OĞUZ BOYLARINDAN: ÇEPNİ

24 Oğuz boylarından en kalabalık olan boylarından birisi de Oğuz Han’ın altı oğlundan ve aynı zamanda Gök Han’ın dört oğlundan biri olarak sayılan, Üç-Okların Gün Han koluna bağlı “Çepni” boyudur. Gök Han’ın diğer üç oğlu ise Bayındır, Peçenek ve Çavuldur(Çavundur)dur.

“Çepni” adı ilk defa büyük Türk bilgini Kaşgarlı Mahmud’un 11. yüzyılda yazdığı Divanu Lügat’it-Türk adlı eserinde geçmektedir. İkinci kez Çepni adının geçtiği eser ise 14. yüzyılın başlarında İlhanlılar’ın başkenti Tebriz’de Vezir Reşideddin’in başkanlığında bir heyet tarafından yazılmış olan cihan tarihi Câmiüt-tevârih’tir. Bu eserde, Oğuz’un vefatından sonra onun yerine Kül Han’ın geçtiğinden, Oğuz’un çok değer verdiği bilge bir kişi olan Irkıl Hoca’nın da devletin devamlılığının sağlanması adına ileride herhangi bir kargaşaya meydan verilmemesi için bu yirmi dört oğula birer lakap ve birer ongun ve hayvanlarına vurmaları için de birer damga tespit edilmesinin gerekli olduğunu Kün Han’a söylediğinden, onun da bu fikri kabul ederek bu işi yapmak üzere Irkıl Hoca’yı görevlendirdiği anlatılmaktadır. Irkıl Hoca’nın da bunu üzerine yirmi dört evladın her birine birer lakap, birer damga ve birer ongun tespit ettiği anlatılır. Câmiüt-tevârih’e göre Çepni, “Nerede düşman görse durmayıp savaşan”(Kandaki yağa göre, derhâl savaşan ve çarpan, Bahadır)şeklinde tanıtılmıştır. Ongununun ”Sunkur: Umay”; Ülüşünün(şölendeki et payı); sol karı yağrın, sol yanbaş olduğu belirtilmiş ve buna göre damgası verilmiştir. Divan-u Lügat-it-Türk’te de Câmiüt-Tevârih’te de Çepniler ‘in damgaları üzerine yoğunluk verilmiştir. Boyların bu damgaları kullanmaktaki asıl amacı davarlarına atlarına vurarak kendi benliklerini göstermektir. Bu damgalar sayesinde koyunlar atlar davarlar birbirinden kolayca ayırt ediliyordu. Bu da damgaların çok eski zamanlara dayandığını bizlere gösterir. Câmiüt-Tevârih’te üzerinde durulan bir diğer husus ise her dört kardeş boyun toylarda yani şölenlerde koyunun etinden yiyecekleri kısımların belirlenmesidir. Ayrı ayrı verilen bu kısımlara “ülüş(pay)” denilmektedir. Koyunun “sol karı yağrın ”yani sol kürek kemiğinin bulunduğu kısım koyunun en değerli yerinin burası olduğuna inanıldığı için bu kısmı ancak Bayındır, Becene(Peçenek), Çavuldur(Çavundur) ve Çepni boyuna mensup olanlar yerlerdi. Koyunun “sağ karı yağrın” yani sağ kürek kemiği kısmı da en itibarlı boy kabul edilen Kayı boyu ve kardeşlerine ayrılırdı.

Çepnilerin Anadolu’daki varlığını incelemeye başladığımızda karşımıza çıkan ilk isim Hacı Bektaş Veli olur. 13.yy da yaşayan Hacı Bektaş Veli’nin hayatını anlatan ve 15.yy’ın son çeyreğinde kaleme alınan “Menâkıb-ı Hünkâr” adlı eserde Hacı Bektaş Veli ‘nin Suluca Karahöyük’teki ilk müridlerinin arasında Çepniler’in de olduğu belirtilmiştir. Yine Faruk Sümer’e göre, Anadolu’daki dini hareketlerden ekserisinin de Çepni boyu ile yakın ilgisi vardır. Tahminlere göre 1240’daki Baba İshak Ayaklanmasına katılan Türkmenler arasında Çepniler de vardır. Faruk Sümer’e göre; İlhanlılar, hükümdarı Olcaytu’nun On iki İmam Şiiliği’ni kabul etmesinden sonra Anadolu’daki Ulu Yörük, Boz Ok, Yukarı Kelkit ve Canik’te yaşayan göçebe birçok topluluk, Halep Türkmenlerinden bazı oymaklar ile Sivas, Tokat, Amasya, Canik, Malatya, Dersim bölge ve yörelerindeki birçok köy bu mezhebi yani Şiiliği kabul etmişlerdir. Bu bölgelerde Şiiliği yayanlar içinde “Barak Baba” dervişleri ile diğer şeyh ve dervişler vardır.

14.yüzyılda Çepni adı, Ebû Hayyan’ın, Kitabul-İdrak li-Lisanil Etrak adlı eserinde “Çepni-kabîletün minnet-Türk ”şeklinde geçer. Eserde, Türk boylarından sadece Kınıklarla Çepnilerden söz edilmektedir. Bu da bize 14.yüzyılda Çepnilerin sadece Anadolu’da değil, Mısır’da bile tanındığının göstergesidir.

  1. yüzyılda Yazıcıoğlu Ali, Reşideddin’den bazı değişiklikler yaparak Türkçe ’ye çevirdiği ve “Tarih-i Âli Selçuk ”adlı eserinin baş tarafında “Oğuzname’de Çepniler” hakkında bilgi verir. Bu eserde Çepninin damgası diğerlerinden farklıdır.

