Türk Milleti’nin içinden yetişen ancak değeri yeteri kadar bilinemeyenlerden biridir Ömer Lütfi Mete. Sokaklarda sorsak Ömer Lütfi Mete kimdir diye üzülerek görürüz ki yeteri kadar tanınmıyor bu büyük münevver.

Aslında nereli olduğunu tahmin etmek çok da zor değil. Konuşmaları gibi, şiirleri gibi hırçın bir memlekette, Rize’de doğdu. 1970 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bırakıp Atatürk Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi ve kısa bir süre Edebiyat öğretmenliği yaptı.

1970’lerden itibaren çok sayıda gazetede çalıştı. Her çalıştığı gazetede farkını ortaya koydu. Şiirsel bir tadı vardı konuşmalarının ve yazılarının. Hele Gülce şiirini okuyanlar mest oluyordu.

“Uçurumun kenarındayım Hızır
Ulu dilber kalesinin burcunda
Muhteşem belaya nazır
Topuklarım boşluğun avcunda
Derin yar adımı çağırır
Dikildim parmaklarımın ucunda
Bir gamzelik rüzgâr yetecek
Ha itti beni, ha itecek
Uçurumun kenarındayım Hızır
Civan hazır
Divan hazır
Ferman hazır
Kurban hazır”

Genç kuşak onu dizi senaryoları sayesinde tanıdı daha çok. Deli Yürek bu anlamda tam bir dönüm noktasıydı. Kuşçu karakterinin hikâyelerini yazan Ömer Lütfi Mete, her bölümde adeta yeni bir manifesto açıklıyordu. Bir bölümde aşka sahip çıkmayı anlatıyordu, diğer bölümde Hz. Ömer’den dini bir kıssa. Herkes diziyi bırakmış Kuşçu bu hafta neyi anlatacak diye bekler olmuştu. Türk tarihi ve dini öğelerin bol kullanıldığı dizi o dönem birçok kişi tarafından belki de Kuşçu yüzünden çok sevilmişti.

Dizinin senaristlerinden Bahadır Özdener bu durumu şu şekilde anlatıyor: ‘’Türk dizi ya da film tarihinde 10 dakika boyunca konuşan bir karakter yoktur. Deli Yürek dizisinde ise Kuşçu 10 dakika konuşurken kimse sıkılmazdı. 90 dakika olsa dinlenirdi. Çünkü o güzel bir şeyler anlatıyordu ve o güzellikleri yazan Ömer Lütfi Mete’ydi.’’

‘Türklüğüyle gurur duyan, küçük Amerika olmakla gurur duyamaz’

Türk tarihine çok hâkimdi Ömer Lütfi Mete. 1950’de doğduğundan olsa gerek soğuk savaş dönemiyle ilgili anıları çok tazeydi. Bir konuşmasında şöyle anlatıyor İsmet Paşa ve Adnan Menderes dönemini: ‘’İsmet Paşa yüzünden Amerika’nın kayıtsız şartsız eyaleti haline geldik. Ardından Celal Bayar-Adnan Menderes dönemiyle birlikte Türkiye’yi küçük Amerika olarak görecek kadar küçük beyinler yönetildik. Yani Türklükle, Türk tarihiyle ilgisi olan küçük Amerika olmakla gurur duyamaz. Bugünün Amerika’sı 200 yıl önce sendin. Sen kendini dünyanın sıradan toplumlarından biri sayarsan ben sana şu şüpheyle bakarım. Sen kendini Türkün geçmişiyle özleştirmiyorsun. Sen başka bir şeysin. Ermeni ya da Rum isen anlarım. Türk tarihiyle ilgin yoktur. Hem Türk olup hem küçük Amerika istiyorum demek kadar küçüklük düşünemiyorum!’’

Ömer Lütfi Mete, Türk milliyetçiliği konusunda gerçek bir münevverdi. Onun yazdığı kitapları dikkatli okursanız ne demek istediğimi anlarsınız. İçi boş milliyetçiliğe karnı toktu. Yazdığı “Allahsız Müslümanlık” ve “Milliyetsiz Milliyetçilik” kitaplarının isimleri bile çok derin anlamlar içeriyor.

Milliyetsiz milliyetçilik kitabında yer alan şu cümleler günümüze ışık tutmakla kalmıyor bir Türk Milliyetçisinin nasıl olması gerektiğini de anlatıyor:

‘’Başbakanımızın kimlik sorununun çözümü için ortaya attığı Türkiyelilik kavramını asla benimsemem. Fransa’da da Fransızlardan başka kökenden insanlar vardır ama kimse Fransızlara Fransız demeyelim Fransalı diyelim şeklinde bir teklif ortaya atmaz. Hele bir Fransız Başbakanı asla böyle bir öneride bulunmaz, bulunmayı aklının ucundan bile geçirmez. Bu nedenle Türk yerine Türkiyeli demeyi önermek gülünçtür. Selçuklu Türk devleti ise, Osmanlı Türk devleti ise, Türkiye Cumhuriyeti de Türk devletidir. Bunu değiştirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Örneğin Yunanistan toprakları içerisinde Türkler var, Makedonlar var, başka küçük azınlıklar var. Ancak kimse Yunanistan’ın Grek adını tartışmıyor. Grek oradaki bütün unsurların ortak adı değil, ana gövdeyi oluşturanların adıdır. Kısacası Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan bütün unsurlar Türk kimliğinden rahatsızlık duymayacaklar. Esasen Türkiye Cumhuriyeti isminin tercih edilip de Türk Cumhuriyeti denmemesi yeterli bir denge seçimidir. Bu seçim Türklerin verebileceği azami tavizdir, Türklerin cömertliğidir. Türkiye’nin üzerinde şüphesiz ayrılıkçı bir balon uçuruluyor. Ancak bizim asıl sorunumuz genç insanımızı ülkesine bağlayacak değerler üretmememiz.’’

Yazımızı Ömer Lütfi Mete’nin şiiriyle bitirelim.

‘’Yiğidi gül ağlatır gam öldürür
Nice namert ava çıksa, tuzak kursa, kurşun atsa;
Yiğidi çökertmezse kahır.
Bir dem yar hüzünle baksa
Bir gönül gözüyle baksa
Yiğidi gül ağlatır, gam öldürür.
Düşman yılan olup soksa,
Dokuz kavim taşa tutsa;
Yiğidi çökertmez kahır.
Bir dem yar hüzünle baksa,
Bir gönül gözüyle baksa
Yiğidi gül ağlatır, gam öldürür.’’