Son dönemde tarih meraklılarının giderek dikkatini celbeden olayların belki de en başında İttihat ve Terakki Cemiyeti ve onun uygulamış olduğu politikalar gelmektedir. Yakın zamanlara kadar İttihatçılık bir “veba” İttihatçılar ise “vatan haini, Siyonist, mason, ırkçı, hesapız, İngiliz uşağı” olarak türlü sıfatlarla ötekileştirilmişti. Fakat gerçek bu mudur? İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ne olduğunu anlamak için tek bir soru yeterlidir. Ne yaptı bu İttihatçılar?

1) 1908’de, okumuş ve eğitimlerini derece ile bitirmiş subaylar “Meşrutiyet” için dağlara çıkarak sultana isyan bayrağı açıp cumhuriyetin ön hazırlığını yaptılar.

2) 1909’da meşrutiyeti boğmak isteyen bağnazlık ve tutuculukla doğrudan mücadeleye girişip 31 Mart Ayaklanmasını bastırdılar.

3) Siyasal birliğini geç tamamlayan İtalya sömürge arayışına koyulmuş ve gözünü bir Osmanlı toprağı olan Trablusgarp’a dikmişti. Bölgedeki birliklerin Yemen’de çıkan isyanlardan dolayı oraya kaydırılması da Trablusgarp’ı İtalyan işgaline savunmasız kılmıştı. İttihatçılar elbette vatan toprağını hiçbir reaksiyon göstermeden ellerinden çıkmasına izin veremezdi. Takvimler 1911’i gösterdiğinde İttihat ve Terakki’nin ileri gelen liderleri ve fedaileri teker teker Trablusgarp’a farklı kimliklerde hareket edip yerel halktan ve Senusilerden bir ordu oluşturup İtalya’nın iç kesimlere geçmesini engellediler.

4) 1912’de, Osmanlı ordusunun onlarca yıldır tebaamız olan Balkan uluslarına yenilmesi ve eski başkent olan Edirne’nin Bulgarlara vereceği haberi büyük bir infial yarattı. Bu olay İttihatçılar için bir namus meselesi idi. Enver Bey ve arkadaşları bu soysuz ve kaderci gidişata dur demek maksadıyla 23 Ocak 1913’te Bab-ı âliyi basarak Kâmil Paşa’yı istifaya zorladı. Kısa bir süre sonra ise Bulgarlara kaptırılan Edirne geri alındı.

5) 1912’de Balkan Savaşı’nda yıllardır hükmettiği topluluklara rencide olarak yenilen Osmanlı ordusu Enver Paşa’nın Harbiye Nezaretine getirilmesi ile kendisine çeki düzen vererek 1914’te dünyanın en gelişmiş ve en kalabalık ordularına dört bir yanda büyük savaşlar verdiler.

6) 1915’te, her yıl tekrardan kıvanç duyarak andığımız Çanakkale Savaşı, 1913’ten beri ülkenin kaderini elinde tutan İttihatçı subaylar tarafından verilmişti.

7) Yine 1915’te devletin beka sorunu olarak ortaya çıkmış olan Ermeni Tehciri kararı İttihatçı irade ile verilmiş bir karardı.

8) Son zamanlarda siyasiler onlarca İttihatçı subaylardan biri olan Mustafa Kemal nefretlerinden Çanakkale’ye bir rakip arayışına girmişlerdi. Birden 1916 yılına bakıverdiler. Karşılarında ne gördüler? Kut’ul Amare… Peki, Kut kuşatması ile İngilizlere tarihi bir hezimet yaşatan Nureddin Paşa, Ali İhsan Sabis Paşa ve soyadını bu kuşatmadan alan Halil Kut Paşa’nın ortak özellikleri neydi? Neredeyse her subay gibi İttihatçı olmaları… Hele ki Halil Kut Paşa’nın Enver Paşa’nın amcası olduğu öğrenilmesinden sonra “Kut” bir daha siyasiler tarafından ağızlara alınmadı.

Bunlar 1908’den 1916’ya kadar İttihat ve Terakki denince aklıma gelenlerden sadece birkaçı. Batı Trakya Cumhuriyeti, Bakü’ye Türk Ordusunun Girişi veya Basmacı Harekâtlarını bu listeye dâhil etmiyorum. Buradan çıkan tablo İttihatçıların abartısız ve kuşkusuz şekilde imparatorluğun ve Türk tarihinin son dönemine damga vurduklarıdır. Elbette İttihatçılar da Türk tarihindeki her cemiyet gibi hatalara malikti fakat bir imparatorluğun yüz elli yıllık geri kalmışlığını tek bir cemiyete yüklemek haksızlıktır. İttihatçılarla ilgili verdiğimiz bu kısa bilgilerden sonra kitabın kritiğine sağlıklı bir şekilde geçebiliriz.

