Ülkü kelimesinin bizzat ifade ettiği manada, bir temizlik, bir ulvilik ve insanın ruhunu okşayıcı, çekici bir ifade vardır. Nitekim Ülkü, insanı, en güzele, en iyi ve en doğru ümitler içinde yaşatan, devamlı düşüncelerin toplamıdır. Ülkü, insan ruhunu güçlü tutan, insan ruhuna dinamizm veren düşüncelerin toplamıdır. Yahut ülkü, her zaman kolayca erişilemeyen, erişilmesi için nesillerin yetişmesini beklemeyi gerektiren, uzun vadeli düşüncelerin toplamıdır.

Başka bir ifade ile ülkü, bazı hallerde yakın, bazı hallerde uzak, fakat elde edilmesi için insanın en değerli varlıklarından vazgeçebileceği yüce dilek ve düşüncelerin toplamıdır.

“Ülkü, gökteki parlak yıldızlara benzer, uzanıp tutamazsınız; ama gece karanlığında insana yol gösterir.” Ülkücü, bu düşüncelere ve ruha sahip olan insandır.

  1. Ülkünün Kaynağı:

Ülkü’nün kaynağı doğruyu bilebilmek ve doğruyu görebilmektir. İşte bütün mesele, ülkünün kaynağı olan bu doğruyu görebilmek ve bulabilmektir ve bu kaynaktan doya doya içebilmektir.

Doğruyu bilebilmek ve görebilmek için de başlıca iki mihenk taşı vardır. Bunlardan biri ilahi, öteki sosyo-kültürdür.

1- Kaynağı ilahi olan ülkü: Kaynağı Allah’ı tanımak olan ülkü, biraz üzerinde durulursa insanı, kaynağı sosyo-kültürel olan ülküye götürür iki kaynağı birleştirir. Dolayısıyla bizim biri ilahi öteki sosyo-kültür dediğimiz kaynakların, Türk-İslam sentezinden ibaret bir kaynaktan ibaret olduğunu gösterir. Mesela Allah “Ey Müslümanlar, ben sizin soyunuza, sopunuza, ırkınıza, renginize, fakirliğinize ve zenginliğinize bakmam” Allah’ın gökleri, yerleri, dillerinizi ve renklerinizi ayrı ayrı yaratması onun ayetlerindendir. Bunda düşünenler için ibretler vardır deniliyor.

Bunlar ister sosyal bilimler açısından ele alınız, ister müspet ilimler açısından ele alınız karşınıza Türk-İslam sentezi çıkacak ve milliyetçi düşüncenin doğru bir düşünce ve ülkü olduğunu gösterecektir. Çünkü Allah “Ben sizi kavim kavim yani ayrı ayrı milletler halinde yarattım, demiyor. Allah, milletleri bir değil, çeşitli milletler olarak yarattığına göre bunun bir sebebi ve hikmeti olsa gerekir.

Milletler, bir değil, ayrı ayrı milletler olarak yaratıldığına göre, milletler birbirlerine benzemiyorlar, her milletin ayrı bir karakteri, ayrı bir dili, ayrı bir kültürü var demektir ve dünya kurulduğundan beri bu böyledir. Nitekim milletler camiası içinde milletler birbirine benzememektedir. Her milletin ayrı bir rengi, ayrı bir soyu, ayrı bir dili, kültürü, ayrı bir vatanı vardır. Allah her millete, Allah’ı tanımak şartıyla, kendi milletini ön planda sevmek, kendi milletin menfaatlerini ön planda düşünmek, milliyetçi-mukaddesatçı ülküler sahibi olmak, milletini, vatanını sevmek, korumak gerekirse bunlar için en değerli varlığından vazgeçmek hassa ve hissiyatını vermiştir. “Ben sizin dillerinizi ve renklerinizi ayrı ayrı yarattım. Bunda ibretler var.” Demesi, açıkça bizim izah etmeye çalıştığımızı kuvvetlendirmiyor mu?

