Türkiye Cumhuriyeti’nde demokrasiyi, 1960 İhtilali / darbesi ile kesintiye uğratan, ihtilalin bir numaralı lideri Orgeneral Kenan EVREN; “Her gün onlarca insan öldürülürken niçin bu kadar beklediniz?” sorusuna, “İhtilalin olgunlaşmasını bekledik.” diye cevap vermişti. ABD Merkezî Haberalma Ajansı CIA’nın Türkiye Masası İstasyon Şefi Paul HENZE, ihtilal haberini aldığında; “Bizim çocuklar işi bitirdi!” diye sevinmişti.

Malûmunuzdur, 12 Eylül 1980 tarihinden sonra Türkiye’yi Rusya ve Çin’e peyk yapmak isteyenlerin devleti ele geçirme çalışmalarına hükümetler / devlet seyirci kalmıştı. Karşı koyan Türk Milliyetçileri onlarla bir tutuldu. Suyu getirenin de testiyi kıranın da anasından emdiği süt burnundan getirildi. 650.000 kişi gözaltına alındı, 1.683.000 kişi fişlendi, 230.000 kişi yargılandı, 517 kişiye idam cezası verildi, 50 kişi asıldı, 30.000 kişi işten atıldı, 14.000 kişi yurttaşlıktan çıkarıldı, vs.

O gün bugündür ülkemizde; ihtilale karşı olmayan ve demokrasiden yana tavır koymayan yoktur. Demokrasi, ağızlarda en çok çiğnenen sakızdır. Ancak demokrasiyi insanımız ne kadar özümser ve demokrasi ülke idaresinde ne kadar, nasıl uygulanır?  Bu soruların cevaplarını herkes az-çok doğruya yakın tahmin eder.

Sacit Kayasu, demokrasiyi hazmetmiş  hukukçu bir hemşerimizdi. 1980 İhtilali’nin ülkemize ve Türk milletine verdiği zararları en iyi bilenlerden biriydi. Herkes ihtilal karşıtlığını ve demokrasi severliği sakız gibi çiğnerken o, büyük bir mücadelenin içine girdi. Fakat, ihtilalden 20 yıl sonra başlattığı hukuk ve demokrasi mücadelesi onu, kendi ifadesiyle “12 Eylülün son mağduru” yaptı. Bu yazıda Kayasu’yu ve verdiği mücadeleyi anlatacağım. Önce Sacit Bey’i tanıtmak istiyorum.

1952 yılında Denizli’nin Babadağ ilçesinde doğmuştur. Ailesi 1958 yılında Denizli il merkezine taşınmıştır. 1958-1963 yıllarında Kâtip Çelebi İlkokulu’nda okumuştur. Denizli Lisesi’nde okurken duvar gazetesi ve Meşale adında yerel okul gazetesi çıkarmış; bu okuldan 1969 yılında mezun olmuştur. 1970 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1975 Şubatında; 1976’nın Mart ayında da stajını bitirmiştir. 1976’da yedek subay olarak asker olmuş, askerlik sonrası 1977 Temmuzunda döndüğü Denizli’de 1988 yılına kadar avukatlık yapmış; yerel gazetelerde halkı hukukî konularda halkı bilgilendiren köşe yazıları yazmıştır.[1]

Sacit Kayasu, bir Türk Milliyetçisiydi, ülkücüydü. MHP Denizli Merkez İlçe Başkanlığı yapan ağabeyi (merhum) Ferit Kayasu’nun etkisiyle bu düşüncenin ve siyasî çalışmaların içinde yer almıştır. Ülkü Ocakları’na mensup gençlerin davalarını takip etmiş, MHP Denizli Gençlik Kolları Başkanlığı yapmıştır. Bir kongrede MHP Denizli İl başkanlığına adaylığını koymuştur. 1970’li yıllarda Denizli Belediyesi’nin 42. Madde uygulamalarında doğan aksaklıklara ve kendince gördüğü hukuk dışı uygulamalara karşı duran bir avukat olarak dikkatleri çekmiştir.

