Bize bir nazar oldu Cumamız Pazar oldu
Ne olduysa hep bize azar, azar oldu
Yaklaştıkça her sene öz yurdumda yılbaşı
Yapılır milletime Frenkçe sahte aşı
Buna ağlar ağacı hem toprağı, taşı
Batı, batı diyerek eyvah hep batıyoruz…

A.Nihat ASYA

 

‘’Dünkü fıkrama hışımla bakan bir dostum “Olmadı yine, dedi, olmadı! Yılbaşına dair hiçbir şey yazmamışsın.  Oysa mutlaka yazmalısın, zaten adın gericiye çıkmış, hiç değilse, yılda bir kerecik ilerici ol.”

Düşündüm: Yılbaşına dair yazı yazmakla ilericilik arasında elbette bir münasebet yoktur. Fakat yılbaşı ile daha başka şeylerin münasebeti vardır ve yazmak gerekiyorsa, ancak bunlar yazılabilir.

Türkiye için her yılbaşı yeni bir itiraftır. Devam ede gelen bir kültür savaşında mütemadiyen gerilediğimizin, en kesin yenilginin eşiğinde bulunduğumuzun itirafı! Batı dünyasının kökünü Hrıstiyanlıktan alan bir âdetini benimsemiş, hatta bu âdeti bir “Medeniyet icabı” saymışızdır. Sosyolojik açıdan ele alınırsa, bu neticenin ilmî izahını yapmak mümkündür. Yılbaşı âdetinin Türk hayatına girişte makul ve haklı sebepler de bulunabilir. Amma her şeye rağmen, hâdisenin mahiyeti değişmez; yılbaşını “hususî bir gün” olarak kabul edenlerin nispeti, Türk-İslâm kültürü ile Avrupa hrıstiyan kültürü arasındaki çarpışmada mağlûbiyetimizin nispetini verir.

Her yılbaşı, insanoğluna has bir dramın itirafıdır. Üzüleceği yere sevinmek, sevineceği yerde üzülmek! Akla ve mantığa zıt bir davranış. Lâkin mevcut, yaşanan bir davranış. Hayata delicesine bağlı milyonlar bir yıl daha ihtiyarladıkları, ölüme biraz daha yaklaştıkları için çatlayıncaya kadar içecek, kendilerini kaybedinceye kadar eğlenecekler! Neden böyle yaparlar? Herkes böyle yaptığı için. Ah o herkese benzemek hırsı yok mu, insanı kendi kendine benzemekten alıkoyar. Ayrıca, her yılbaşı, hazin bir tezadın itirafıdır: Manevî değerlere bağlı, hele ilâhi aşka ermiş kimselerin, beşerî zaaflarından kurtulacaklarını ve gerçek vuslat gününe yaklaştıklarını düşünerek, fani ömürlerinin kısalmasına sevinmeleri, her yeni yılı bir bayram saymaları çok tabii bir hâldir. Buna mukabil, maddecilerin, ruhun bekasına inanmayanların her yeni yıla girişte yas tutmaları, dövünmeleri, hüngür hüngür ağlamaları beklenir. Hâlbuki, daima bunun aksi olur. Hep maddeciler eğlenir. Her yılbaşı yeni bir geçimsizlik tohumunun atılmasıdır. Yeni yeni kavgalara hazırlıktır. Aile bütçelerinde yeni gediklerin açılmasıdır, biraz sarhoşluktur, biraz kumardır ve sabahleyin, yani öğlene doğru, uyanıldığı zaman kala kala ağrıyan bir baş, buruk bir ağız, acı bir dil kalır!..’’

Yukarı da ki satırlar hemen hepinizin aşina olduğu, yılbaşı deyince aklımıza gelen ilk cümlelerdir. Merhum Galip Erdem büyüğümüzün 1962 yılının son gecesin de kaleme aldığı ‘’Yılbaşı Düşünceleri’’ isimli makalesinde dile getirdiği endişeler ve milletimizin içine düştüğü buhran ne yazık ki bugün de artarak devam etmektedir.

2015 yılına veda etmeye hazırlandığımız! bugünlerde bizde endişelerimizi, hassasiyetlerimizi, yılbaşına dair düşüncelerimizi ve neredeyse milletimizin tamamı tarafından doğru kabul edilen yanlışları dile getirmek için siz kıymetli Yeni Ufuk okuyucularının karşısındayız.

