Değerli kitaplara yapılacak en güzel iyilik onları mütemadiyen dile getirmektir. Bu anış bazen dost meclisinde yapılan bir atıfla, bazen -çağın imkânlarını kullanarak- sosyal medya vasıtasıyla yapılan bir paylaşımla, bazen de hususen tavsiye ile yapılabilir. Böylelikle hem kitabın mesajları canlılığını muhafaza etmiş olur hem de kıymetli yazarlarımıza vefa borcumuzu ödemiş oluruz. Bayrak şairimiz merhum Arif Nihat ASYA’NIN “Tam bir okul klasiği”(1) olarak tarif ettiği ve ilgili herkese tavsiye ediyorum dediği bir kitap: “Benim Küçük Dostlarım”.

“Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna bağlıdır.”(2) Mustafa Kemal’in bu sözünün ete kemiğe bürünmüş hali olan, Yahya Kemal’in şiirlerini ezbere bildiği, Emine Işınsu’nun annesi,  Pınar Kür’ün teyzesi, Milli Edebiyat döneminin önemli muallim yazar ve şairi Halide Nusret Zorlutuna’nın hatıralarından oluşan “Benim Küçük Dostlarım” sadece öğretmenler için değil çocuk, genç, yetişkin her yaştan birey için kılavuz niteliğinde bir eser.

Halide Nusret Zorlutuna romancı ve şair olmakla beraber, öğretmenlik mesleğini hakkını vererek yapmayı kendine ilke edinmiş bir cumhuriyet münevveridir.  Eserlerinin büyük bir bölümünde eğitim konusunu yer vermiştir.  Kuruluş dönemi yıllarının maddi ve manevi yaraları bizzat muallimler eliyle sarılıyordu. Öğretmen demek ideal sahibi olmak demekti. Yurdun her köşesini bir tutup uzakları yakın etmek irfan ordusunun temel düsturu idi. Gazi Mustafa Kemal eğitim ülküsünü “Öğretmenler her fırsattan yararlanarak halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutan bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır.”(3) şeklinde ifade ediyordu. Halide Nusret 1930-1948 yılları arasında tam manasıyla halka koşmuş Edirne, Kırklareli, Kars, Karaman, Urfa, Maraş ve Sarıkamış’ta nice öğrenciler yetiştirip Türk milletinin varlığına hediye etmiştir. Halide Nusret öğretmenlik mesleğine olan düşkünlüğünü şöyle dile getiriyor: “Çocukları pek severim. Hayatta her insanın bir zaafı, bir iptilâsı vardır. Benim tek büyük zaafım da çocuk sevgisidir. Ve bu aşk yüzünden ışık çevresinde pervane misali öğretmenlik mesleğine tutulup kalışım bundandır.”(4)

Kitabın anahtar kelimesinin “sevgi” olduğunu düşünüyorum. Sevgi tek başına öğretmen için yeterli bir isteklendirme (motivasyon) değildir elbette. Halide Nusret sevgi ile bilgiyi birleştirmiştir. Zira bilgisine sahip olmadığınız bir varlığın dünyasına girmeye kalkmak o dünyanın kapısında omuz çürütmekten farksızdır. Sevgi ve bilgi ise bu kapının anahtarını öğretmene altın tepside sunar. Öğrencilik hayatınızı sorguladığınızda unutamadığınız öğretmenlerin, dünyanıza bigâne kalmayan sevgisinden emin olduğunuz öğretmenler olduğunu göreceksiniz. Halide Nusret bu durumu şöyle izah ediyor: “Bir yaşından yirmi yaşına kadar her çocuk, bence zevkle okunmaya değer meraklı bir kitap; karşısında uzun uzun, hayran hayran düşünülecek bir bilinmeyen âlemdir.”(5) Bu fikirden iki temel sonucu çıkarıyoruz. Birincisi her çocuğun yaratılışından elde ettiği değerli olma hâli, ikincisi ise eğitimin ciddi ve emek isteyen bir süreç olduğudur. Bu hisleri en derin hissedenler şüphesiz annelik lezzetini tadan hoşbahtlardır. Onlar için her çocuk kutsal ve eşizdir. Aynı zamanda onu yetiştirmek bir ömür süren zahmetli ve sabır gerektiren bir süreçtir. Halide Nusret’te meslek hayatı boyunca bir anne gibi öğrencileri ile ilgilenmiş, onlarla ağlamış, onlarla gülmüştür.