O, hukukçu olmayı; babasının büyük bir haksızlığa uğrayıp 18 ay hapis yattıktan sonra “pardon” bile denmeden “Senin suçun yokmuş!” diye serbest bırakılması sebebiyle istemiştir. O, “mesleğe haksızlıkları önleyebilmek için girmiş” biridir. “Adam sendeciliğin memleketi bu duruma getirdiği” görüşündedir. Bu anlayışla görev yapacak, “Üstüme vazife değil!” demeden her türlü haksızlığın ve yanlışlığın üzerine gidecektir.

Sacit Kayasu arkadaşım, ülküdaşım ve avukatımdı. 1979 yılında Merkez Depremevleri (şimdiki adı Bahçelievler) İlkokulu’ndan Uzunpınar Kasabasına sürgün edilmem üzerine avukatlığımı üstlenmiş, yürütmeyi durdurma kararı almamı sağlamıştı. Pek çok hatıranın arasından; 1970’li yıllarda bir gün, birlikte Ankara’ya gittiğimizi, Yazar Emine Işınsu ile sohbet ettiğimizi, Emine Işınsu’nun bizi otele bırakmayıp Töre dergisi bürosunda misafir ettiğini hatırlıyorum.

Kayasu, hâkimlik ve savcılık mesleğine geçme talebinde bulunmuş ve Çamlıhemşin’e atanarak 4 Ağustos 1988 tarihinde orada göreve başlamıştır. Sırasıyla Oğuzeli, Iğdır, Adıyaman, Ödemiş ve Adana’da görev yapmıştır.

Ödemiş savcısı iken; işkence ile öldürülen bir kişinin cenazesini görevi gereği incelediğinde, o kişinin Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım olduğunu iddia etmiştir. Yeşil ile ilgili hazırladığı dosya, Türkiye’de ilk defa Adalet Bakanlığı genelgesiyle Savcı Kayasu’dan alınmış; hakkında tahkikat ve soruşturmalar açılmıştır. Kınama ve yer değiştirme cezaları verilerek hemen Adana’ya tayin edilmiştir.

Adana’da görev yaparken, yıllardır kendisini rahatsız eden ve yakın çevresindeki hukukçu arkadaşlarıyla –yine yıllardır- uzun uzun konuştukları bir konunun üzerine gitmeye karar verir. Bu mücadeleye girebilmek için, hukuk bilgisi ve donanımını yeterli bulmaktadır. Sacit Kayasu, “Kenan Evren ve arkadaşlarının darbe tarihinden önce; 26 Ağustos 1979, 27 Aralık 1979 ve 30 Ağustos 1979 tarihlerinde yaptıkları açıklamalar ve verdiği muhtıralar ile anayasayı ihlale ve ihtilale teşebbüs ettiklerinden cezalandırılmaları; 12 Eylül 1980 darbesiyle de ihtilal yapmaktan yargılanmaları gerektiği” inancındadır. Yine Kayasu’ya göre; “Kenan Evren, 12 Eylül gününden itibaren tam 90 gün memleketi tek başına keyfi bir anlayışla idare etmiş, ancak 90 gün sonra ihtilal komitesini kurarak idareyi bu komite yoluyla yürütmüştür. Bu doksan gün süreli keyfi idare de suç kapsamında sayılmalıdır”. Evren’in evrensel hukuku da çiğnediği inancını taşıyan Kayasu’ya göre; “12 Eylül 1980’den bu yana geçen 20 yıla yakın süre içinde ihtilalin ve ihtilalcilerin yargılanması için gerekli şartlar olgunlaşmış olmalıdır. Ayrıca darbecilerin yargılanmaması hâlinde darbeli-muhtıralı bir demokrasi geleneği oluşma ihtimali vardır. Bu arada zaman ilerlemektedir; eğer bir iddianame ile suç duyurusunda bulunulmazsa ihtilali yapanlar 12 Eylül 2000’de zaman aşımı sebebiyle yargılanmaktan kurtulacaklar.” diye de düşünmektedir.

