Şubat 2018 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2018 

KIRIM’DA İKİ TÜRK

Aynı anne ve babadan doğmadıkları, aynı yerde çamura bulanmadıkları halde birbirine o kadar çok benzeyen insanlar vardır ki bunlarla karşılaştığınızda sanki birbirlerine aynı tablo içinde gülümseyen iki kardeş gibi sarıldıklarına şahit olursunuz. Tarihin içinden çekip aldığım, hayallerimde yeşerttiğim iki güzel insanın ağzından şu güzel Kırım türküsünü dinler gibi huşuya kapılıp; ‘‘Dilde birlik, işte birlik, fikirde birlik’’ sloganının derinliğinde boğulmak üzereyken kendime geldim.

Bahçelerin Meyvaları Bal İle Şerbet

Sularını İçe İçe Toyalmadım Men

Men Bu Yerde Yaşalmadım Yaşlığıma Toyalmadım

Vatanıma Hasret Kaldım Ey Güzel Kırım

Bala Çağa Vatanım Dep Köz Yaşın Döker

Kartlarımız Emenç Yayıp Dualar Eder

Men Bu Yerde Yaşalmadım Yaşlığıma Toyalmadım

Vatanıma Hasret Kaldım Ey Güzel Kırım

Yüzyıl öncesinden günümüze atılan bir nara gibi o dönem ki fikri beyanatın bugün sadece bir duvar yazısından ibaret olmadığını anladım. Bir şahsın arzusunu azmine katarak neler yapabileceğini gösteren İsmail Gaspıralı ve Fatih Kerimî’den söz ediyorum. Yolları Kırım’da kesişen iki mütefekkirin beslendiği kaynaklar onları aynı havuzda kucaklaştırmış. Çok gezen ve çok okuyan aynı zamanda iyi birer gözlemci olan iki Türk’ün birden fazla yabancı dile hâkim olmalarının yanında çağın kitle iletişim araçları olan gazete ve romanlarla da tarihe not düşmekle kalmamış, savundukları görüşlerin bizzat uygulayıcısı olarak kendilerinden sonra gelenler için rol model olmuşlar. Gaspıralı Tercüman’da yazarken Kerimî Vakit gazetesinde keskin siyasi yazılarıyla belirmeye başlar yeniliklerin din düşmanlığı olarak algılandığı bir devirde cedidcilik hareketinin öncüleri haline gelirler. Eski ve geri ne varsa yeni ve modern olanla değiştirmeye amaçladıkları o yıllarda Türk Dünyası’nın sorunları yıllar sonra dahi değişmeyerek zamanın işleyişinin rakamlardan ibaret olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatırlar. Tarih her millet için gerekli olan yeniliklerin zamanı geldiğinde tekerrür ettiğini göstermekteki hünerinden vazgeçmiyor. Türk Dünyası’nın siyasî, ekonomik, sosyal alanlardaki sıkıntıların yüzyıl önce de eğitimle aşılacağı söylenirken bugün de aynı sözleri duyuyoruz. Lakin nedense siyaset hep eğitimin önünde bir engel olarak dikilip duruyor. İki nutuk atmakla sorunların çözülmeyeceği apaçık ortadayken asıl meseleleri bırakıp tali işlerle vakit geçirmenin bize vereceği acıları önceden fark edenler dün olduğu gibi bugünde yapması gerekenlerle uğraşanlardır.

