar yapıştırılması için gerekli ve şarttır. Hani Galip Erdem ağabeyimiz de diyor ya; ”Gerekli bütün şartların ötesinde ve üstünde, başarının temel şartı; birbirimizi sevmektir” o hesap konuşulması kaçınılmaz mühim meseledir sevgi. Çünkü zor ve çetin olan bir yolun ilk şartı budur diye düşünmekteyim.

Sevgi ne kadar soyut bir kavram… Bazen bir masal perisi bazen de bütün çıkmazların yol göstericisi… Peki, somut olarak sevgi nedir? Neye ihtiyaçtır? Öyle ya! İhtiyaç olmayan bir şey bu çağda neyime lazım? Sevgiye neden ihtiyacımız var?

Evet! Sevginin somut hali insandır. Soyut hali ise; insanın ta kendisidir. Soyut ve somut hali insansa madem; bizim sevmeyi konuşmamız lazım. Değerimiz madem ki insandır, insancı olmadan, putlaştırmadan insanı sevmenin hazzıyla diyoruz ki; sevgiciyiz.

Cemiyet ruhuna can verecek olan insanların birbirlerine sevgisidir, konuşacak olduğumuz… Eğer bu sevgi ahengine kin, nefret, fitne, fesat, haset girerse cemiyet ruhu göçecektir. İnsanların birbirlerine ast-üst ilişkisi kurması, senlik-benlik davası gütmesi, hele ki kibir putuna tapması sadece cemiyet ruhuna değil, insan ruhuna darbe vurmaktadır. İşte bugün; en büyük sorunumuz, daha tanımadan önyargı ile yaklaşıyor olmamızdır. Tebessüm, samimiyet ve sevgi ile birleşecek gönüllere önyargı ve suizanlarla yaklaşarak geleceğimizi yıkıyoruz. Hani şu, hepimizin kaygıyla baktığı ve ona göre hareket ettiği geleceğimizi… Bazen yetmiyor ve hatta menfi davalar uğruna gönül sadakamızı, Ahlak-ı Muhammedî tavrımızı zedeliyoruz. İşte bu sebeptendir ki ve haddimedir artık; 10.Işık: SEVGİCİLİK’tir.

Türklük gurur ve şuurunu; İslam, ahlak ve faziletini yaşayan ve yaşatan Müslüman Türk gencinin, önce kendisini sevmesi(beğenmesi değil), kendi ruhunu iyileştirmesi ve cemiyet ruhuna katılması zannımca ilk koşuldur. Burada ki ölçü şudur; insanların fikri başka olabilir, farklı düşünebilir. Bu, birbirimizi sevmenin engeli olamaz. Aklı farklı, gönlü bir olanlar bir cemiyet oluştururlarsa, o cemiyet ruhu ile zaten fikirleri de bir kılacak nizam gerçekleşecektir. Aklın ahlaki gidişi ile insanın gönül birliğine ulaşacağına bu noktada inanıyorum.

Menfaatin zekası, bu sevginin yolunu inkar edecektir. Nurettin Topçu’nun deyimiyle de; ”Ruhun kudretini inkar edenler, deryanın damla ile olduğunu bilemeyeceklerdir”

Bir derya istiyoruz. Dalgaları geniş, büyük ve heybetli. Yerinde durmasın istiyoruz. Bir damla, daha küçük bir damla, daha büyük bir damla… ve hepsi karışmış birbirine. Hangi yapı, hangi taş; bu farklı damlaların sevgiyle kenetlenip hareketlenmesine karşı koyacaktır? Hiçbir yapı, taş karşı koyamayacaktır da, bizzat hareketin kendisinde olmak yerine dışında olup, hareketine sebep olmak isteyenler, fayda sağlayıcı gayeyi gözetenler; bu cemiyetin hareketini de ruhunu da ölüme sürükleyeceklerdir. Onun için cemiyeti oluşturan bireylerin birbirini sevmesi ilk koşul iken, bu koşulun sağlayıcısı; mefkureyi sevmekten geçmektedir. Öyle ki; mefkuresini sevmeyen menfaatine, sevgilisini sevmeyen hayvani duygularına esir olmuştur. Galip Erdem ağabey affetsin; gerekli bütün şartların ötesinde ve üstünde sevmeyi bile sevmeliyiz vesselam…