*****

Hakan Boz’un editörlüğünde yazılmış ve kendisinin de kitapta makalesinin olduğu Vatan Namus İttihad kitabı şu alt başlıklardan oluşmaktadır.

1) ASAF ÖZKAN – JÖN TÜRKLÜKTEN İTTİHATÇILIĞA TARİHSEL DÖNÜŞÜM

Yazar bu bölümde başlıktan da anlayabileceğimiz üzere Jön Türk kavramı ile İttihatçı kavramı arasındaki benzerlikleri fakat bilhassa farklılıkları ele almıştır. İttihat ve Terakki ile ilgili genel kanı cemiyetin 1899’da İttihat-i Osmani adı ile Tıbbiyeli öğrenciler olan İbrahim Temo, Abdullah Cevdet gibi şahıslar tarafından kurulduğudur. Fakat bu cemiyet 1908 İttihat ve Terakkisinin doğrudan izdüşümü olduğunu söylemek güçtür. İttihat ve Terakki Cemiyetine ruhunu üfleyen topluluk muhakkak ki 1906’da kurulan ve içinde Talat Paşa’nın bulunduğu Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’dir. Cemiyet adını yurtdışında Ahmet Rıza Bey’in muhalif topluluğundan almış da olsa Makedonya’da yeşeren İttihatçılığın genetik kökleri Osmanlı Hürriyet Cemiyetinden gelmektedir.

Asaf Özkan’ın Jön Türkler ile İttihatçılar arasındaki temel ayrımlarından bazıları ise şunlardır:

  • Jön Türkler İttihat-ı Anasır siyasetini güderken İttihat ve Terakki zamanla İslâmcı ve Türkçü eksene kayma göstermiştir.
  • Jön Türkler ağırlıklı olarak bürokratlar ve aydınlardan oluşurken Osmanlı Hürriyet temelli İttihat ve Terakki gücünü subaylardan alan bir örgüttür.
  • Jön Türklerin fikri donanımı büyük oranda Fransa (Ahmet Rıza) ve İngiltere (Prens Sabahaddin) kaynaklıyken İttihat ve Terakki Cemiyeti Sultan Hamid’in başlatmış olduğu Alman-Osmanlı kader birliğini sürdürmüş ve sürdürmek zorunda kalmıştır.

2) ALTAY CENGİZER – ESKİ İMPARATORLUK SONA ERERKEN İMPARATORLUK İÇİN DİRENEN JÖN TÜRKLER

Altay Cengizer İttihat ve Terakki ile ilgili zihinlere kazınmış yanlış yargılar hakkında detaylı bilgiler vermektedir. Örneğin, Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na girmesi hep oldubitti olarak tanımlanmıştır. Fakat bizi bu savaşa iten yegâne olayın Ruslar ve İngilizlerin Reval’de Osmanlı’yı paylaşmış olmalarıdır. Osmanlı’nın ise kendisini aralarında paylaşan Ruslar ve İngilizlerin safında olabilmesi zaten mümkün değildi. Devletin namusunu koruyabilmesinin tek yolu bir ortaklıktan geçmekteydi ve bu ortaklık için tek aday da Almanya’dan başkası değildi. Öyleki, Rusya dış işleri bakanı Sazanov anılarında İngiltere’nin Rusya’nın boğazlar ve İstanbul üzerindeki taleplerini kabul ettiğini söylemektedir. Genellikle, İlber Ortaylı’nın “Osmanlı tarafsız kalmalıydı” tarzı yorumlarından destek alan bazı yazarlar için de Altay Cengizer Osmanlı maliyesinin tam takır olduğunu ve savaş başladığında devletin kasasında sadece 92.000 Lira olduğunu söylemektedir. Ne yazık ki ne devletin maddi yapısı ne de kendisini koruyamayacak denli gelişmemiş olması Osmanlı için Almanya’yı kaçınılmaz yapmıştır.

3) HAKAN BOZ – KİMLİK, İDEOLOJİ VE CEMİYET

Kitabın editörü Hakan Boz makalesinde İttihat ve Terakki’yi doğuran şeraiti anlatmış ve Osmanlı’nın son kurşunu olarak İttihat ve Terakki’yi göstermiştir. Yazar, İttihatçıları harekete geçiren yegâne olayın Makedonya sorunu olduğunu ve Avrupa’nın Makedonya üzerindeki emellerinin İttihatçıları tetiklediğini söylemektedir. Makedonya bölgesindeki devletlerarasındaki güç yarışı bazen öyle bir hal alıyordu ki Makedonya Osmanlı toprağı olmasına karşın bölgenin Umumi Müfettişi Hüseyin Hilmi Paşa bile bazen geri planda kalıyordu.

