Başbuğ Alparslan Türkeş kimdir? Bu soruya cevap verebilmek adına ve Türkeş’i bilinen ya da bilinmeyen yönleriyle tanıtmak gayretiyle yazılmış çok kıymetli eserler bulunmaktadır. Bunların bir kısmı kendisinin konuşma metinlerinin ya da imzasını taşıyan eserlerin tahlili ile ortaya konmuştur. Kronolojik metot kullanılarak hazırlanmış kimi eserlerle hayat hikâyesi anlatılmıştır. Kendisini tanıyan, hakkında anlatacak anıları olan ve bizim neslimizce şanslı olarak atfedilen büyüklerimizin hatıralarının derlenmesi şeklinde oluşan eserler de vardır. Hakkındaki tüm eser ve anlatılar bambaşka konulardan bahsetseler de çok net bir biçimde müşterek bir gerçeğe işaret etmektedir; Başbuğ Türkeş tartışmasız şekilde “liderlik” yapmıştır.

                Günümüzde farklı mecralarda devam eden kavgaların mühim maddelerinden biri de “liderlik” sürecidir. Ülke yönetiminden derneklere, eğitim kurumlarından bakanlıklara kadar hemen her alanda liderler ve liderlik süreci tartışılmaktadır. Muhteviyatı itibariyle çok farklı olan bu olgu ve kavramların gelişi güzel kullanılması neticesinde karşımıza zihnî bulanıklıklar çıkmaktadır. Hem zihinlerimizi berraklaştırmak hem de iddia ettiğimiz hususu, Başbuğ Türkeş’in tartışmasız şekilde “liderlik” yaptığını, izah etmek adına evvela kavram, süreç ve olguların tanımları üzerinde müşterek bir bilgiye sahip olmak zorundayız.

Lider kimdir? Liderlik nedir?

                Lider (ya da önder) kavramı günümüzde; kitleleri peşinden sürükleyen demagoglardan umut tacirlerine, demokrasi bezirgânlarından yıllanmış politik aktörlere kadar envai çeşit tipoloji için kullanılmaktadır. Sivil toplum hareketlerinin önderleri, siyasî parti genel başkanları, toplumsal ya da dinî kanaat önderleri ve daha nice parlak sıfatlara sahip bu tiplere eklemlenmiş, kurtarıcı ve kolaylaştırıcı bir olgu olarak kullanılan ‘lider’i, algılarımızı tümden yenilemeden kendimize konu edinemeyiz. Öyleyse sormak gerekir: Lider kimdir? Liderlik nedir?

                Lider(ya da önder) tanımlamasına geçmeden önce lider ile yöneticinin eş anlamlı olmadığını belirtmek zorundayız. Şöyle ki yöneticilik rolü olmayan liderler ya da lider niteliklerine sahip olmayan yöneticiler olabilir. Liderin resmî yetkilerle donatılması şart değildir. Buna karşın yöneticinin insanları etkileme aracı, bulunduğu makama verilmiş olan yetki ve yaptırım uygulama hakkıdır. Yöneticilik bir meslek uygulamasıdır ve yönetici işleri doğru yapan ya da yapması beklenen kişidir. Eğer sorumluklarını yerine getiremez ya da beklentileri karşılayamazsa hak ve yetkilerinin elinden alınması gündeme gelebilir. Lider ise “doğru işleri yapan” kişidir.

                Yapılan çalışmalara bakıldığında üzerinde görüş birliği sağlanmış lider tanımlaması olmadığı, farklı bakış açılarıyla kavramın ele alındığı görülmektedir. Değineceğimiz ilk görüşe göre bir kişinin lider olarak kabul edilmesi ve diğerlerini etkilemesinin nedeni bu kişinin sahip olduğu özelliklerdir. Dikkat çekici ve farklı fiziksel özellikler, güçlü kişilik, etkileyici hitabet, keskin zekâ ya da cesaret… Tüm bunlar insanları etkiler ve lider olarak görülmeyi kolaylaştırır. Liderin yalnızca bu özellikleri ile tayin edilemeyeceği düşüncesi lider tanımlamalarında bir diğer görüşü karşımıza çıkarmıştır. Liderin gösterdiği davranışların ve grubu oluşturan insanlarla ilişkilerinin, liderin özelliklerinden çok daha elzem olduğu iddiasıyla ortaya çıkan bu görüşe göre; insanlara destek olan, onlarla samimi ve aynı zamanda düzeyli ilişkiler kurabilen kişilerin lider olarak görülmesi daha kolaydır. Güven verebilen, sorunlar karşısında yılmadan çözüm geliştirmek için çalışan, daima hedeflerin ehemmiyetini hatırlatan ve en önemlisi de insana insan olduğu için değer verenler lider olmaya diğerlerine nazaran bir adım daha yakın görülmüştür.