O halde milliyet ülküsü Allah’ın emirlerine uygundur ve insanlara verilmiş bir his ve hassadır. “Hubb-ül vatan ve millet, min-el iman” yani vatan ve millet sevgisi imandandır sözü de bunun başka bir ifadesidir. Aynı aileden ve akrabadan olmak düşüncesi insanları birbirine nasıl yaklaştırıyor ve bağlıyorsa aynı dinden, aynı soydan, aynı dil ve kültürden olmak, aynı insanları birbirine yaklaştırmakta ve vatanda oturan aynı milletten olmak da bağlamaktadır. Bunlar doğru olan ülkünün hangisi olduğunu bilebilmek ve bulabilmek için işaretler ve alametlerdir.

Buna mukabil sosyalistlerin bu esas kurallara ters düştükleri, yanlış yolda oldukları açık ve aşikârdır. Allah’ın ayetlerine insanların ilimlerine, bilgilerine sosyalizm ters düşmektedir. Sosyalistler, beynelmilelci düşünceleri ile “bütün dünya işçileri birleşiniz” diye davetiye çıkarmak süratiyle dinleri ( zaten dini de kabul etmiyorlar ya ) dilleri, soyları, renkleri ayrı ayrı olan insanları birleştirmek istemekle, Allah’ın da, kullarının da emirlerine, açıkça anlaşılıyor ki ters düşmektedirler. Onun için yolları yanlış fikirleri hatalıdır.

Keza Allah “Ey Müslümanlar, ben sizin soyunuza, sopunuza, renginize, fakirliğinize ve zenginliğinize bakmam” diyor. Ya Allah insanların nesine ve neye bakar? Allah insanların Müslüman olup olmadıklarına, kelime-i şahadet getirip getirmediğine, Müslümanlığın gereklerini yapıp yapmadığına, imanına, kültürüne, tek kelime ile Allah insanların takva sahibi olup olmadığına bakar. Allah insanların dış yapısına değil, ruhu yapısına bakar ve insanları islama davet eder.

Bunu Mevlana “gel Mecusi, Yahudi ve Nasara olsan da gel. Bin kere tövbe etmiş günahkâr olsan da gel” diye ifade eder. Bunu, dışa bakarak manalandırmak isteyenler Mevlana’daki toleransı, İslam dinindeki hoşgörülüğe atfederler. İslam dini Mecusi’ye de, Yahudi’ye de, kim olursan ol, gel benim dergâhıma gir. Benim önümde hele bir kere diz çök. Benim rahle-i tedrisatıma hele bir otur. Ben seni Yahudi veya Hristiyan olsan da, tövbekâr olsan da, seni öyle bir Müslüman yaparım ki, sende ne Hristiyanlık ne Mecusilik ve ne de Yahudilikten eser kalır. Ben seni öyle bir Müslüman yaparım ki ne günah kalır, ne vebal. Günahlarından arınır. Tertemiz olursun. Hele sen bir gel ve benim dergâhıma bir gir. Görmez misin A. Kadir Geylani azılı haydut başkanlarını nasıl tertemiz, günahsız Müslümanlar haline getirdi, demek istiyor.

Milliyetçi düşünce de bunların dışında değil, tamamen içindedir. Hiç değilse bu ilahi düşüncelerle yanyana ve paraleldir. Milliyetçi düşünce ve ülkü de, insanların soyuna, rengine fakirliğine, zenginliğine, günahkâr olup olmamasına bakmaz. İnsanların Türk ve İslam kültürünü benimsediğine, bu kültürle beslenip beslenmediğine, Türklüğü ve Müslümanlığı kabul edip etmemesine, ben Türküm ve Müslümanım deyip dememesine bakar. Milli sınırlar içinde bulunan herkese Türk nazarı ile bakar. Mevlana gibi, yolundan sapmış milli benliğini hala anlayamamış olanları, Türk ve Müslüman kültürü ile yetiştirerek, Türk ve Müslüman yapmak ister. Türklüğünü ve Müslümanlığını inkâr edenleri Türk ve Müslüman yapmak ister.

Bunlar ilahi kanunlarla, sosyal kanunların iç içe olduğunu, dolayısıyla milli ülkünün doğru yolda olduğunu izah eder. Sosyalizm ise, toplumsal konularda olduğu gibi kültürel konularda da Enternasyonalist olduğundan hatalı yolda olduğunu gösterir.

Keza milli ülkü, ilahi kanunlar içinde bulunan sosyal kanunlar içinde cereyan eder. Solcuların doğa kanunları değil hakikatte ilahi olan kanunlar vardır.

Tahsin Ünal, Devlet, 28 Nisan 1976, sayı: 347