İSLAM, AHLAK ve FAZİLETİ

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

”Ve kalplerinin arasını sevgi ile birleştirdi. Yoksa yeryüzünde ne varsa hepsini harcasaydın, yine onların kalplerini birleştiremezdin. Fakat Allah, onların arasını sevgi ile birleştirdi” (el-Enfal 8/63)

Kalpleri bilen Allah. Gönülleri bilen Allah. Gönülleri ısındıran Allah. Bizi bir cemiyete bağlayan Allah. Kaderimizi bağlayan Allah. Bir olan, bir’leyen Allah. Elimizde ki bütün yetenek ve metaları harcasak, aklımızı olabildiğince çalıştırsak yine de birbirimizi sevmenin başka yolu var. Bu yol ise; temelinde ”sevgi”nin olduğu, Allah’ın koyduğu yol’dur.

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ”Sizler iman etmeden cennete giremezsiniz. Müslüman kardeşinizi de kendiniz kadar sevmedikçe iman etmiş sayılmazsınız” diyor.

Birbirimizi sevmeliyiz değil; sevmek mecburiyetindeyiz. Madem ki; yolumuz, davamız Allah’ın yoludur, diyoruz ve bu yolda ki ilk şart da imandır, inanmaktır. İmanın yolu da sevmektir. Biz öyle ya da böyle, çıkarlarımız uysun uymasın (ne acıdır ki bunu der hale geldik) biz birbirimizi sevmek zorundayız.

Sevgi; bir arkadaşımıza inanmayı beklemek değildir. İnanmayı istemektir. İstemek ki ağlaya yakara, bağıra çağıra istemektir. Sevmek; beklemeyi istemez, istemeyi ister. Üretmeyi ister. Sevgi, şüphe götürmez. Şüphenin dişleri geçmiş bir hareket içinde inanmanın ve hareket etmenin kaynağı; cemiyet ruhuna sahip bireylerin birbirlerini sevmesi ve birbirlerine güvenmesi tek çözümdür. Hamaset anlatan, gönlüne bile siyaset yapan insanların bir an önce kibir putlarını yıkıp, titreyerek kendine gelmesi; sevginin temel esasıdır.

Türk-İslam Ülkücüsü; kalbinde Allah, gönlünde Hz. Peygamber(s.a.v), yüreğinde Hz. Ali olan insandır. Bu düstur ile hareket eder. Ahmet Arvasi hocamızda bu düstur ile izah etmiştir sevgiyi. ”Türk milliyetçisi; Türk içtimaı ırkını benimser, sever ve sevdirirken ailelerini de bu espri içinde kurmaya çalışır. Kozmopolitlikten hoşlanmaz. Bununla beraber, başka içtimaı ırkları da Allah’ın bir ayeti olarak değerlendirir.” diyerek sevmekle cemiyetimizi oluşturmanın düsturunu vurgulamıştır.

Türk milliyetçisi; önce kendisini sever. Sonra ailesini, cemiyetini, milletini sever. Son mu bulur, hayır, bütün insanları sever. Bütün insanlığı, Allah’ın bir ayeti olarak değerlendirir, öyle sever. Hümanist bakış tarzıyla değil, İslam’ın bakış açısıyla değerlendirir, sever.

”Vah ne yazık, sevgi kadehini içmeden,

Çoluk çocuk, ev barktan tam geçmeden,

Suç ve isyan düğümünü burada çözmeden,

Şeytan galip, can verirken de şaştım ben işte” divanıyla pirimiz Ahmet Yesevi ”sevgi”nin önemine değinmiş, o sevgiyi mefkuremiz uğruna vermemiz gerektiğini hatırlatarak ”şeytan”ın vesvesesini ancak bu metodla aşılacağını ifade etmiştir.

”Maharet, güzeli görebilmektir

Sevmenin sırrına erebilmektir

Cihan alem herkes bilsin ki şunu

En büyük ibadet sevebilmektir” deyişiyle Yunus Emre; İslam’ın ilk şartı inanıp-iman etmekten geçtiğini ve bu da sevgiyle, sevmekle olur düsturunu ifade etmiştir. Yolumuzun zahmetini, rahmetle nitelendirmek istemiştir.

”Yolumuz; ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur” diyen Türk-İslam Ülkücüsü Hacı Bektaş-ı Veli yolumuzun ana hatlarını izah etmiştir.

