Sivilce bir ergenlik sorunudur. Ergenlik döneminde gençlerin en önemli sıkıntılarından biridir. Sivilcesi çok olan genç, yaşıtlarınca alay konusudur. Öyle ki, uzmanlar gençlik sivilcesi sorununun basit bir mevzu olmadığını, gençlerin kendine olan güvenlerini zedelemeye kadar uzanan çeşitli tahribatları olduğunu söylüyorlar.  Bunlarla birlikte sivilceler nasıl geçer sorusunun, bu sorunu yaşayan herkes tarafından cevabı arandığı da bir hakikattir.

Gençliğin, cildinde yaşadığı sivilce sorununun yanında, bir başka sivilce sorunu daha yaşadığına inanılır, milli münafıklarımızca. Bu bizim milli münafıklar, Ülkücülüğü, tıpkı gençlerin cildindeki sivilce gibi görürler. Onlara göre Ülkücülük, heyecanın, hevesin, ayakları yere basmamanın bir tezahürü olarak bir gençlik sivilcesidir ve orada kalmalıdır. Ve yine onlara göre Ülkücü gençler, ateşli bir “vatan millet Sakarya” edebiyatçılarıdır ve bu yönleri ile de kahkaha sebepleridir!

Fakat bu bizim milli münafıklarımız, Ülkücü gençlerin taşıdıklarına inandıkları sivilceyi, aslında kendilerinin hayatları boyunca taşıdıklarının farkında bile değildir. Milli münafıklarımız, insanı daha ergenlik döneminde ferdi ve milli şuura eriştiren Ülkücülüğe gençlik sivilcesi diye bakarak, asıl sivilceyi, hatta ötesinde büyük bir çıbanı, kendi zihinlerinde taşırlar. Korkarım ki, bunların çoğunluğu, bu sivilce ya da çıbandan kurtulamadan ölecekler. Zaten söz konusu yönleri nedeniyle milli bir ölü olarak yaşıyorlar, bedenleri ölmüş çok mu?

Bir Ülkücü genç düşünün, daha on sekizine bile gelmemiş; düşünün ki, daha kendini kurtaramamış ama Türk Dünyası’nı kurtarmanın sevdasında! Onun için de önce Türkiye’yi çağlar öncesinden çağlar sonrasına sıçratma derdinde! Düşünün o Ülkücü genci; ülkesini, milletini muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak için kendisine düşen görevin farkındalığıyla, her türlü nimete yüz çevirerek şahsi geleceği ile Türklüğün geleceğini birleştirmiş. Ulu ceddi Fatih Sultan Mehmet Han’ın daha yirmi birinde İstanbul’u Kızılelma yapmasından aldığı feyizle, insani ve milli bir ufukla Türklük ülküsüne hizmeti kızılelma yapmış. Bu Ülkücü genç, bir insanın daha başında kavak yelleri esmesi gereken yaşlarında, insani, milli ve fikri olgunluğa erişkinliğin muazzam bir tablosudur.

Ülkücülük, bütün milletlerin en büyük düşmanlarından biri olan nemelazımcılık hastalığından korunması için insana ergenlik döneminde yapılmış bir aşıdır. İnsanı, bütün hayatı boyunca insan sevgisi ve milli bir feyizle besleyen pınardır. Türk gencini, Türk’e sevda ile pişirip, Türk’ün hizmetine, Türk’ün emrine veren ulvi yoldur! Ve Ülkücüler, milli münafıkların nimete talimi emreden çıbanlı zihinlerinin aksine, idealist doğar, idealist yaşar ve idealist ölürler. Gençleri, gençliğinde zihin olgunluğuna eriştiren Ülkücülük, gelip geçici bir heves değil, insanlık şuuruna, milli varlığımıza bir zırhtır. Ülkücülük, yaradılış itibariyle diğer insanlara karşı bir olağanüstülük taşımayan insanı, milli inşadan geçirerek, zihnen ve fikren olağanüstü insan haline getirir.

Elbette Ülkücü gençlerin de cildinde yaşadıkları sivilce sorunları vardır. Nihayetinde Ülkücü gençler, bedenen değil, manen olağanüstü insan olan kimselerdir. Ülkücülük, insan cildinde çıkan sivilce, çıban vb. gibi şeylere karşı bir çözüm olmamakla beraber, milli münafıkların hayatları boyunca zihinlerinde taşıdıkları bu tarz şeylere ve nemelazımcılık hastalığına karşı etkili ve kesin çözümdür. Doktorların sivilceye sebep olan yiyecek ve içeceklerden uzak durmayı gençlere öğütlemesi gibi, Ülkücüler de, insanı milli şuurdan uzaklaştıracak sivilcelerden uzak tutma ve kurtarma görevi icra eden fikir doktorlarıdır. Milli münafıklar, sivilcelerinden kurtulup milli sevda yaşamak istiyorlarsa, en yakınındaki bir Ülkücüye başvursunlar!

Peki, Fatih Ergin, güzel söylüyorsun da, öve öve bitiremediğin Ülkücülüğe sivilce olarak bakanlara neden milli münafıklar diyorsun? Hadi bunlara münafık demen mantıklı da, millilikleri nereden geliyor? Nereden gelecek, bunların patentleri bu topraklara ait. Dünyada eşi benzeri yok hiçbirinin. Kim mi bunlar? İşte burada dünya ülkelerine bakmak lazım. Mesela Almanya. Alman sosyalisti, Alman komünisti halkların kardeşliği palavrasına aykırı şekilde evvela Alman Devleti’nin, Alman milletinin menfaatlerini düşünür. Fransız liberali, mensubu olduğu liberal partide etnikçiliğe göz kırpmaya kalsın da, görün bir halini! İngiltere’de koyu muhafazakâr bir İngiliz ile konuştuğunuzda, onu katışıksız bir İngiliz milliyetçisi sanarsınız. Yunanistan, yıllardır farklı siyasi yelpazelerden iktidarlar ile yönetiliyor. Peki, Yunanistan’ın Kıbrıs’taki Enosis hayallerinden zerre kadar sapma gördünüz mü? Arabistan’a gidin, Arap milliyetçisi olmayan bir tane din adamı bulamazsınız. Gelin Türk’ün ülkesine; bu saydıklarımın Türk’ün ülkesindeki karşılıklarının ortak özellikleri, Türklüğe alerjilerinin baskın yanları olmasıdır. Şimdi anladınız Ülkücülüğe gençlik sivilcesi olarak bakanlara neden milli münafık dediği mi? Mensubu olduğu, ekmeğini yediği bir milletin menfaatini düşünmeyip, o millete alerjili olup, o milletin derdi ile dertlenen, o milletin üzerine titreyen milli fikirlere sivilce olarak bakan ve bizden başka dünyada örneği olmayan bu kimseler milli münafıklarımız değil de nedir?