Halide Nusret’te gördüğümüz ideal öğretmen modelinin tek vasfı hissi bağların kuvvetli olması değildir elbette. Bunun yanı sıra erdem ve hikmet eğitimini de öğrencilerine aşılamıştır.

Halide Nusret her fırsatta öğrencilerini doğru sözlü olmaya teşvik eder.

“Bana inanıyorlardı. Ben de onları daima iyiye, doğruya ve güzele doğru çekmeye uğraşıyordum. İşim bundan ibaretti.”(6)

Kitabın en dikkat çekici hatıralarından biri “Bir Yanlışlık” adlı bölümde anlatılan olaydır. Ders esnasında bir anda sınıf tavanında beliren ışık parçasının sebebini öğrenme mücadelesi olarak özetleyebileceğimiz bu bölümde Halide Nusret doğru sözlü olmamak karşısında şu duyguları hissettiğini belirtir:

“Hepsine bir ana şefkatiyle davranırdım; üstelik her gün, her vesileyle onlara ‘doğruluk’u aşılamaya çalışmıştım. Hem de nasıl masum masum yalan söyleyebiliyorlardı. Ya Rabbi! Bana en çok dokunan da buydu(…) Sesim boğularak ekledim:

-Türk çocuğu yalan söylemez!”(7)

Okulların öğretim merkezli hale gelmesi ve değerler eğitiminin gün geçtikçe erozyona uğraması beraber düşünüldüğünde bu hikâyeden çıkaracağımız birçok ders olduğu ortaya çıkıyor.

Benim Küçük Dostlarım’ı yediden yetmişe, herkese tavsiye ediyorum. Öğretmen adaylarına bilhassa tavsiye ediyorum. Öğretmenin taşıması gerek nitelikleri Halide Nusret ZORLUTUNA’NIN işlek ve edebi dilinden okumak keyfinden kendinizi mahrum bırakmayın.

Çocukları sev, onlara hürmet et:

Kemal, Hâmid ve Fikret çocuktular dün.

Bugün

Tarihte bir altın sahifedirler…

Çocukların karşısında hürmetle eğil:

Her küçük bir kız annedir

Ve her erkek

Yarının çok şerefli bir askeri!

Hep onların arasından yetişecek

İstikbâlin İsmetleri, Fevzileri, Kemalleri! (Zorlutuna, 1927)

“Memleketine karşı vazifesini yapmış ve yapmakta bulunan şerefli, gerçek insanlar… Sizleri Benim Küçük Dostlarım ile baş başa bırakıyorum.”(8)

KAYNAKÇA:

(1) ASYA, Arif Nihat, ‘’Halide Nusret Zorlutuna’nın 50. Sanat Yılı’’ Defne, Haziran 1967, Yıl 2, Cilt 2, sayı 42.

(2)Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C.2 Ankara, 1977, s.167-168

(3)Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C.2 Ankara, 1977, s.266

(4)ZORLUTUNA, Halide Nusret, ‘’Benim Küçük Dostlarım’’ Timaş yay,  s.1

(5)ZORLUTUNA, Halide Nusret, ‘’Benim Küçük Dostlarım’’ Timaş yay,  s.1

(6)ZORLUTUNA, Halide Nusret, ‘’Benim Küçük Dostlarım’’ Timaş yay,  s.72

(7)ZORLUTUNA, Halide Nusret, ‘’Benim Küçük Dostlarım’’ Timaş yay,  s.58/59

(8)ZORLUTUNA, Halide Nusret, ‘’Benim Küçük Dostlarım’’ Timaş yay, İkinci Önsöz s.15