12 EYLÜL VE MİRASI

Darbeler tarihin en merak uyandırıcı bahislerinden olagelmiştir. Dikkat çekici olmasının nedenini darbe öncesi ve sonrasındaki sosyal ve siyasî kırılmalarda aramak yerinde olacaktır. Darbeler, zamanlamaları ve yapılış biçimleri ile ilgili toplumun tarihî-siyasî akışında sapmaya ya da akışın tamamen kesilmesine sebep olabilmektedir. Türk siyasî tarihini bu minvalden hareketle, askerî-mülkî ayırmaksızın,  “darbeler ve sonuçları tarihi” olarak yorumlayanlar bulunmaktadır. Sosyal meselelerin tarihî bütünlük içerisinde îzah edilmesi ilmî bir mecburiyettir. Sapmalar ya da istisnalar merkezli tarih okuması yapanları bir kenara bırakarak ilmin ışığında olayları anlamaya ve anlamlandırmaya gayret etmek daha muteber olacaktır.  Aksi hâlde bulanık, eksik ve tevile muhtaç yorumlar doğacak; anlama maksadı ile girişilen çabalar boşa çıkacaktır.

Türk milliyetçileri olarak darbeler hakkında kelam etmeye başladığımızda boğazımızın düğümlenmesi, gözümün dolması, dimağımızın bulanması tabiîdir. Her darbenin kırılmasını, yalnızca ferdî olarak değil, tüm sosyal ve siyasî yapılarında iliklerine kadar hisseden Türk milliyetçileri, her şeye rağmen bu hususta feraset ve ciddiyetle tefekkür etmeyi başarmıştır. 12 Eylül darbesinin nedenini, süreci hazırlayan sosyal-siyasî gelişmeleri,  müdahalenin biçimini, zamanlamasını, komuta zincirinin nasıl evreni aştığını, kimlerin çocuklarının başardığını, kimlerin bu işler olurken çanak tuttuğunu, kaç cana kıyıldığını, kaç hayatın parçalandığını, kaç yuvanın yıkılıp kaç çocuğun zihninde onmaz yaralar açıldığını… Pek çok kıymetli kalem bu darbenin anatomisini gözler önüne serdi, yazdı, yazmaya devam ediyor. Üzerine söz söyleme ehliyetine sahip olmadığım için hüzün dolu hikâyeleri yaşayanların ağzından dinlemenizi, darbenin evveliyatını ve gerçekleşme şeklini namus ve feraset sahibi kalemlerden okumanızı tavsiye ederim. [1] Bu yazıda daha ziyade darbe sonrası değişme ve sapmaları konuşmak niyetindeyiz.

650.000 kişi gözaltına alındı, 1.683.000 kişi fişlendi, 230.000 kişi yargılandı, 517 kişi için idam istendi, 50 kişi için hüküm uygulandı, 30.000 kişi işten atıldı, 14.000 kişi vatandaşlıktan çıkarıldı, binlerce insan işkence ve kötü muamele gördü… 12 Eylül darbesinin adlî bilançosunun yalnızca bir kısmı. Bütün bu yaşananların insanlara tesiri bir vakıadır. Bu insanların kimliklerinde özellikle hayata bakışlarında ve ahlâk algılarında ciddi kırılmaların olduğu bir gerçektir.

KAYIP NESİLLER

“Sen mi düzelteceksin?” sorularına “ya kim düzeltecek” cevabını veren, siyasetle ilgili ve hatta diğerkâm insanlar; başkalarının işlerine karışmayan, siyasetten yaka silken ve ferdiyetçi olabilmiştir. Darbe mağduru toplum eliyle yitik nesiller doğmuştur. “Ne sağcıyız, ne solcu; futbolcuyuz” söyleminin kınandığı bir toplumdan Salazar Portekiz’ini şekillendiren meşhur “Fado – Fiesta – Futbol” üçlemesinin övüldüğü bir sosyal yapıya geçilmiştir. Öncekilerin idealizminin cezalandırılmasına tanık olanlar, Neo Liberalizmin söz dinleyen tüketicileri haline gelmiştir.

Eliyle düzeltmek için gayret gösterdiklerini yüksek sesle dile getirmekten geri durmayanları sükûnete iten sebepleri yine Türk sosyolojisinde aramak gerekmektedir. İdareci ve münevverlerini takip etmek, onlarla mücadele vermek, ‘tuğ kalkınca altında toplanmak’ Türk toplum yapısının en bariz özelliklerindendir. Türk milliyetçilerinin sosyal bayraktarlığından yoksun kalan halkın, kitleler/yığınlar halinde hareket etmesi pek tabiîdir. Teşkilatlı yapıları dağıtılmış, sosyal vasıtaları yok edilmiş, Başbuğ’u ve idare kadrosu hapsedilmiş hülasa hareket olma vasfı elinden alınmış olan Ülkücülerin bayraktarlık yapmasına mani olunmuştur. Darbenin anatomisini inceleyen kıymetli kalemlerin müşterek yorumu da bu minvaldedir: “Millî fikir ile donanmış Ülkücülerin mevcudiyeti bu zoraki dönüşümün tek ve en kuvvetli engeliydi”.

