Gelişmiş ülkeler, problemlerini iyi tanıyan ve önem sırasına koyan ülkelerdir. Bu sebepten bazıları, geri kalmış ülkeleri, problemlerini önem sırasına koyamayan ve ele alamayan ülkeler olarak tarif etmişlerdir. Günümüzde sosyoloji, geniş ölçüde, milli sosyal problemlerin çözümüne yönelmiş bulunmaktadır.

Esasen, sosyal problemler, bir milletin sosyal yapısında ve işleyişinde meydana gelen arızalar demektir. Sosyolojinin tespitlerine göre, bir ülkede sosyal değişmenin hızı ve mahiyeti, sosyal problemlerin, hem sayısına, hem de karakterine tesir eder. Bu suretle cemiyet, ya bütünü ile yahut bir kısmı ile huzursuzluğa düşer. Cemiyetin bütününü ilgilendiren problemler çok defa çözümü zor, köklü ve radikal tedbirleri gerektiren bir karakterdedirler, üstelik geciktirilmeye gelmeyecek niteliktedirler. Mesela, ülkemizdeki anarşi, pahalılık, ekonomik krizler, eğitim ve öğretimdeki buhranlar ve milli güvenliğimizle ilgili olanları böyledir.

Milletin bütününü ilgilendiren problemler, <<milli şuurun gündeminden>> çözüm buluncaya kadar gitmezler. <<Efkâr’ı umumiye>>,  bütünü ile onlarla doludur. Kahvede, sokakta, evde, misafirliklerde, çarşı ve pazarda hep onlar konuşulur. Yani bütün dikkatler oraya çevrilmiştir. Siz istediğiniz kadar radyo ve televizyonları  <<futbol maçları>>ile gazete ve dergileri <<çıplak kadın resimleri>> ile doldurun; kulak zarlarını tırmalayan çılgın bir müzikle kitleleri ter ter tepinmeye davet edin başarılı olamazsınız. Millet fertleri, ister istemez devlet ve milletine yönelen tehlikelerin, bütün yurt sathını kaplayan ıstırapların kendi yuvasına yansıyan <<kâbusu>> ile kıvranmaya devam edecektir.

Çare nedir? Çare, milleti oyalamakta, yaraları kanatmakta veya suçluyu aramakta değildir. Yine çare, milleti uyutmakta ve kesif bir propaganda ile serseme çevirmek hünerini göstermekte değildir.

Çare, bu milletin dert ve ıstıraplarını çok iyi bilen, bu milleti ve devleti canından daha aziz bilen; makam, mevki, pare ve şöhret hırsından arınmış, Türk’ün tarihine, kültürüne ve ülküsüne bütün kalbi ile bağlı, sadece ve ancak Allah’ın rızasını kollayan, ehliyetli ve milliyetçi kadroları, bu ülkenin ıstıraplarını çözmeye memur etmektir. Bunun için ilk tedbir, milli tarihe, milli kültüre ve ülkülerimize ters düşen <<yabancı>> ve <<yalancı>> kadroların tesirsiz duruma getirilmesidir, iş başına ehliyetli, ahlâklı ve çalışkan kadrolar gelmeli ve devamlı bir kontrol müessesesi gerçekleştirilmelidir. Ehliyetsizler, ahlâksızlar ve tembeller ayıklanarak, kadro, zaman içinde mükemmelleştirilmelidir. Bu kadro, problemlerimize, milletimizin gözü ile milletimiz gibi bakmalı ve fakat ıstıraplarımıza ilmin ışığında çözüm getirmelidir.

Bu kadro, nasıl teşekkül edecek ve nasıl iş başına gelecek? İşte bunu bilmiyorum. Tarih, bunun iki yoldan olabileceğini söylüyor. Ya demokratik yoldan ve milli iradenin tecellisi ile yahut radikal bir hareket olarak tarihin iradesi ile.

Biz, ülkemizdeki problemlerin demokratik yoldan çözülmesini, bütün kalbimizle isteriz ve ümit ederiz. Milli iradenin işlediği ülkelerde, bu çok defa böyle olmuştur. Fakat <<öz yurdunda garip ve öz vatanında parya>> durumuna düşürülmüş ülkelerde çok defa <<tarihin iradesi>> imdada yetişmiştir.

Türk-İslam ülküsü açısından düşünürsek, mutlak irade Allah’ındır. O dilerse <<milli iradeyi>>, yine O dilerse <<tarihin iradesini>> harekete geçirerek milletlerin kaderine yön verir.

Türk İslam Ülküsü 1. Cilt, Sayfa 219