Yazarın bir başka tespiti de İttihat ve Terakki – Masonluk ilişkisidir. Murat Bardakçı’nın da dile getirdiği gibi Hakan Boz da İttihatçıların bir kısmının Masonluğu kabul etme sebebi olarak Sultan Hamid’in taviz vermeyen hareketleri olduğunu söylemektedir. Bilindiği üzere Sultan Hamid’in hafiyelerinin giremediği tek yer Mason Locaları idi ki bu da İttihatçıların arayıp da bulamadığı bir ortamdı.

Hakan Boz’un bahsettiği konulardan biri diğeri ise Yusuf Akçura’nın “Üç Tarzı Siyaseti” gibi Osmanlıcılık-İslâmcılık-Türkçülük akımlarıdır. Yazar bu siyasi fikirlerin yerine göre ve devletin beka sorununa göre zaman zaman yer değiştirdiğini ifade etmiştir.

4) GÖKBERK YÜCEL – COĞRAFYANIN İZİNDE SON OSMANLILAR: İTTİHAT VE TERAKKİ

Yazar Oğuz Kağan’dan Aşıkpaşazade’ye kadar bütün tarih yazımlarının bir tek ortak noktası olduğu vurgusunu yapmaktadır. Bu “Devlet-i Ebed Müddet” yani “Sonsuza Kadar Sürecek Devlet” vurgusudur. Türklerin teşkilatçılığı ve devlet kurmaktaki yetenekleri ve Çin ile birlikte dünyanın en kadim milletlerinden biri olması Gökberk Yücel’in tezini destekler niteliktedir. Ayrıca, Hüseyin Nihal Atsız’ın da bir dönem tarihimize katmış olduğu Türk devletlerinin birbirinden farklı olmadığı ve bunların her birinin bir diğerinin devamı olduğuna yönelik görüşü de “Devlet-i Ebed Müddet” tanımı ile aynı şeydir.

Yazarın dikkat çektiği diğer konulardan biri ise “Turan”dır. Turan kelimesinin ilk defa 1786’da payitahttan Buhara Hükümdarı Seyyid Ebulgazi Han’a yazılan mektupta geçtiği belirtilmektedir. İttihat ve Terakki döneminde ise Turancılık – Türkçülük bir politika olarak kullanılmıştır. Fakat bu Turancılık-Türkçülük akımı İslâmcılık ve Osmanlıcılık ile çatışma ortamı yaratacak bir konuma kesinlikle getirilmemiştir. I. Dünya Savaşı yıllarında Türk Ordusunun Kafkasya’ya ilerlemesi ve Türkistan’dan gelen sefirlerin Enver Paşa ile görüşmesi de İttihat ve Terakki’nin Turan’ı göz ardı etmediğinin bir başka örneği olarak kabul edilebilir.

5) NEVZAT ARTUÇ – İTTİHATÇILARIN İTTİHADI İSLÂM SİYASETİ

İttihad-ı İslâm yani İslâm birliği siyaseti ilk olarak Rusya’nın Orta Asya Müslümanları üzerindeki hükümranlığı ve baskısı üzerine ortaya çıkmıştır. Kelime olarak İttihad-ı İslâm ise ilk defa Namık Kemal tarafından 1872’de zikredilmiştir. İlerleyen dönemlerde ise İttihad-ı İslâm siyasetinin önemli simalarından olan Cemaleddin Efgani bu siyasetin kurucusu olmasa da canlandırıcısı olarak tarihte yerini almıştır. Efgani’nin II. Abdülhamid üzerinde de İttihat-ı İslâm siyaseti etkisi bıraktığı söylense de yazar bu etkinin çok uzun soluklu ve çok derin olmadığı görüşündedir.