MÜDAHELENİN MÜHENDİSLİĞİ

Darbe, doğrudan muhatap aldıklarını sindirmek, yıldırmak ya da yıpratmaktan daha vahim işlere imza atmıştır. Millî kültürün tüm savunma duvarları ortadan kaldırılmıştır. Darbe sonrası yıllarda müzik, sanat, felsefe, inanç ve özellikle dil sahalarındaki hızlı bozulmalar elem vericidir. Değişim yerine bozulmayı ısrarla kullanmaktayız. Zira tüm bunlar menfi tesirlerini ziyadesiyle hissettirmektedir.

Afganistan işgali ile zayıflamaya başlayan ‘demir perde’ karşısında giderek güçlenen ‘hür dünya’ kendi insan tipini giderek anonimleştirme yoluna gitmiştir. Küreselleşme ya da yeni emperyalizm dalgasının târumar etmediği coğrafya neredeyse kalmamıştır. Millî kültürleri parçalayan, yöre/bölge kültürlerini parlatan liberal kapitalizm, kendini tek ve mutlak gerçek olarak sunmuştur. Yaşayıştan felsefeye, kıyafetten eğlenceye, iktisattan inanca kadar milletlerin mahsus olan ne varsa ortadan kaldırmak gayretindedir.

Gelişigüzel değişmelerden ziyade ince hesaplarla yapılan müdahaleler neticesinde; kimliğine yabancılaştırılmış ve Türklüğü elinden alınmış yığınlar ortaya çıkmıştır.  Tablonun berraklığı, sık kullanılmak suretiyle ciddiyetini kaybetmekte olan ‘toplum mühendisliğinin’ ne denli etkili olduğunu bize göstermektedir. Arzu edilen yığınlar apolitik, ferdiyetçi, faydacı ve hatta hedonisttir. Vicdan ve ahlâk kodları tamamen değiştirilmiş bu yığınların tüketmek haricinde bir fonksiyonu kalmamıştır.

“1977 Brzezinski” imzası ile sunulan mücadele planı devreye sokulmuş, komünizmin karşısına İslâm ile çıkılmıştır. Tüm dünyada ‘İslâmî’ olduğu söylenen pek çok örgüt ABD eliyle desteklenmiş haricindekiler ise törpülenmiştir. Yeşil kuşağın bizdeki yansıması sadece ceza evlerinde değil siyasî arenada kendini göstermiştir. İnançta İslâm olduğunu iddia eden ama yaşantıda ve siyasî aksiyonda katıksız liberâl tavır alanların önünün nasıl açıldığını uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Bahsimiz açısından; yeşil kuşağın çocukları için oyun sahası abileri eliyle hazırlanmış, ferdiyetçilik ve faydacılıkla yetişmiş yığınlar hedef tahtasına konmuştur.

VAZİFE

Türk milliyetçileri 12 Eylül öncesinde yeniden verdikleri millî mücadele ile vazifelerini îfâ etmiştir. Rahat ve huzur değil; mücadele ve vazife miras bırakan tüm büyüklerimize müteşekkiriz. Bizden beklenen ne yapmalıyız sorusuna doğru cevabı vermektir. Cevabın selameti için tarihin ve tecrübelerin doğru tahlil edilmesi, fikrin kodlarının iyi bilinmesi gerekmektedir. İnanç, ahlâk, felsefe, dil, sanat, yaşayış ve diğer tüm unsurları ile kültürü parçalanmış, kimliği yok edilmek istenilen bir millete kendini hatırlatmak; yıkım ve bozulmalar karşısında siper olmak; harici fikirlerin nesiller üzerindeki etkilerini kırmak ve yığınlardan milli şuur ile şuurlanmış mücadele insanlarını bulup çıkarmak zorundayız. Başbuğ Alparslan Türkeş’in de ifade ettiği gibi “Ülkücülerin bulunuşu toplumlar için bir saadettir, büyük bir talihtir!”. Milletimizin talihi olmak duası ile…

[1] Kıymetli abim, büyüğüm Bayram Kiriş’in Yeni Ufuk Dergisi için kaleme aldığı “Eylül’ün Hatırlattıkları” ve devamı olan “Eylül’e… Havada Hüzün Kokusu Var…” yazılarını bu minvalde değerlendirmenizi rica ederim.

Benzer yazılar