                Her iki yaklaşım da lideri dış etmenlerden, çevreden ve değişen durumlardan bağımsız değerlendirmiş ve tanımlamaya çalışmıştır. Ne var ki liderin faaliyet ve düşünceleri takipçisi olan insanlardan, gayelerin niteliğinden ve bu gayelerin gerçekleştirileceği çevrenin özelliklerinden etkilenmektedir. Temel dayanağı kabaca bu şekilde özetlenebilecek durumsallık yaklaşımına göre; farklı değişkenlerce belirlenen ve sürekli bir dönüşüm halinde olan durumlar ve olaylar karşısında ‘doğru’ kararları verebilmek lider için temel sorundur. Yalnızca kişisel özellikleri ya da davranışları, bu sorunun çözümünde lidere yeterli gelmeyecektir. Lider, değişim ve dönüşümlere doğru tepkileri verebilme, en uygun seçeneği bulma ve uygulama ama en önemlisi bunları hedeflerden sapmadan ve değerlerden taviz vermeden yapabilme yetenek ve kararlığına sahip olmalıdır.

                Özetlemeye çalıştığımız yaklaşımların tümünden hareketle tek ve değişmez bir lider tanımlaması yapmak çok da mümkün görülmemektedir. Bu imkânsızlığın arkasında yatan neden, kavramı veren değerlerin fazlalığı ve buna bağlı ortaya çıkan yanlış kullanımlardır. Başta da belirttiğimiz gibi; devlet idaresinde, siyasî ve içtimaî teşekküllerde, beşerî münasebetlerde, kısacası insanın bulunduğu her mecrada sevk ve idare halinde olanların tümü için, ayrım gözetmeksizin “lider” kavramı kullanılmaktadır. Parti genel başkanları, dernek, vakıf ve diğer STK yöneticileri, şirketlerde farklı pozisyonlarda görev alanlar ve hatta bazı aile fertleri, her nasıl oluyorsa, aynı kavramla tanımlanmaktadır. Bu hem şaşırtıcı hem de anlaşılır bir hâldir. Bir kişinin fiziksel ve kişilik özellikleri dikkate alındığında liderde olması muhtemel niteliklere sahipse bu kişi “lider” olabilir. Aynı şekilde davranışları bir lideri andırıyorsa hemen “lider” ilan edilebilir. Yani yöneticiler, akıl hocaları, yol göstericiler ya da fikrî öncülerden “lider” çıkarmaya çalışıyoruz.

                Zorlamalardan ve zihnî bulanıklardan bağımsız bir tanımlamaya girişecek olursak; lider, insanları bir ülküye, bir mefkûreye yönelten ve bu doğrultuda onları etkileyen, yönlendiren, çaba göstermeye ikna edebilen kişidir. Sezgi, zekâ ve bilgiye dayalı karar ve uygulamaları ile ortaya çıkan sonuçların ardında durma sorumluluğunun yanı sıra kişisel özellikleri de insanları etkilemekte ve lideri ortaya çıkarmaktadır. Anlaşılmaktadır ki lider bir anda değil bir süreç neticesinde var olmaktadır ve bu sürecin tümüne “liderlik” demek yerinde olacaktır. Liderlik sadece kurumsal ya da resmî yapılanmalara has bir kavram değildir. İçtimaî hayatın neredeyse tamamında bu süreç farklı tezahürlerle karşımıza çıkmaktadır. Belirlenen amaçların gerçekleştirilmesi adına bir kurum gerekiyorsa ortaya konulur, değilse süreç kurumlardan bağımsız devam eder. Liderliğin belirli makamlara özgü olduğu da doğru değildir. Tüm unvan ve payelerden bağımsız şekilde liderlik yapılabilir ve yapılmıştır.

Lider – Liderlik ve Başbuğ Alparslan Türkeş

                Başbuğ Türkeş’in mücadele dolu bir hayat yaşadığını söylemek belki de malûmun ilanı olacaktır. Ancak bizlerin nazarında hâlâ devam eden mücadelesine vurgu yapmadan onun liderlik sürecini anlayamayız. Başbuğ Türkeş gerek kişisel özellikleri gerekse davranışları ile tam bir “lider”di. Sadece Türk Milliyetçilerinin değil az ya da çok kendini tanıyan herkesin kişiliği hakkında söyleyeceği ilk özellik, kararlılığı olacaktır. Gerçekten de Başbuğ Türkeş tüm hayatı boyunca değerlerinden taviz vermeden ve asla sapmadan, saptırılamadan mücadelesine devam etmiştir. 1944 Davasında yaptığı savunma ile “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası”nda yaptığı savunma arasında düşünsel alt yapı ve değerler açısından en ufak bir fark yoktur. 1944’te Türk Milliyetçiliğinin her hangi bir neferi ve görülen davanın sıradan bir sanığı olarak yargılanırken, 12 Eylül’de zulmün zindanlarından evlatlarını kurtarmaya çalışan bir baba, Türk Milliyetçiliğinin tartışmasız lideri olarak tarihe notlar düşmektedir.

                Dünyanın sosyalizm ile kapitalizm arasında sıkışıp kaldığı, başka seçeneklerin düşünülmesinin neredeyse imkânsız olduğu bir dönemde, “Üçüncü Yol” fikrini ortaya atması dahi Başbuğ Türkeş’in cesaretinin bir delili olarak ortaya konulabilir. Hayatının hiçbir evresinde mücadeleden geri durduğuna şahit olanın bir insan bulamayacağımıza göre; Başbuğ Türkeş’in cesaretine ispata gerek yoktur.