Tarih boyunca milletlerin verdiği en önemli mücadele, bütün olumsuz şartlara rağmen hayatta kalma varlıklarını sürdürme mücadelesidir. Merhum Erol Güngör hoca, “Bir milletin yaşama gücü, onun kültüründe çok sağlam dayanakların bulunması ile mümkündür’’, sözüyle bu mücadele de galip gelmenin temel şartının milli kültür olduğu hakikatini bizlere bildirmektedir. Nasıl ki insanoğlu yaşamını devam ettirmek için, su gibi, hava gibi, ekmek gibi hayati öneme sahip olan bir takım maddelere muhtaç ise, milletlerde varlıklarını sürdürmek için bir dizi değerler manzumesine ihtiyaç duymakta ve bu değerlerini nesilden nesile aktarma zaruretini kendilerinde hissetmektedirler. Bu değerler manzumesi milleti oluşturan fertlerin gözünde ne kadar değersizleştirilirse, milletlerin boyunduruk altına alınmaları, kendi geleceklerini tayin hakkından mahrum edilmeleri, yakın tarihlerinden dahi nerede ise utanır dereceye getirilmeleri ve hepsinden önemlisi başka milletlere hayranlık duyarak, o ‘’medeniyetlerin’’ mensubu olamadıkları için kendilerini acz içinde hissetmeleri o derece kolay olacaktır.Türk milleti bu değerler sayesinde millet olma şuurunu sürekli canlı tutmayı başarmış ve yarınlarını da bu değerler üzerinden inşa etmiştir.

Milli ve manevi değerlerimizin temelini sarsmak isteyen mihrakların ellerinde bulundurdukları kozların en önemlilerinden biri de şüphesiz ki yılbaşıdır. Türk-İslam medeniyetinin mensubu olan bizler için yılbaşı, resmi ve uluslararası bir takvim yılı başlangıcı olmaktan öte de herhangi bir değer arz etmemektedir. Kendimize has milli ve manevi değerlerimizi elimizin tersiyle bir kenara iterek, yabancı milletlerin kültüründen, mensup oldukları ‘’dinin’’ onlara yüklediği sorumluluktan kendi medeniyet hayatımıza bir şeyler katmaya çalışmamız kelimelerle ifade edemeyeceğim milli bir hüsrandır. İnsanoğlunun dünya ve ahiret saadeti için ne gerekiyorsa, misliyle fazlası mukaddes dinimizde ve milli kültürümüzde zaten mevcuttur. Yeter ki millet olarak bu ilahi ışığa bakma kudretinden mahrum olmayalım.