İttihad-ı İslâm’ın İttihat ve Terakki önderleri üzerinde de ciddi bir karşılığı olduğu tartışılmazdır. Cemiyet zaman zaman görüşlerini revize etmiştir. Bu görüşlerden biri de muhakkak ki İslâmcılıktır. Bu siyasetin I. Dünya Savaşı’ndaki Arap İsyanlarına kadar sürdüğü de kabul edilebilir. İttihat ve Terakki ve İttihad-ı İslâm siyasetini görebileceğimiz yegâne olaylardan biri İttihatçı subayların akın akın Trablusgarp’a gönüllü olarak gitmeleridir. Gönüllü diyorum zira Trablusgarp’ı İtalyan emperyalizminden koruyacak bir ordu ne yazık ki Trablusgarp’ta bulunmuyordu. İttihatçıları Trablusgarp’a götüren temel unsurun Osmanlıcılıktan çok İslâmcılık olduğu açıktır. Örneğin İttihatçılar Bosna Hersek’in Avusturya tarafından ilhak edilmesine Trablusgarp’taki kadar reaksiyon göstermemiştir. Bunda şüphesiz ki İslâmcılığın etkisi görülmektedir.

Yine İttihat ve Terakki’nin İttihat-ı İslâm siyasetini görebileceğimiz bir nokta Enver Paşa’nın Hindistan’da İngilizlere karşı bir ayaklanma çıkarma girişimidir. Bu ayaklanma için Ubeydullah Enver Paşa’nın emriyle Hindistan’a gönderilmiştir. Yani cemiyetin bir numaralı adamı olan Enver Paşa’nın zihninin bir köşesinde de her zaman İslâm olduğu da açıktır

6) İLYAS KARA – İTTİHAT VE TERAKKİ DÖNEMİNE DAİR BİR İÇ POLİTİKA DENEMESİ: İSKÂN, BASKIN VE SUİKAST

Bir Yakup Cemil hayranı olan İlyas Kara’nın Bab-ı Ali Baskınına yer vermemesi elbet beklenemezdi. Şüphesiz bu baskında en faal üyelerden biri benim de İlyas Kara sayesinde sevdiğim Yakup Cemil idi. İlyas Kara anlatımına Bab-ı Ali Baskını ile başlamış ve İttihat ve Terakki’nin mutlak iktidarının baskının tarihi olan 23 Ocak 1913 olarak almıştır ki doğru olan da budur. Ne yazık ki kimi tarihçi zavat 1908 ile birlikte İttihat ve Terakki’nin Osmanlı politikasında tek söz sahibi olduğunu ileri sürseler de bu sağlıklı bir görüş değildir. İttihatçıların sorumlu tutulacağı tarih kıstası 1913 ve 1918 tarihleri arasıdır.

Bab-ı Ali baskınının başlıca sebebi Kamil Paşa hükümetinin Avrupalı devletlere ve Balkan devletlerine yeterli dik duruşu sergileyememesi ve Edirne’yi gözden çıkarmasıdır. İktidarın ele geçirilmesi ile birlikte ise sadarete İttihatçılara yakınlığı ile bilinen Mahmut Şevket Paşa’nın getirilmesi olmuştur. Mahmut Şevket Paşa sadarette kısa bir süre kalmış ve kendisi bir komplo sonucu şehit edilmiştir. Bu hareket İttihat ve Terakki’yi Abdülhamid dönemindekinden daha sert olmaya itmiştir. İdamlar ve sansür birbirini takip etmiştir.

Makalenin bir başka başlığı ise İttihat ve Terakki’nin İskân siyasetidir. Balkan bozgunu ile yerlerinden edilmiş Evlad-ı Fatihanlar Batı Anadolu’ya iskân edilmiştir. Fakat bu iskân rasgele yapılmamıştır. Rumların çoğunluk olduğu noktalara aktarılan Türk nüfusu ile birlikte ileride olabilecek bir felaketin veya ayrılıkçı hareketin önüne geçilmeye çalışılmıştır. Bunun faydasını ise Kurtuluş Savaşı sırasında görebilmemiz İttihatçılar tarafından sağlanmıştır.

7) FEROZ AHMAD – İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN DIŞ POLİTİKASI

İttihat ve Terakki araştırmaları ile bilinen Feroz Ahmad bu bölümde cemiyetin dış politikasını yıllara göre sıralamıştır. II.Meşrutiyetin ilanı ile birlikte İttihat ve Terakki etrafındaki dünyada yalnız kalmamak amacıyla Ahmet Rıza ve Nazım Beyleri 1908’de önce İngiltere sonra ise Fransa ile siyasal pakt hakkında görüşmeleri için temsilci olarak göndermişlerdir. Tabi, İttihatçıların sahneye çıkmasından önce Osmanlı Fransa-İngiltere-Rusya arasında paylaşıldığı için bu görüşmeden herhangi bir sonuç alınamamıştır.

İttihatçılar ülkenin beka sorunundan ve Rusya’nın İstanbul üzerindeki emellerinden dolayı Paris ve Londra’ya tekrardan heyet göndermişlerse de yine istenen sonuç alınamamıştır. Rusya’nın İngiltere ve Fransa için daha kıymetli olduğu aşikârdı.