                Başbuğ Türkeş’in insanları etkilemesinde ve lider olarak tanınmasında en önemli özelliklerinden biri de hitabet kabiliyetidir. “Büyük Tandoğan Mitingi” sırasında milyonlarca insanın bir anlık dikkat dağınıklığına mahal vermeden pür dikkat kendini dinlemesini sağlamıştır. Ülkenin muhtelif bölgelerinde, kahvehanelerden salonlara kadar her nevi mekânda kendisinin sesini duyup Türk Milliyetçiğini hareketine dâhil olan yüzlerce insanı, kendisinin hitabet kabiliyetine delil olarak gösterebiliriz.

                Liderlerin önemli özelliklerinden biri de keskin bir zekâya sahip olmalarıdır demiştik. Başbuğ Türkeş’in ne denli zeki olduğunu göstermek adına farklı bir örnek vermeye çalışalım. Kendisinin yakın çevresinde yer almış, mücadelenin her döneminde birlikte hareket ettiği isimleri şöyle bir düşündüğümüzde; her birinin ne denli zeki ve başarılı ve hatta liderlik vasıflarının pek çoğuna sahip oldukları görülebilir. Çevresindeki tüm olası liderleri kendi liderliği etrafında birleştirmeyi başarmış olması, Başbuğ Türkeş’in zekâsı başkaca kanıtlar aramamızı gereksiz kılmaktadır.

                Meclisinde yer almış herkesin söylediği gibi, kendisi her zaman nazik ve saygılı tavırları dikkat çekmiştir. Karşısında kim olursa olsun, söylediklerini sonuna kadar ve dikkatlice dinleyip ardından varsa eleştirileriyle birlikte kendi fikirlerini söylemesi, kendisinin insanlarla iletişime ne denli önem göstermektedir. Özellikle belirtmek gerekir ki Başbuğ Türkeş’in tüm görüşmelerinde istişareden iknaya giden bir yöntem kullanmıştır. 

                Başbuğ Türkeş sürekli değişen ve dönüşen durumlar ve olaylar karşısında farklı tepkiler verme ve çözüm yolları bulmak konusunda çok net örnekler vermiştir. En yalın haliyle ifade etmeye çalışırsak; 1965-70 arasında sosyalizm ve liberalizm ezilen zihinlere “Üçüncü Yol” ile umut vermiş, 1975’ten sonra katlanarak artan anarşizm dalgası paralelinde yaşanan olaylarda tüm toplum için yegâne güven ve emniyet kaynağı olmuştur. 12 Eylül operasyonu sonrasında bölünmüş bir toplumun yeniden bir araya getirilmesinin gerekliliğini ilk fark edenlerden biri olan Başbuğ Türkeş, fikrî anlamda çok farklı noktalarda olan pek çok isimle görüşmüş, temas kurmuştur.

                Başbuğ Türkeş’in 1969 Kongresinden sonra Türk Milliyetçiliğinin siyasetteki yüzü olduğu gerçeği önümüzde durmaktadır. Ancak öncesinde her kademede ve her alanda gerek nefer olarak gerekse lider olarak farklı vazifeler almıştır. Türk Milliyetçiliği hareketine çok genç yaşlarda gönül vermiş, subaylık yaptığı yıllarda milliyetçi yayınlarda müstear isimle yazılar yazmış, sürgünden hapse kadar her nevi çileyi çekmiş, Türk Ocağı’nda ve diğer milliyetçi kuruluşlar ve çevrelerde seminerler vermiş, eğitim faaliyetleri gerçekleştirmiş ve belki de tüm hizmet biçimlerini denedikten sonra siyasete girmiştir.

                Başbuğ Türkeş’in liderlik süreci ve hayatı derinlemesine incelense yüzlerce örnek olay çıkarılabilir. Ancak kendisinin liderliğine dair en açık ve tartışmasız delil ardıllarıdır. En yalın haliyle “9 Işık” çerçevesinde tanımlanabilen “Millî Devlet” ideali kendisinden kalan en değerli mirastır. Hâlâ bu mirasın gerçekleştirilmesi adına mutlak suretle mücadeleyi sürdüren nesillerin oluşu Başbuğ Türkeş’in liderliğinin vefatıyla bitmeyen, aşkın ve sürekli bir süreç olduğunun ispatıdır.

                25 Kasım 1917 tarihinde doğan Başbuğ Türkeş’in doğumunun 100. yıldönümü vesilesiyle yazılan bu yazıyı bir temenni ve iddia ile bitirmek yerinde olacaktır. Kendisiyle yüz yüze ya da fikirleri vesilesi ile tanışmış herkesin takdir ve saygısını kazanabilmiş olan Başbuğ Türkeş, Türk Milliyetçilerince insanlara anlatılabildikçe bu saygı ve takdir katlanarak artmaya devam edecektir. Bu artış belki de Türk Milliyetçilerinin başarısı ve gücünün gelecekti anahtarı olacaktır.