Size Azerbaycan’ı anlatmak belki benim için Tanrı Dağı’nda uluyan bir kurdun sesini duyurmaya çalışmak gibi zor. Zira hiç görmedim Azerbaycan’ı, hiç yürümedim Bakü sokaklarında, hiç izim yok ne kaldırımında ne taşında. Girerken Nuri Paşa muzaffer ordusuyla ben orada yoktum. Kurtulurken Azerbaycan kızıl devin zincirinden doğmamıştım daha ama ben Azerbaycan’ı Ahmet Cevat’ın dalga dalga özlem kokan mısralarında tanıdım. Yel yel esen selamında tanıdım Kafkasların. Belki üç renkli bayrağın gölgesinde değildim ama rüzgârında derin bir nefes çektim Kafkaslar’dan esen yellerin. Karabağ’da Mübariz’dim ben, Hocalı’da bir damla gözyaşı. Ve toprağımda buldum toprağını, bayrağımda bizzat gördüm can Azerbaycan’ın kanını.

Size kimi anlatsam şimdi damarımda kanımdır. Ve neresinden söz açsam Azerbaycan’ın benim haritamdır.

28 Mayıs 1918’de yıkılmakta olan bir imparatorluğun son alevlendirdiği büyük bir ateşti Azerbaycan, tarihteki ilk Türk cumhuriyeti olarak. Bağımsızlığından iki yıl sonra yani 1920’de kızıl Rusya tarafından işgal edildi. Ama Türk milleti -daha önce defalarca olduğu gibi- esir düşerse hürriyet için ömrünü feda edecek ve elbet hasret duyduğu bağımsızlığa ulaşacaktır. Mehmet Emin Resulzade’nin “Azerbaycan” dergisindeki şiiri Türk’ün bu fıtratını mükemmel anlatır.

Azeriler sarsıldı bu darbeden

İstilaya karşı isyanlar oldu

İstiklali bir kez tatmış bu millet

“Hürriyet” fikrine candan vuruldu

 

Milli fikir tohumları serpildi

Islattı toprağı akan kızıl kan

Bu ekinden yarınki baharda

Elbet biter bir yeni Azerbaycan

Ve bitti de sokakta vahşice temelsizce kurulan bu kızıl düzen yıkıldı ve yeni bir Azerbaycan çıktı ortaya. Resulzade o günü göremedi ama gözünün açık gittiğini hiç sanmıyorum. Şiirinde de görüldüğü gibi o yalnızca bağımsız bir Azerbaycan’ın hayalini görmüyor, esaret nedir bilmeyen Türk’ün değişmeyen kaderini haber veriyordu bize. Bu Türk’ün değişmeyen ruhunu hatta yaratıcının Türk milletine bahşettiği bağımsızlık arzusunu ve İstiklal şuurunu gösterir. Zira dünya üzerinde istiklal aşkıyla canından geçebilen çok az millet vardır. Bu ruh ve onulmaz aşk dönem, şart ve devlet fark etmeksizin her Türk evladının kanında vardır. Kürşat’ı yalın kılıç Çin sarayına götüren, Ahmet Cevat’ın kalemini Karadeniz’in azgın sularına batırıp damla damla bayrak hasretini anlattığı ruh bu yüce ruhtur. Bu aşk Sakarya’da Mustafa Kemal’in Akdeniz’e dönük kılıcı, Karabağ’da Mübariz’in eğilmeyen başıdır. İstiklal aşkı milleti millet yapan insanların kalbinde filizlenir. İnsan, hayat denilen ölüm ve doğum arasındaki süreçte kutsal bir görev ile vazifelidir. Her insan kendinden sonraki nesillere varoluş sebebini anlatmalı ve Allah’ın milletlere bahşettiği özellikleri kendi milletine aktarmalıdır. Bu bağlamda Türk bağımsızlık aşkını evladına aktarmalı ve en büyük üstünlüğünün ataları ve tarihi olduğunu bildirmelidir. Her şanlı Azerbaycan eri Allah’ın Türk’e bahşettiği bu bağımsızlık ruhunu atasının elinden almış ve 100 yıl önce bayrağını Kafkas dağlarına asmış, türküsünü Karadeniz’in azgın sularına duyurmayı başarmıştır. Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu destekli Azeri Türkleri vatanlarına uzanan pis elleri kesmiş Türkî devletlerin içindeki ilk cumhuriyet özelliğini taşıyan, havası istiklal kokan bu devlet, mavisi Türklük’ü, kırmızısı çağdaşlığı ve yeşili İslam’ı simgeleyen üç renkli bayrağıyla zulmün bağrından kurtulup öz toprağında kök atmıştır. Azerbaycan’ın bağımsızlığı ve mübarek mücadelesi kadar önemli bir nokta bayrağıdır. Zira Osmanlı devleti Ümmetçilik, B,atıcılık, Turancılık kavramlarından tutunacak dal ararken Azerbaycan hiçbir tanesinin geride bırakılamayacağını düşünmüştür. Mehmet Emin Resulzade 1915’de yayınlanan “Açıksöz Gazetesinde” her millet özgür yaşayıp aynı zamanda gelişmek için üç esasa dayanmak zorundadır: Din, Dil ve Zaman… Dil olarak biz Türk’üz milliyetimiz de Türk’tür. Din olarak Müslüman’ız. Her bir din insanlar arasında ortak bir medeniyet meydana getirmiştir ki bu medeniyette insanlık tarafından kabul edilen ortak değerlere sahip çıkmayı gerektirir. Dönem olarak da biz teknik, ilim ve fennin mucizeler yarattığı bir süreç içerisindeyiz. Demek ki sağlam, güvenilir ve uyanık idealleri olan bir milliyet yapısına sahip olmayı istersek ki zaman bunu talep ediyor, mutlaka üç esasa sarılmalıyız: Türkleşmek, çağdaşlaşmak ve İslamlaşmak.