Ramazan ayının manevi iklimi eşliğinde, minarelerimizin arasında temaşa halinde süzülen mahyalardan, bu mahyalarda ki ilahi mesajlardan ferahlamayan gönüllerimiz hangi yılbaşı programıyla manevi hazzın doruğuna erişebilir ki?Koca bir yıl boyunca türlü sebeplerden bunalan ruhlarımızı hangi ‘’eğlence mekanı’’ bu gecede onarabilir ki? 31 Aralık gecesi, kimimizin piyango biletinde, kimimizin kadeh dibinde, kimimizin tombala torbasında, kimimizin ise çerez tabağında aradığı huzurun çok fazlası sahur sofralarında bizi beklemiyor mu?ve millet olarak ‘’Halil İbrahim bereketi’’ ile donatılmış bu sofralardan hızla uzaklaştığımızın farkın da mıyız? Oruç tutsun tutmasın, tutacak yaşta olsun olmasın, iftar vaktini oruç tutan büyüklerinden çok daha fazla bir heyecan ile bekleyen nesiller bugün yılbaşı gecelerinde ellerinde piyango biletleriyle rezil bir bekleyişin içine bizlerin eliyle mahkum edilmedi mi? Devlet eliyle oynatılan ve kazananının olmayıp kaybedenin topyekun millet olduğu, milli değerlerimiz ile hiçbir alakası olmadığı halde ‘’Milli Piyango’’ dediğimiz bu illet milletimizin içtimai hayatından ne gün çıkarılacaktır? Yılbaşı gecesinde vatandaşlarımızın daha iyi ‘’eğlenmeleri’’ için günler hatta aylar öncesinden çalışmaya başlayan belediyelerimiz bu hummalı çalışmalarını bir kenara bırakıp, milletimize bu gecenin bizim medeniyet dünyamızda yeri olmadığı hakikatini anlatmaya ne zaman başlayacaktır? Kararan kalplerimiz sokaklarımızı renk cümbüşü eşliğinde süsleyen, bilmem kaç ampul gücünde etrafa ışık saçan çam ağaçlarının gölgesinde mi aydınlığa kavuşacaktır? Yazılı ve görsel medya da ‘’milletimizi aydınlatmak’’ gayesi ile yayın yapan hangi gazetemiz, tv kanalımız, milletin vicdanının hür sesi olan hangi köşe yazarımız ‘’Durun Yanlış Yapıyoruz’’ deme cesaretini gösterip, milletimizin ufkunu açmaya, titreyip kendine gelmesine vesile olacaktır? Toplumda en sarsılmaz hakikatler konumuna gelen, yanlışlar silsilesinin bizi bir kültür yozlaşmasına sürüklediği ve bir an evvel bu yanlışlara‘’Zulüm Azrail olsa ben hep Hakk’ı tutacağım’’ anlayışıyla karşı çıkmazsak, telafisi olmayan bir mağlubiyetle yüz yüze kalacağımızı bize kim haykıracaktır?’’Olimpos dağının çocukları, Hira dağının evlatlarını asla kabullenmeyecektir’’ diyen merhum Cemil Meriç’in bu vecizesine sadece kulaklarımızı değil, gönüllerimizi ve beyinlerimizi de kapatmış bir halde, ‘’Olimpos dağının çocuklarının’’ arkasından kendimizi kabul ettirmek için daha ne kadar koşacağız ve bu hatamızı ne zaman kabul edip, kurtuluş reçetemiz olan, kaybolmaya yüz tutmuş değerlerimize dört elle ne zaman sarılacağız?Bu kadim milletin mensupları her takvim yılının ilk günü gözünü açtığında, ‘’yılbaşı eğlenceleri’’ sırasında ve sonrasında taciz, tecavüz, gasp, cinayet gibi haberleri ve malum sebeplerden yaşanan kazalarda sönüp giden hayatları görmeye daha ne kadar mahkum edilecektir? Sabaha kadar var gücümüzle gelişini kutladığımız! yeni yılın ilk gününde karşılaştığımız bu tablo, bizi düşünmeye sevk etmiyor mu? Siyasi erkin elinde bir kukla haline gelen fetva makamımız ‘’yılbaşı kutlamaları’’ hakkında görüşlerini ne zaman açıklama zahmetine katlanacaktır ve neyi beklemektedir? Ülkemiz bilhassa son yıllarda, yılbaşını Türkiye’de geçirmek isteyen gayrimüslimlerin odağı haline gelmiştir! Bu durumu ülkemizin ‘’turizm cenneti’’ olmasına bağlayan ‘’yetki sahibi’’ hastalıklı beyinlerden kurtulduğumuzda milletçe kutlamaya değer bir başarı sağlamış olacağımız aşikardır.

Türk Milliyetçileri olarak, tamamıyla bize ait olmayan yılbaşı ve benzeri bir çok toplumsal hadiseye milli bir bakış açısı getirip, tatbik etmek ve yılmadan usanmadan anlatmak milletimize karşı asli vazifelerimizin ilk sıralarındadır. Milletçe yaşadığımız yılbaşı buhranına karşı, sadece bu gecede değil bütün yıl boyunca mücadele etmek daha yerinde bir hamle olacaktır. İçinde bulunduğumuz milli mektep niteliğinde ki, dernek ve vakıflarımızda, hatta arkadaş çevremizde bu bilincin oluşması için elden gelen gayretin azamisi sarf edilmelidir.

Son yıllarda Eskişehir Ülkü Ocakları ‘’Yılın İlk Sabah Namazında Buluşuyoruz’’ ismiyle yürüttüğü çalışma ile milletimizi karanlık ‘’eğlence’’ hayatından, yılın ilk sabah namazını şehrin en büyük camilerinden birinde cemaat halinde kılmaya, yeni yıl illa ki karşılanacaksa olması gerekenin bu olduğuna davet etmektedir. Bu çalışma millet nezdinde büyük bir teveccüh ile karşılanmış, toplumun hemen her kesimi tarafından benimsenmiş ve bir gelenek halini almıştır. Her yıl daha fazla bir katılımla cemaat halinde eda edilen sabah namazında, yine cemaat halinde milletimizin yılbaşı başta olmak üzere düştüğü milli ve manevi buhrandan kurtulması, yeniden bir medeniyet hamlesi başlatması için dua edilmektedir.

Yazımı milletimizin maneviyat ve mukaddesatını korumak uğruna ömrünü vakf eden ve Aralık ayı içerisinde ebediyete intikal eden, Asrın Yesevi’si Seyyid Ahmet Arvasi ve Ülkü Ocaklarının Efsane Genel Başkanlarından Ali Metin Tokdemir ağabeyi rahmetle yad ederek bitirmek istiyorum.

Merhamet edenlerin en merhametlisi olan Cenab-ı Hakk’a emanet olunuz…