1999 Ağustosunda Devlet Güvenlik Mahkemesine bu konuda bir dilekçe yazmış fakat cevap alamamıştır. Son hamlesini gerçekleştirir: 12 Eylül darbesini yaparak Anayasal suç işleyenlerin yargılanması isteğiyle bir iddianame tanzim ederek, 28 Mart 2000 tarihinde Adliye Kalemine teslim eder.

Sen misin Kenan Evren hakkında suç duyurusunda bulunan? Sen misin fincancı katırlarını ürküten? İhtilalin en kötü demokrasi uygulamasından daha da kötü olduğunu yalnız sen mi biliyorsun? Demokrasiyi en çok o mu beğeniyorsun?  Sonrası –belki kendisinin de tahmin etmeyeceği- şekilde gelişecek ve başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmeyecektir.

Kâtip iddianameyi korkudan kaydetmez. Adliye’deki odasının kilidi de hemen değiştirilir; odasına giremez, savcılık görevini yapamaz olur.

İddianameyi verdikten hemen bir gün sonra, 29 Mart 2000’de, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu Kayasu’yu yargılama kararı alır; 30 Mart 2000’de de, “Hâkim ve Savcılarla evinde toplantı yaptığı ve iddianamenin nüshalarını onlara dağıttığı suçlamasıyla” kınama cezası verir. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı da iddianameyi incelemeye alır; “Anayasanın darbecileri koruyan geçici 15. maddesini öne sürerek” Evren ve arkadaşları hakkında takipsizlik kararı verir. Kayasu’ya göre Başsavcı takipsizlik kararı verirken, “Evren’in 12 Eylül öncesinde işlediği darbeci konuşmaları sebebiyle oluşan suçları görmezlikten gelmiştir”.

20 Nisan 2000’de açığa alınarak savcılık görevinden uzaklaştırılır. Kayasu’nun açıkta kalması tam üç yıl sürecektir.

Yargıtay 9. Dairesi, 11 Aralık 2002’de Kayasu’yu, “görevi kötüye kullanma ve askerî kuvvetleri tahkir ve tezyif ettiği” iddiasıyla hapis cezasına mahkûm eder ve bu cezasını para cezasına çevirerek cezayı erteler.

Kayasu; meslekten ihraç edileceğini, gerekli itirazları yapsa da kararın değişmeyeceğini bildiği için 2003 yılında emekliliğini ister ve emekli olur. 27 Şubat 2003’te Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından meslekten ihraç edilir. Yaptığı itiraz; 2011 yılında, “2005 yılında çıkan 5335 Sayılı Kanun’a göre” reddedilir. Böylece “Kanunlar geriye yürütülmez kuralı” da çiğnenmiştir.

Sacit Kayasu, ülke içinde hak arayacak merci kalmayınca “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. ve 13. Maddelerine aykırı davranıldığı” gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurur. Bu mahkeme, 13 Kasım 2008 tarihinde onu haklı bularak; “ifade özgürlüğü kısıtlandığı” için Türkiye’yi 41 bin avro tazminata mahkûm eder.

Davayı kazanan Kayasu, bu kararı ekleyerek “Avukatlık mesleğini yapabilmek” isteğiyle İstanbul Barosu’na bir dilekçe verir. İstanbul Barosu bu isteği reddeder. Barolar Birliği’ne başvurur ve oradan gelen karar üzerine İstanbul Barosu’na kaydı yapılır.