Kazan Türkleri ve özellikle Rusya’daki Türklerin gayri resmi de olsa lideri olan Fatih Kerimî’nin liderlik vasfı Bahçesaray’da Belediye Başkanlığı yapan İsmail Gaspıralı’nın ise yönetici olması kültürel alanda hizmet etmelerini engellememiş aksine bugün anılmalarında en büyük katkıyı neşriyat yoluyla fikirlerinin kültürel iktidarıyla gerçekleşmiştir. Türk birliği iki dudağımızın arasında saklıyken bağların kopması da dil yarasıyla olduğunu gören Gaspıralı yaptığı planlı çalışmalar neticesinde kendi halkının birliğini sağlarken milletimizin diğer unsurlarına yöneldiyse de başarılı olamamıştır. Bunun temelinde birbirinden kopuk yaşayan biri diğerini anlamakta zorlanan Türklerin dil sorunu yatar ki Ruslaştırma politikası işin tuzu biberi olmuştur. Yapılan planlı çalışmalar sayesinde Türk coğrafyasında yaşayan Türk topluluklarına ayrı ayrı alfabeler verilmiş, lehçeler ve yerel ağızlar edebi dilmiş gibi sunularak iplerin kopması sağlanmıştır. Anlaşılma oranı düşünce dilde kimlik gibi bozulmaya gitmiş kimi ordu içinde yükselen bir komutanın ismini etnik kimlikmiş gibi benimsemiş ve kendini ayrı bir millet olarak görmeye başlamış, kimi siyasi işbirliği gereği kendisini asimile etmeye çalışanlar arasında erimeye başlamış git gide farklılaşmaya özünden kopmaya başlamıştır. Bugünün sorunları yalnız bunlarla bitmiyor, okullarımız modernleşme yolunda ilerleme kaydetse de zihinlerdeki ikilik hala devam etmekte bunun içinde devletin yasa çıkarması gibi basit bir yöntemle kurtulacağımız düşünülmemelidir. Halkımız merdiven altı mollalarının peşine takılmayı Kâbe’ye Hacca gitmekle eş değer tutması bugünün sorunu gibi görülse de dünkü sorunların bugünlere mirasıdır.

Geçmiş övündüklerimizin yanında utançlarımızı da barındırması hasebiyle ders alınmaya değerdir. Tarih tekerrür etmese de kafiyelidir diyor bir düşünür. Dünün uyaklarıyla bugünün redifleri birbirlerinden kopmamışsa aynı şiir aynı ses tonuyla okunup gidecektir. Hem dinleyenler hem de okuyanlar için paraziti andırsa da gerçekler tozpembe hayallerin daima önünde gelir. Fatih Kerimî’nin sözleri tarihe atılan imza gibi durum tespitidir. Eğer bu yazılardan haberi olduğunu biliyor olsaydık sanki kulağına söylenmişçesine İsmail Gaspıralı’nın yaptıkları da bunlara cevap niteliğinde olurdu. Kerimi diyor ki: ‘‘Müslüman’ca muallimlerin öğrencilere İslamiyet’e dair hakiki ve faydalı hiçbir şey bildirdikleri yoktur. Manasını hiç bilmeyerek Kur’an okumaya, Muhammediye, mevlid söylemek gibi şeyler öğretmekle vakit geçiriliyor.’’[i] İşin daha da kötüsü bugünkü ilgisizliğimizin dünküyle aynı olduğunu kanıtlar nitelikte olan şu ifadeyi de aktarmadan edemeyeceğim. Durumun ciddiyetini en iyi böyle anlatabilirim: ‘‘Müslüman çocuklarına kendi din ve lisanlarını okutmaya hükümet tarafından müsaade verildiği halde, Müslümanlar hiçbir vakit bunlara liyakatli muallimler tayin edip çocuklarına kendi din ve lisanlarını öğretememişler ve öğretmiyorlar.’’[ii] Ülkeye gelen her yeniliği din dışı ve gâvur icadı görüp kestirip atmanın yanında yüzünden okuyup hiçbir şey anlamadığı halde ömrünün beş senesini medreselerde çürüten gençlerin o günkü halini okuyup üzülmemek elde değil. Hep kötü şeyler anlatacak değiliz ya bu durumun farkında olan Fatih Kerimî’nin bize anlattıklarını bire bir yaşayan İsmail Gaspıralı hastalığı fark etmesiyle meydana çıkar. Uygulamaları önceleri küçük bir alanda sınırlıyken yayın yolunu kullanarak geniş kitlelere seslenme fırsatı bulur. Sesine karşılıkta alınca nihayet o sözün bugünlere gelmesine vesile olurlar. Ne diyordu o ses: ‘‘Dilde birlik, işte birlik, fikirde birlik.’’

