Milliyetçiliğin birbirine hiç benzemez, görünüşte çeşitli kılıklara bürünmüş düşmanları vardır. Zaman ve şartlara uymasını gayet iyi becerir. Milliyetçiliğe düşmanlıklarını, derinliğine incelenmediği sürece akla yakın gelebilecek sapık fikirlerin arkasına ustalıkla yerleştirirler. En çok sömürdükleri konulardan biri de milliyetçiliğin son yıllarını yaşadığı, yeryüzünün milletleri aşan bir bütünleşmeye doğru gittiğidir. Böyle birisi, yakı bir geçmişte şöyle demişti:

“Dünyamızın bugünkü gidişine, elli yıl öncesi gibi, gene de toplu bencillik duygularının, yani milliyetçiliğin hakim olmakta devam ettiğini kabul etmek zorunda kalırız. Milliyetçilik, sağduyu üstün gelip milletler tam bir özgecilikle kucaklaşıncaya kadar da devam edecektir.” Kolayca anlaşılacağı gibi, milliyetçiliğin aslında zararlı ve sağduyuya aykırı olduğunu ancak diğer milletler bu zararlı yoldan ayrılmadıkları sürece bizim de “Toplu bencillik duyguları”nı muhafaza etmemizde bir sakınca bulunmadığı ifade edilmek isteniyor. Yine son günlerde, en çok oy toplamış partinin ünlü bir siyasetçisi; “Türkiye, batı dünyası ile bütünleşmeğe ve işbirliğine yönelmektedir.” Diyordu.

Milliyetçiliğin en sinsi düşmanları arasında, iki temsilcisini misal verdiğimiz zümreye girenler en fazla dikkat edilmesi gerekenlerdir. Çünkü sırasında milliyetçi görünmekte, yeri gelince de ellerindeki beynelmilelci (sosyalist veya kapitalist) baltayı milliyetçiliğin temeline indirmektedirler. Bazı milletlerin, siyaset ve iktisat bakımından birbirine yaklaşmasını daha büyük ölçüdeki uzaklaşmalara hiç aldırmadan, milliyetçiliğin sonu imiş gibi göstermeğe yeltenenlerin, yarın seçim pazarı kurulunca, reddettikleri milliyetçiliğe sahiplenmek istediklerini görecek ve hemen derslerini vereceksiniz. Milliyetçiliğin de, diğer bütün dünya görüşleri gibi, belli temel ilkeleri vardır. Her insan, sözü geçen temel ilkelere bağlılığını muhafaza ettiği ölçüde milliyetçi sayılmağa hak kazanır. Milliyetçiliğin alfabesi diyebileceğimiz temel ilkelerin başlıcaları da; milliyet duygusunun yüceliğine inanmak ve milliyetçiliğin zararlı değil, aksine çok faydalı, kaçınılmaz, aynı zamanda kıyamete değin yaşayacağının şuuruna erişebilmektir. Milliyet duygusunu “Toplu bencillik” sayanlar, milliyetçiliği, milletlerin sağduyudan yoksun oluşlarıyla izah edenler, batı dünyası ile bütünleşmemizi isteyenler, yine de milliyetçi olduklarını ifade etmeye cesaret ederlerse, böylesine ancak sahtekârlık denir. Öyle ki, bir insanın: “Allah’a inanmıyorum ama yine de Müslüman’ın!” veya “Mark’ın fikirleri tamamen saçmadır ya, ben koyu bir Marksist’im!” demesi kadar gülünçtür. Milliyet duygusunun yüceliğine, milliyetçiliğin yapıcılığına ve kalıcılığına inanmadan, Türk Milletinin batı dünyası ile bütünleşmesinin yok olmak manasına geleceğini bilmeden milliyetçi olunamayacağını öğrenmek de, mantık adı verilen doğru düşünme yollarını araştıran ilmin en basit bir kaidesidir. Sanki batı dünyası kendi içinde bütünleşmiş de sıra bize gelmiş! İnsanın makineleştiği, en medeni sayılan ülkelerinde mezhep kavgalarının tükenmediği 900 yıldır dövüştüğümüz batı dünyasının neresi ile bütünleşeceğiz?

Mart 1973, Bozkurt