Bir iman, ahlâk, fikir ve bir hamiyet davası için cemiyetin önüne düşen idealistlerin yolu daima çetin ve sarp, yolculukları her zaman kazalı belâlı ve fırtınalı olmuştur. İdealistin hayatı «kolay ve neş’e-fezâ» bir seyahat değildir. «Ben bir dava adamıyım.» diyen kimse, «Ben belâya, çileye soyundum. Mumdan bir gemi ile ateş denizini geçip devlerle boğuşarak ülkü sarayına ulaşacağım!» demiş olur. Kader, idealisti davasının liyakat olgunluğuna ulaştırabilmek için «akrebin kıskacında» yoğurur, büyük örste ağır çekiçle döver…

İçinde yaşadıkları cemiyetin ve oradan başlayarak bütün insanlığın kurtuluşunun, aydınlanması­nın, saadet ve selâmetinin bedelini idealistler, adlı ve adsız kahramanlar öder. Bu bedel fakru zarurettir, işkence ve eziyettir, yalnızlık, sürgün, hasret, gurbet ve nihayet hayat ve hürriyettir…

                Günümüz Türkiye’sinde bu bedeli ülkücü kadrolar ve bilhassa ülkücü gençlik ödemektedir. Vatanın bir başından öbür ucuna zulmün paratoneri, hıyanetin her türlü tertip ve taarruzun ilk hedefi ülkücülerdir. Karanlık namlular ülkücü göğüslere çevrilmiştir. Aşağılık kinler, tedavisiz adi kompleksler ülkücülere zulümde tesellisini aramaktadır. Hapishanelerde kimi hükümlü, kimi tutuklu yüzlerce ülkücü genç yatmaktadır. Bunların çoğu daha sakalına bıyığına bıçak değmemiş, 13 – 14 yaşında sabilerdir. Konuşurken insan yüzüne bakamıyorlar, mahcubiyet ve edeplerinden yüzleri kızarıyor. Eğer bu çocuklar faşistse, faşizm masum, mübarek ve mukaddes bir yol demektir! Genç Osman seciyeli ve Hz. Yusuf çileli bu masumların faşizmle maşizmle bir ilgileri olmadığına göre de bunları faşistlikle itham edenler çok alçak, çok insafsız yalancı ve iftiracılardır.

Meselenin hukukî- adlî yönünü tartışmak durumunda değiliz. Tartışılabilecek hukukî meseleler, adlî kararlar da olabilir, fakat o bahs-i diğerdir. Bizim üzerinde durmak istediğimiz husus ülkücü gençliğin genel değerlendirilmesinin doğru yapılmasıdır. Bu çocuklar niçin ortaya çıkmışlardır? Hareket sâikleri nelerdir? Talepleri, nihâî hedefleri nedir? Neyin kavgasını yapıyorlar? Bu «altın nesil» olmasa Türkiye’nin ve Türk milletinin durumu ne olur? Vicdanını yıkmadan bu soruların doğru cevaplarını verebilen hiçbir kimse ithama, karalamaya mecal bulamayacak ve bu asil mücâdeleye bir şey katamıyorsa utanacaktır.

Her gün birkaç şehidin acısını ve yasını yüreğine gömen ve şehitlerine karşı son vazifelerini yaparken bile kendilerine rahat verilmeyen bu gençler, teşkilâtlı, mütecaviz ve mütearrız hıyanete, yabancılaşmanın tahammül aşan tegallübüne karşı Türk milletinin adeta bir refleks halinde nefis mü­dâfaası ihtiyâcı ile saf tutmuş gönüllülerdir. Şehit düşenleri Genç Osman’ın dünya ahiret öz kardeş­leridir. Birtakım tertipler sonucunda veya kanunlar önünde istemeden de olsa suçlu duruma düşüp genç yaşta zindana girenleri ise Yusuf Peygamber’in kader arkadaşları, çile ortaklarıdır. Her iki grupta olanlar da kutlu ve bahtiyardırlar, çünkü ecirleri Allah katındandır…

 Hapisten çıkıp gelene bakınız: Ruhen ne yıkılmış, ne yıpranmış ne de fütura düşmüş. Daha olgun, daha vakur, daha cesur ve dün neyse yine o… Her şeyi bir bakıma tabii sayıyor, kaderinin farkında…

Beşer takatini aşan maddî ve manevî işkencenin şu veya bu mânâda telef ve heder ettikleri ise sadece yapanların ve yaptıranların yüz karasıdır. Milletin öz evlâtlarına insanlık dışı muameleleri reva gören yezit soyu milletin lanetinden ve ilahî adaletin pençesinden kurtulamayacaktır! Asıl kayıpta ve zararda olanlar bunlardır.

Ömrünün baharında hapishaneye düşmüş, çile çekmiş böyle bir ülkücü bana oradan gönderdiği mektupta şu dörtlüğü yazıyor: :

Eğilmez dik başımız, genç olsa da yaşımız,

Türk – İslâm “YOL”u diyor – Derinden bakışımız.

 Iztırap, gam ve keder – Boş isen harab eder.

Türk İslâm yolcuları – Bunlarla «YOL»a gider…

Genç yaşta ağır ve uzun süreli bir mahkûmiyetle hapishanede çile dolduran bir ülkücünün ruh grafiği bu. Görülüyor ki zindan onlar için bir derviş çilehânesi, ikinci ve manevî bir ana rahmi, gerçek bir medrese-i Yusuf olmuş! Bu genci adî katil ve cemiyet düşmanı mücrim sayan, insan değildir!

İnanıyorum ki, bu çocuklar, düşmanlarının dahi, faziletlerini, doğruluklarını, mertliklerini, fedakârlıklarını itiraf ederek «Bunlar gerçekten Asım’ın yeni nesli imiş…» diye hüsnü şehadette bulunacakları günü Allah’ın izniyle, göreceklerdir…

                                                                                              Devlet, Ekim 1978, Sayı: 6