Biz, bir milleti, tipik bir kültür etrafından toplanan ‘içtimai bir ırk’ olarak tarif ederiz. Bir milletin çocuğu olmak iddiasında bulunan bütün gruplar, yani milyonlarca aile, binlerce köy, yüzlerce kasaba ve kentte yaşayan insanlar, tipik bir kültür etrafında kümeleşerek ve teşkilatlanarak bir milleti meydana getirirler. Böyle bir milletin kültür sınırları içinde yaşadığı halde, tipik kültüre ‘aykırı’ bir kültür geliştiren ve yabancı kültüre bağlı olan ve ‘içtimai ırka’ katılmayan ve bu konuda şuurlu ve ısrarlı bir dikkat gösteren küçük gruplara ‘azınlık ’adı verilir.

Memnuniyetle belirtelim ki ülkemizden yaşayan insanların hemen hemen hepsi ortak bir tarihe, ortak bir dine, ortak bir ahlak ve estetik telakkisine sahiptir. Yine çok büyük bir ekseriyeti Türkçe konuşmaktadır. Sınırlarımız içinde bulunan ve çeşitli tesirlerle Türkçe’ den başka bir dil konuşan Müslüman grupları, milletimiz, asla ‘azınlık’ saymamaktadır. Onları, aynı soydan gelmiş olmakla beraber, yol ve okul götüremediğimiz için ‘hudut boylarında’ yabancı kültürlerin tesirinde kalarak ‘dilde kısmen yabancılaşmakla’ birlikte, bizimle aynı tarihi, aynı dini, aynı bayrağı, aynı gelenekleri ve zevkleri paylaşan kardeşlerimizdir. Yahut bazıları, dağılan imparatorluğumuzun büyük coğrafyası içinde asırlarca Anadolu’dan uzak düşen ve şimdi tekrar  ‘ana yurda’ dönen ‘Evlad-ı Fatihândır’. Şivesi ve lehçesi farklı olsa, hatta dilini kaybetmiş bile olsa, yurdumuzda bulunmanın, öz yurduna gelmenin ve öz milletiyle kucaklaşmanın şuur ve heyecanını duyan herkes elbette Türk’tür. Bunları kendileri de başkaları da ‘azınlık’ olarak değerlendiremez. Bu hem tarihe hem gerçeklere hem de vicdana aykırı düşmek olur. Ülkemizdeki ‘azınlıklar’ bellidir ve sayıları –hepsi bir arada- birkaç yüz bini geçmez. Esasen onların hak ve statüleri ‘anlaşmalar’ ve kanunlarla tespit olunmuştur.

Bununla beraber, şunu da itiraf edelim ki ülkemizde çetin kültür problemlerimiz vardır. Bu problemlerimizi şu başlıklar altında toplayabiliriz:

  1. ‘Hudut boylarında’ meydana gelen kültür sürtüşmeleri neticesinde ortaya çıkan ve düşmanlarımızca istismar edilen ‘kültür yabancılaşmaları’.
  2. Milletlerarası kültür sürtüşmeleri neticesinde bilhassa ‘büyük kentlerimizde’ ve yüksek tahsil kademelerinde ortaya çıkan yozlaşmalar ve yabancılaşmalar. Kısaca, kültür emperyalizminin büyük tahribatı…
  3. Farklı medeniyetlerin boğuşmaları sebebi ile önce ‘aydınlarda’ görünen, zamanla halk kitlelerine bulaşarak geniş boyutlar kazanan ‘kültür ikizleşmesi’ neticesinde ortaya çıkan ‘aydın-halk çatışmaları’ ‘halkın kamplara bölünmesi’, ‘aydınların yabancı ve zengin ülkelere kaçması’, kısaca ‘beyin göçü’ ve yabancı zengin devletlerce planlanan ‘ilim personeli korsanlığı’, büyüyen ‘nesiller arası çatışma’…

Evet, ülkemiz ve milletimiz, bütün çetin problemlerin hepsini bir arada yaşamaktadır. Bu durum bile başlı başına bir anarşi sebebi sayılabilir. Bunlara bir de ‘tarımdan sanayiye’ geçmenin tabii bir neticesi olarak ortaya çıkan ‘nüfus hareketleri’, göçler, işsizlik problemleri, yabancı sanayileşmiş ülkelere kitleler halinde giden, sayısı milyonu aşan işçilerimizin durumu eklenince mesele daha da zorlaşmaktadır. Anayurdunda yeterli milli ve güçlü bir eğitimden geçmeyen, ‘yâd ülkelerde’ sahipsiz ve teşkilatsız kalan, çocuklarına milli bir eğitim imkânı bulamayan bu vatan çocukları, ister istemez güçlü yabancı kültürlerin ve medeniyetlerin karşısında ‘ezik ve yenik düşmeye’ mahkûmdurlar. Bu durum, yalnız Türk kültürüne ve medeniyetine düşman olan çevreleri memnun eder.

Türk İslam Ülküsü I, Sayfa : 261-262