Sacit Kayasu, mücadelesinin doğruluğundan emindir. “İddianame hazırlamış olmamla 20 yıllık zaman aşımı yarısı müddetince -10 yıl daha- uzamış ve dava açma müddeti 30 yıla çıkmıştır. 12 Eylül darbecileri 2010 yılına kadar yargılanabilir. Bu yüzden ümidimi kaybetmiyorum.” düşüncesindedir. “Ben 2010 yılına kadar bir başka savcının daha iddianame hazırlayacağını ve 12 Eylül darbecilerinin yargılanacağını sanmıyorum. Ha belki, mevcut iktidar, Sivil Anayasa yolunda bazı değişiklikler yapma gayreti içine girdi. Bu arada Anayasa’daki geçici 15. maddeyi kaldırmaya gücü yeterse bir şey diyemem…” demiştir.

Verdiği bu mücadelede ödüllerle destek vererek onu yalnız bırakmayanlar da vardır: Hukukî Araştırmalar Derneği (HUDER) Konya Şubesi, 2003 yılında, “yılın hukukçusu” ilân eder. Hukukçular Derneği, 2010 yılında, “Cesaret Ödülü” ile ödüllendirir. Haber Erk sitesi yayın kurulu, Kayasu’yu “2011 yılının demokrat hukukçusu” seçer.

Sacit Kayasu, Evren ve arkadaşları hakkında iddianameyi vermesinden itibaren yaşadıklarını üç kitapta toplamıştır:

1-Günaydın Savcı Bey, Sacit KAYASU, Chiviyazıları Yayınevi Yayını, İstanbul 2007

2-Onuncu Köyün Savcısı (12 Eylül’ün Son Mağduru), Metropol Yayıncılık, İstanbul 2008

3-2802 Sayılı Kanuna Göre Hâkim ve Savcıların İfade Verme Hürriyeti, Legal yayıncılık, İstanbul, tarih:?

Sacit Kayasu’nun verdiği bu mücadele, 1970’li yıllarda yaşanan bir zeytinyağı skandalını ve bir –kahraman- hâkimimizi hatırlatmaktadır. Bir şirket tarafından ihraç edilen zeytinyağları, içine madeni yağ karıştırılmış olduğu için iade edilmişti. Bu yağlar imha edilmeyip Türkiye içinde satılarak kendi insanımıza yedirilmişti. O zamanın İzmir 1. Sorgu Hakimi Abdullah Vedat ALTUNA bu duruma dayanamayıp hukuk savaşı başlatmış, faillerin cezalandırılmasını istemişti. O da –fincancı katırlarını ürküttüğü için- sürgün üstüne sürgün yemiş ve hatıralarını bir kitapta[2] toplamakla teselli bulmuştu.

Hemşerimiz Sacit KAYASU; yaşadıkları ve kitaplarıyla, bir devrin hukuk anlayış ve uygulamasının tespitini yapmıştır. Gerçek bir hukukçu, gerçek bir demokrat olarak yerini hakkıyla almıştır.

Evli ve üç çocuk babası Sacit KAYASU, doğru söylediği için dokuz köyden kovulan “Onuncu Köyün Savcısı” ve “12 Eylül’ün son mağduru” olarak yaşadığı sıkıntılı hayat sebebiyle yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamamış, 28 Kasım 2014 tarihinde İstanbul’da vefat etmiş ve 30 Kasım 2014 tarihinde Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.

O, görevini yapmış bir demokrat ve hukukçu olarak son uykusundadır. Kendisine zulmeden sahte demokrat ve sahte ihtilal karşıtları ile hesaplaşacağı –Yüce Mahkeme gününü- beklemektedir.

(Bu yazı, Denizli’deki yerel gazetelerden Hizmet’in 20.09.2007 tarihli nüshasında yayımlanan “Günaydın Savcı Bey” başlıklı yazının genişletilmiş şeklidir.)

 

[1] Kaynak: Vikipedi

[2] Adalet İstiyorum, Abdullah vedat ALTUNA, İzmir Ülkü Ocakları Birliği Yayını No:2, İzmir 1970)