Türk dilinde <<töre>>, Türk milli vicdanına hâkim olan <<umumî hukuk prensipleri>> manasında kullanılmaktadır. Töreyi dar ve mahallî olan gelenek kavramından ayırabilmek gerekir.

<<Umumiyetle kanun manasına alınan töre (aslı, törü) eski Türk hukukî hükümlerinin bütünü olup sosyal hayatı düzenleyen mecburi kaideleri ihtiva ediyordu. Orhun kitabelerinde, töre kelimesi 11 yerde geçmekte, bunun 6’sında il ile birlikte kullanılmaktadır. Diğer 5 yerde de yine il ile alakası açıkça belirir. Demek ki Türk devleti (ili), kanunlara (töre hükümlerine) bağlı bir kuruluştur. Devletin varlığı töre ile kaimdi.>> (Bkz. Türk Dünyası El Kitabı – İ. Kafesoğlu’nun Kültür ve Teşkilât adlı makalesi, s.761).

<<Töre hükümleri değişmez kalıplar değildi. Türk hükümdarları, yerine ve zamanın icaplarına göre ve tabiî <<meclislerin tasvibi>> alınmak üzere, yeni hükümler getirebilirlerdi… Bütün Türk lehçelerinde ortak olan ve sonra Moğolcaya da geçen töre tabiri, şimdiki bilgimize göre Tabgaçlar’dan beri mevcuttu ve aslı söylenişi olan törü şeklinin daha eski bir devre götürülmesi mümkündür.>> (Bkz. a.g.e. s.761)

Yine aynı kaynaktan öğrendiğimize göre bugün kanun karşılığı olarak kullanılan <<yasa>> kelimesine temel teşkil eden <<yasamak>> fiili, Türk kitabe ve kayıtlarında sadece <<Tengri yasar-Tanrı düzenler, yapar>> cümlesinde olmak üzere bir defa geçmektedir. Bunun dışında Türkler daima kanun karşılığı olarak <<töre>> kelimesini kullana gelmişlerdir. (Bkz. a.g.e. s. 761)

Zaman zaman Türk hakanları yazılı <<kanunnameler>> çıkarmakla beraber, umumiyetle <<Türk töresi>> yazılı değildi, ancak cemiyetçe çok iyi biliniyor ve yaşanıyordu. Bugün Türk töresini tespit etmek isteyenler için iki önemli kaynak mevcuttu; bunlardan birincisi, bütün dünya Türklüğü’nün milli vicdanında yatan <<ortak değer hükümleri>>, ikincisi de büyük Türk Yusuf Has Hacib’in yazdığı Kutadgu Bilig adlı kitaptır.

Âlemşümul bir <<ahlâk ve nizam>> kurmak isteyen filozoflar, <<töreyi>> fazla dar ve mahallî olmakla suçluyor, bütün insanlığı kavrayan bir ahlâk ve nizam arıyorlardı. Bunu daha önce incelemiştik. Gerçekten de bazı milletlerin <<töreleri>> için bu husus belki söz konusu edilebilirdi. Bir kavim, kendi içine kapanırsa, diğer kavimlerle ve insanlarla temas halinde bulunmazsa, kültür ve medeniyette <<ilkel kalmak>> tehlikesine maruz kaldığı gibi dar ve yetersiz bir <<töre>> içinde hayatını düzenlemeye mahkûm olur.

Ama Türk tarihini bilenler, <<Türk töresinin>>dar ve mahalli olduğunu iddia edemezler. Türkler, tarihin kaydettiği en dinamik milletlerden biridir. En eski devirlerden beri, dünyayı bir uçtan diğer bir uca kat etmiş, sayısız kavimle tanışmış değişik zaman ve mekânlarda bulunan insanların sosyal ve kültürel tecrübelerine şahit olmuş, mevcut bütün milletleri ve dinleri tanımıştır. Kısaca belirtirsek, Türk milleti, geniş bir tarihi tecrübeye, büyük ve zengin bir kültür hazinesine sahip bulunmakla <<milli töresini>> bu güçlü zemin üzerinde kurmuş bulunmaktadır. Türk töresi, âlemşümul ahlaki idealleri, bünyesinde toplayan <<pratik bir ahlak ve hukuk nizamı>> durumundadır. Hele en az bin yıldan beri İslâm’ın şanlı aydınlığında yıkanan, olgunlaşan ve arınan <<Türk töresi>>, bütün insanlığı mutluluğa çıkaracak <<âlemşümul>> bir nizam durumuna gelmiş bulunmaktadır. Allah’tan başkasına kul olmayan, adil, merhametli, fedakâr, iyiliksever, saygılı, müşfik ve kahraman Türkoğlu gerçekten de Z. Gökalp’ın dediği gibi ahlakın dehasına ulaşmış bir <<ahlak adamıdır>>.

KAYNAKÇA

Seyyid Ahmet ARVASİ, Türk-İslam Ülküsü I. Bilgeoğuz Basım Yayın, Sayfa 307