Antici kimliğe sahip olan hareketler, doğmak ve yaşamak için mutlak bir muarıza muhtaçtır. Antici hareketlerin kendini yenileme ihtiyacı bulunmaz, çünkü muarızı olan cenahları öcü olarak göstermek, muarız cenahın yanlış ve eksik taraflarını ortaya koymak antici harekete nefes aldırır. Antici hareketin mensupları ise, başkalarını kendinden saymayan, farkında olmadığı bir ezikliği kabullenmiş, insan sevgisinden önce nefreti ön plana koyan bir psikolojiye ve meziyetlere sahiptir.

Neredeyse Tanzimat’tan bu tarafa siyaset sosyolojisi açısından değerlendirilmesi gereken nice siyasi çelişkiye sahip olan Türkiye’de antici kimliğe sahip olarak gösterilen, anticilik denilince akıllara ilk gelenlerden biri yapılmak istenen unsurların başında Milliyetçi-Ülkücü Hareket gelmektedir. Oysa Milliyetçi-Ülkücü Hareket, belli dönemlerde, belli fikir akımlarına veya ideolojilere tepki olarak doğmuş bir hareket değildir. Gayri milli kökenli çevreler, fikriyat safahatı ve ilham kaynağı Orhun anıtlarındaki kutlu seslenişe kadar uzanan Milliyetçi-Ülkücü Hareketi, her fırsatta ısrarla anticiliğe indirgemeye çalışsalar da; beş bin yıllık muhteşem Türk tarihinin kıymet değerlerinden süzülüp gelen soylu ve kutlu fikirlerin tezahürü olan bu hareketin savunduğu Türk milliyetçiliği, Türklük âleminin binlerce yıllık ülküsü, dünya siyasi tarihinin en köklü fikri, modası hiçbir zaman geçmeyen ve geçmeyecek olan ideolojisidir.

Türk milliyetçiliği ve onun bağrından doğan Ülkücü Hareketin antici olmadığına dair verilebilecek en güzel kanıt, Marksist- Komünist ideolojinin akıbetidir. Bazı çevrelerce Ülkücü Hareketin doğma sebebi olarak gösterilen ve soğuk savaş döneminde bütün dünyada fırtınalar estiren bu ideoloji, SSCB’nin çökmesi ile birlikte büyük oranda misyonunu tamamlamıştır. Buna karşılık, Türkiye ve dünyada milliyetçilik yaşamaya devam etmiş ve halen yaşamaktadır.  Lakin Türklük alerjisi malum çevreler Komünizmin çökmesine rağmen Ülkücü Hareketin varlığını devam ettirmesini, 12 Eylül sonrası ortaya çıkan ve Kürtçü bir temele dayanan PKK terör örgütüne ve onun oluşturduğu bölünme tehlikesine bağlamaktadır. Elbetteki Ülkücü Hareket, var olduğu günden beri, ‘’madem vatan tehlikede, öyleyse Ülkücüler harekete‘’ anlayışıyla Türk milleti, vatanı ve devleti için tehlike neredeyse orada olmuş ve fikri anlamda olduğu kadar fiziki anlamda da Türk milletini her türlü zararlı unsurlardan korumayı kendine görev bilmiştir. Ancak bu durum, Ülkücü Hareketin asıl varlık amacını unutturmamalı, unutturulmak istenmesine izin verilmemelidir.  Çağlar öncesinden Bilge Kağan’ın seslenişini çağlar sonrasına taşıyan Ülkücü Hareketin temel varlık amacı, Türk milletine her alanda çağ atlatıp medeniyet âleminin saygın bir üyesi ve tıpkı çağlar öncesinde olduğu gibi Türklük medeniyetini dünyanın en ileri ve üstün medeniyetini yapmaktır.  Temel varlık sebebi bu şekilde olan bir hareketin doğmak ve yaşamak için bir muarız fikre mi yoksa yükseltecek ve ileriye taşıyacak bir millete mi ihtiyacı vardır? Elbette bu sorunun cevabı ikinci şıktır. Türkiye’de dün komünizm tehlikesi olmasaydı, Ülkücü Hareket yine doğacaktı. Türkiye’de bölünme tehlikesi olmasaydı da Ülkücü Hareket yaşamaya ve toplumda karşılık bulmaya devam edecekti. Hal böyle iken, Milliyetçi Hareketi antikomünizme, anti Kürtçülüğe veya herhangi bir anticiliğe indirgemek, Türk milliyetçiliğinin tarihsel müktesebatını ve Türk dünyasına yönelik hedeflerini inkâr etmek anlamına gelir. Bu da, siyasi ve fikri bir suikastten başka bir şey değildir.

Her siyasi partinin ve ideolojinin olduğu gibi Türk milliyetçiliği ve Ülkücü Hareketin fikri ve siyasi muarızları vardır. Ancak Milliyetçi-Ülkücü Hareket hiçbirinin antisi değildir, olamaz. Çünkü milliyetçilik kendi memleketinde başka fikirlere tepki olarak doğmaz, doğamaz. Değişen ve gelişen ülke ve dünya dinamikleri çerçevesinde başka fikirler milliyetçiliğe anticilik oluşturabilir.  Milliyetçilik, temel insan haklarından biridir, yaşama hakkına eş değerdedir. Allah’ın verdiği milli kimliği yaşamak ve yaşatmak her insana anasının ak sütü gibi helaldir.  Öyleyse milliyetçiliği gerek Türkiye’de gerekse de başka bir ülkede antici görmek, insan haklarına aykırıdır.

Ülkücü Hareketin antici olmadığının bir başka kanıtı ise mensuplarıdır. Ülkücüler, antici bir hareketin mensupları gibi, kendisini toplumun aykırı bir unsuru olarak değil, necip Türk milletinin bir mensubu olarak görürler. Anticiliğin aksine, Ülkücülüğün temelinde insan sevgisi vardır ve Ülkücüler mensubu olduğu Türk milletini karşılıksız severler. Antici bir hareket, sahip olduğu fikri hüviyet üzerinden toplumda kutuplaşma, ayrışma işlevi de görür. Ülkücüler ve Ülkücü Hareket ise, milleti bütün desenleri ile bir bütün olarak görmektedir.  Ülkücü Hareket ve Ülkücü Türk milliyetçileri, Türk milletinin milli manevi değerleri, kıymet hükümleri ile birlikte, Atatürk ilkeleri ve cumhuriyet değerlerini ruhunda özümsemiş, bütün bunların hiç birisi ile sorunu olmayan tek siyasi ve fikri unsurdur. Bütün bunların ışığında değerlendirecek olursak gerçek antici kimdir?  Milliyetçiliğe karşı mesafeli olanlar, işitin ve bilin; sizsiniz antici!