Gaspıralı okuma eyleminin kemale ermesi için anlama becerisinin aktif hale getirilmesi gerektiğini biliyordu. Bir pedagog gibi hareket etmiş, eğitim verdiği okullarda heceleme yöntemi yerine savtiye dediğimiz, bugün de kullandığımız ses temelli, fonetik yönteme geçmişti. Diğerine nazaran daha hızlı bir şekilde okuma yazmaya geçen öğrenciler artık kendi dillerinde yazılan eserleri anlayabiliyordu. Dini kitapları da seslendirmek yerine okumayı yani eylemin asıl manasını yerine getirmeyi anlamayı tercih ettiler. İsmail Bey, halka açık yaptığı gösterimlerde bu sistemle başarılı olan çocukların tanıtılmasıyla işi iyice ilerletmiş halkının desteğini de arkasında hissetmeye başlamıştı. Ardından halkının birliğini sağlamak, ilimde ilerlemesini görmek ona yetmedi. Tercüman aracılığıyla bu yöntemi diğer Türk topluluklarına ve Müslüman milletlere ulaştırmaya girişti amacı bugün de en büyük sorunlarımız arasında gördüğümüz dil birliği meselesini aydınlığa kavuşturmaktı. Denedi, maalesef başarılı olamadı. Başarısızlığı kullandığı yöntemden değil İstanbul Türkçesini benimsemesinden kaynaklanıyordu. Rusya içinde yaşayan Türklerin bu dili anlamasına imkân bulunmuyordu. Kullanılan dilin: ‘‘Kırım’dan Herat’a İstanbul’dan Kaşgar’a kadar yalnız aydınlar tarafından değil, bütün Türkler tarafından anlaşılması gerektiği fikrini öne sürüyordu.’’[iii] Dilde birlik olduğunda işte birliğin daha kolay olacağı en sonunda fikirde de birleşeceğimizin keskin inancını taşıyan İsmail Bey çağdaşı Kerimî gibi kadın hakları konusunda tarihsel dönemin içinde aydınlıkçı fikirleriyle yerlerini almışlardı. Kadınları okuması, faal olarak günlük yaşamdaki yerini alması gerektiğini düşünen aydınlarımız yazdıklarıyla halkı bu fikre sıcak bakmaya sevk etmişlerdi. Gaspıralı’nın dua meclisinde yaptığı bir konuşmada dinleyiciler arasında bulunan Fatih Bey aynen şu sözleri işitmiş ve onaylamıştır: ‘‘Milletin istikbâli hayatı ve bekâsı kadınlarımızın elindedir. Onlar eğitimli, terbiyeli ve ahlâklı olursa, milletin istikbâli açık, değilse milletin hali harap, istikbâli berbattır.’’[iv]

Görüşleriyle kutup yıldızlarımız arasında yerine alan bu iki şahsın hizmetleri Türk milliyetçilerinin halkımıza öğretilmesi hususunda kendilerine görev edinmeleri gerektiğine inanıyoruz. İsmail Gaspıralı’yı Rusların dünyada etkisini arttırdığı dönemler nedeniyle çok geç de olsa bugün biliniyor ve Fatih Kerimî de hızla zihinlerimizdeki yerini alıyor. Bu yazımızda okuyucuda az da olsa merak uyandırmaya çalıştığımız Türk büyüklerini tanıtarak yeniden büyük devlet adamlarının yetişmesine katkıda bulunmak istedik. Çünkü inanıyoruz ki büyük liderlerin beslendiği kültürel birikimler vardır. O birikimleri bulup çıkarmak fikirlerimizi diri ve zinde tutar. Manevî birliği sağladığımız zaman gelecek nesillerin siyasi birliği sağlaması daha da kolay olacaktır.

 

[i] Fatih Kerimî, Kırım’a Seyahat, Post Yayınları, İstanbul 2017, s.72

[ii]Kırım’a Seyyahat, s.73

[iii] Prof. Dr. Nadir Devlet, Unutturulan Türkçü, İslamcı, Modernist İsmail Gaspıralı, Başlık Yayın Grubu, İstanbul 2011, s.98

[iv] Kırım’a Seyahat, s.98

Benzer yazılar