Mehmet Emin Resulzade’nin de yazısından anlaşılacağı üzere Azerbaycan yalnızca toprağın istiklalini kurtarmakla kalmamış, milli devlet bilincini ve milli devlet istikbalini de aynı zamanda düşünmüştür. Azerbaycan’ın devlet, kültür ve tarih alanında da tam bağımsızlığını kazandığını gösterir. M. Emin Resulzade, Bahtiyar Vahapzade, Ahmet Cevat, Ali Bey Hüseyinzade gibi aydın fikir adamlarının öngörü ve kalitesinin bir eseridir.

Yıllarca Çarlık Rusya’sı ardından kızıl ordu belasıyla istiklal mücadelesine giren şanlı Azerbaycan, yakın zamandan beri Ermeni belasıyla mertçe ve özünü unutmadan mücadele etmektedir. Osmanlı’nın son döneminde ve Cumhuriyetimizin yakın döneminde Türk’e karşı her türlü hainliği yapmış bu millet her defasında Türk’ün çelik yumruğunu suratına yemiştir. Bu yumruk yeri geldiğinde Kazım Paşa, yeri geldiğinde Mübariz İbrahimov, yeri geldiğinde Ramil Seferov’dur. Ancak günümüz dünyasında bile esir soydaşlarımız bir bozkurt sesi beklemektedir. Abdürrahim Karakoç’un da şiirinde bahsettiği gibi;

“Bilir misin Kardeş Türk illerinde

Havada yıldızlar, dağda kar üşür

Tutsak soydaşların türkülerinde

Dört mevsim ötede bir bahar üşür”

Biz bu baharın Azerbaycan’a geldiği gibi geleceğine eminiz. Ancak bugün elimizden dua etmekten başka bir şey gelmiyor. Biliyoruz ki Türk esir olmaz. Elbet bitecek bu tutsaklık bugün değilse de yarın. Bozkurt bakışlı yavruların da, bir şahin edasıyla dalga dalga bayraklarında ve başbuğların dokuz tuğunda gördüm. İstiklal kanında var ey Türk. Bozkurtlar uluduğunda gök bayrak altında yeniden tarihini yazacaksın.

 

GÖKÇEN