TÜRKLÜK GURUR ve ŞUURU

Ey sevginin somut hali insan! Ey insanlığa hizmeti mefkure edinmiş Türk! Şunu iyi biliyorsun ki; insanların bir kısmı düşünür, bir kısmı yaşar. Bir kısmı da artık bu çağda, ne düşünür ne yaşar. Düşünen ile yaşayan pek birleşmez. Birleşse de bir yola girmekte eksik kalırlar. Yaşayan bazen hakkını verir, bazen silinir. Düşünen pek aktifleşmez. Peki ya, ne düşünen ne de yaşayan ne olacak? Düşünen ile yaşayan farklı da ya diğerleri?

Bizim bildiğimiz bu ayrımda artık tek bir yol var. Gönül birliği! Aklı farklı olanın, metodu farklı olanın birleşeceği tek yer var; gönül! Bu gönül ile de seferberlik var. Gönül seferberliği… ama ne yazık ki, bizi öyle bir evirdiler ki; kendi aşkını bile sevmekten utanır hale geldik. Bu vesileyle; insan bugünden ziyade yarının endişesiyle yaşıyor. Halinden ziyade akıbetini düşünüyor. İşte bu gelecek endişesi ile ne aşkını gerektiği gibi yaşayabiliyor ne de akıbetini ihmal etmeden bugünü düzenleyebiliyor.

Galip Erdem ağabeyin iki farklı makalesinden iki farklı sözü, iznini almadan birleştirdim. Affetsin. Bizi bir sırra götürsün istedim.

”Büyük davalar, büyük fedakarlıklar ister”, ”Dünyada, her türlü fedakarlığın yegane kaynağı, sevgidir”

Öyleyse; hele ki davada netice almak isteyen insanların fedakarlık yapması gerekir. Sefer bilinci ile yola koyulması gerekir. Zaferi verecek olan Allah, seferimizde halis isek, bize bu sevgiyi yaşatacaktır.

İskender Öksüz hoca, Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi kitabında Türk milliyetçiliğinin üç kademeli bir yapıya sahip olduğunu ve temelde ”Türk Milleti’ne sevgi”nin olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca ”sevgisiz” ideolojinin tamamen anlamsız olduğunu ve bu sevgiyi de taşımanın zor olduğunu ifade etmektedir.

Başbuğ’un 90’lı yıllarda ve eğitim seminerlerinde 9 Işık üstüne konuşmalarında, 9 Işık’ın bugüne uyarlanmasını, güncelleştirilmesini istediğini; büyüklerimizin anılarında, sohbetlerinde dinledik, duyduk. Ek madde eklemedik, çıkarmadık. İçinde olmayan bir şeyi de ifade etmedik. Keza; Başbuğ’un şu üç sözü bize, 9 Işık’ın temelini anlatmaktadır.

”Milliyetçi Hareket, insan sevgisine dayanır. Demokrasiye inanır. İnsanlığa düşman, insanlığı bölücü her sistem ve ideolojiye karşıdır.”

”Milliyetçi Hareket’in temel felsefesi, insan sevgisidir. İnsan haysiyetine, hürriyetine dayanmayan sistemlere inanmıyoruz.”

”Türk Milliyetçiliği insani duygularla beslenen bir anlayıştır. Türk milliyetçiliği; kin ve garezi esas almayan, sevgiyi esas alan bir düşünce tarzıdır.”

Bu üç söz de 9 Işık’ın farklı sayfalarında zikredilmektedir. Bugün, bizim içinde olduğumuz başarısızlığımızın sebebi; sevgisizliğimizdir. Sevmeyi hala öğrenememiş olmamızdır. İnsanın insanla olan güzel hukukunu bilmiyor oluşumuzdur. Eğer ilk vazifemizi yerine getirirsek, aşamayacağımız engel kalmayacaktır.

Amacım; 9 Işık’a yeni bir ışık eklemek değil. 9 Işık’a ışık sunmak da değil. Unutulan, tekrarlanmayan, tekrarlandığında romantizmle suçlanan kelimelerimi mağaradan çıkarmaktı. Amacım; insanın insanla hukukunun güzelliği olan sevginin, tekrar maya kazanmasıdır. Amacım; 9 Işık’ın temeli olan bu kelimenin önemini vurgulamaktır.

Doğru söyleyeni DOKUZ KÖY’den kovarlarmış. Ben ONUNCU KÖY’den sesleniyorum:

BİRBİRİMİZİ SEVMELİYİZ…