Osmanlı’nın belki de son dönemini yöneten Rus korkusu bir kenara bırakılıp bu sefer de Rusya’nın kapısı çalınmıştır. Dış işleri bakanı Sazanov Türk heyetine “İngiltere ve Fransa onayı alınmadan sizinle anlaşamam” demiştir. Bu Osmanlı’nın Avrupa siyasetinde ne kadar göz ardı edildiğini de açıkça göstermektedir.

Kararlarını vermiş olan Avrupa’ya karşı elimizdeki tek seçenek olarak Almanya kalmıştır. Yani sürekli idefiks olarak zikredilenin tersine İttihatçılar “İlle de Almanya” diye yanıp tutuşmamalıdır. Bu ortaklığa başlarda Almanya da karşı çıksa da II. Wilhelm’in araya girmesiyle 4 Ağustos 1914’te Osmanlı-Alman ittifak namesi akdedilmiştir.

Feroz Ahmad’ın şu sözleri Osmanlı’nın son dönem dış politikasını özetler: “Jön Türkleri İngiliz, Fransız ya da Alman yanlısı olarak görmek yanlıştır, çünkü onların büyük güçlere karşı tavırlarını günümüzde ‘Ulusal Çıkar’ sözüyle anlatılmak istenen şey belirliyordu; şu ya da bu güce duyulan öznel eğitimlerle bir ilgisi yoktu bunun.”

8) OĞUZHAN MURAT ÖZTÜRK – DÖNEM HATIRATLARI IŞIĞINDA İTTİHAT VE TERAKKİ

Yazar bu makalede hatıratlara göre İttihatçılar arasındaki benzerlikleri, sanata olan sevgilerini ve kadına olan tutumlarını ele almıştır. Hafız Hakkı Paşa’nın kadınlar hakkında söylemiş olduğu söz dikkate şayandır: “Türk kadınlarına yalnız ev hizmetçiliği veren kara cahillerden iğreniyorum, nefret ediyorum.”

Tabi konu İttihat ve Terakki olunca Enver Paşa’dan bahsetmemek pek de mümkün değildir. Ziya Şakir’in Enver Paşa hakkındaki tasviri de dikkat çekicidir: “Kendisine hitap edildiği zaman bir genç kız gibi göğsüne kadar kızaran narin bir delikanlı…Güzel, şirin. Tam manası ile yakışıklı. Yüzünün hatları son derece düzgün. Bu sevimli çehrenin en kuvvetli tarafı gözleri. Bu gözler biraz sert ve haşin olmakla beraber, bakanların kalbini büyüleyecek kadar sehhar… Az konuşur, az güler…”

9) MEHMET DOĞAN – FİKİR SİYASET SARMALINDA İTTİHAT VE TERAKKİ ETKİSİ

Yazar yazmış olduğu makalesinde İttihat ve Terakki ile birlikte özellikle basın ve yazın konusundaki çalışmaları ele almıştır. Bunlardan en şaşırtıcı olanı II. Meşrutiyetin ilanıyla beraber 120 olan gazete sayısının meşrutiyet sonrasında 6 katına çıkmış olmasıdır. Meşrutiyetin basına bir özgürlük ve çeşitlilik getirdiği açıktır.

Yazarın sürekli Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin’e yaptığı atıf ve açıklamalar da dönemin İttihat ve Terakki olduğunu düşündüğümüzde gayet isabetlidir. İkilinin Türk dili sadeleştirmek için çok istekli olduklarını bu sebeple bazı edebi akımları hedefe koydukları yazar tarafından ortaya konmuştur. Mesela Ömer Seyfettin’in sanat sanat içindir anlayışı ile yaşayan Servet-i Fünuncuları hedef tahtasına koyup onları “Dünküler” olarak tanımlaması ve onları Fransız taklitçiliği ile itham etmesi Seyfettin’in Türk diline olan aşkından geliyor olsa gerek. Bu edebi akıma kendini kaptıran şairler için de “Yalnız, çalmışlar, çalmışlar, çalmışlar, eserlerinin isimlerini bile Fransızcadan aynen aşırmışlar” demesi Seyfettin’in dili sadeleştirme konusunda karşısına çıkanlara ne kadar tavizsiz ve açık sözlü olduğu konusunda önemli bir alıntıdır.

Hakan BOZ, Vatan Namus İttihad, İttihat ve Terakki Cemiyeti, Historia Kitap, 1. Baskı, ISBN: 4058142107