Tarihlere ”Tarihi Yapan ve Yazan Han”olarak geçen Ebugazi Bahadır Han’ın 1660’ta tamamladığı “Şecere-i Terakime” adlı eseri, tıpkı bundan önce sözünü ettiğimiz Reşideddin’in “Farsça Oğuznamesi” gibi Oğuz Kağan Destanı’nın bir başka şekli yani Türkmen rivayetidir. Ebülgazi Bahadır Han, bu eseri yazarken hem Reşideddin’den faydalanmış, hem de canlı Türkmen rivayetlerini toplamıştır. Bu yönüyle müstesna bir yere sahip olan bu eser Oğuzname’nin Türkmen rivayeti, bir başka değişle Çağatayca’sıdır. Bu eserin  “Oğuz Han’ın Torunlarının Adlarının Manası ve Damgalan ve Kuşların Zikri” adlı bölümünde yine Oğuz’un yirmi dört torununun adları, adların anlamları, damgaları ve kuşları belirtilmiştir. Bu kaynakta Çepni Oğuz’un on altıncı torunu olarak gösterilmiş, Çepni’ nin anlamının “cesur”, kuşunun “devlet kuşu”(hümay)olduğu belirtildikten sonra damgasının şekli verilmiştir.

17.yüzyılda Kâtip Çelebi, “Cihannüma” adlı coğrafya kitabında Çepnilerden söz ederken dillerinin Türkçe- Farsça karışık bir şey olduğunu söyler.

Kafesoğlu da: “Eski Türk boylarının adları boyun siyasi ve sosyal hususiyetlerini meydana koymaktadır.” dedikten sonra Çepni’yi askeri teşkilat ve unvanlarla ilgili olan Çor, Yula, Kapan, Külbey, Yabuka, Yeney, Taryan, İğdir, Buka, Tarduş vb. isimlerle birlikte bu gruba dâhil etmekte ve Çepni adının askeri ve siyasi özellik taşıdığını belirtmiştir.

Anadolu Çepniler’i 7 grupta toplanır:

Karadeniz Çepnileri; Rum Pontus İmparatorluğu yönetimindeki Trabzon, Osmanlılar tarafından fethedilmeden önce şehre gelip yerleşen ve fetih ordusunda bulunup Trabzon’da kalan Çepniler ’den oluşmaktadır. Giresun’dan Rize’ye kadar geniş bir alana yayılmışlardır. Yoğunlukla Şebinkarahisar ve Alucra ilçelerinde ve köylerinde otururlar. Bu bölgelerdeki topraklar, günümüz Çepnileri ’nin ataları tarafından kan ve can vererek alınmıştır. ‘Çepni’ denildiğinde, Karadeniz Çepnileri akla gelir. Çepni kelimesine, ‘yiğit – gözü pek ve cesur’ anlamı kazandıran Çepni’ler gelir.

 

Bir diğer grup “Ulu Yörükler” olarak adlandırılan Çepnilerdir. Ulu Yörükler; Sivas, Tokat ve Kırşehir illeri ile ilçe ve köylerinde yaşayan Çepnilerdir. Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinden 1520 yılında göç ettikleri biliniyor.

 

“Bozoklar” olarak bilinen Çepniler de Yozgat ili ve ilçelerine bağlı köylerde yaşayan Çepnilerdir. Bozok, esasen Yozgat’ın eski adıdır. Yozgat, günümüzde de ‘İkinci Ergenekon’ olarak anılmaktadır.

 

“Başım Kızdulu Çepnileri” ise; Aydın ve Saruhan bölgesinde yerleşmişlerdir. Bu yöredeki Çepniler’in eski beylerinin adı Kantemir olduğundan, bunlar, ‘Kantemirli’ olarak da adlandırılırlar.

 

“Dulkadirli Çepnileri” ise: Maraş Bölgesine yerleşmiş olup sayıca azdırlar.

 

“Adana Çepnileri” 1519 yılında bölgeye geldiler. Çok az bir nüfusa sahip olup bunlara ‘At Çekenler’ de denilmektedir.

Son olarak “Halep Türkmenleri” olarak bilinen Çepniler; Kanuni Sultan Süleyman Han döneminde Suriye’ye yerleştirildiler. Avusturya Seferi’ne dâvet edilen Çepniler bunlardır. Bir kısmı sonradan Antakya’nın kuzeyindeki Gündüzlü ilçesine yerleştiler. Bir kısmı da 1728 yılında Bergama ve Turgutlu’ya geldi.

 

Çepniler, tarihin bir döneminde, uzunca bir süre, Çepni olmayan etnik grupların gıpta ettiği insanlardı. Onların saygınlıkları, 19. yüzyılda doruğa çıktı. O dönemlerde bölge halkının çoğu, kendilerinin de Çepni olduğunu iddia ediyordu. Çepniler’in ünlü kabadayısı Çepni Ali, 1828-1829 Osmanlı-Rus Harbi’ne, çevresine topladığı 300 kişi ile katılmış ve Batum’a kadar giderek Ruslar’ı zarara uğratmış, ekibi ve topladığı ganimetle yurduna döndüğünde, gıpta ve hayranlıkla karşılanmıştı. Bölgede, ‘Çepni’ soyadını taşıyan pek çok aile vardır. Ne var ki onların savaşçı karakterleri, önemlerini günümüze yansıtacak kalıcı ürünler meydana getirmelerini engellemiş. Çepniler’e ait kabileler, değişik tarihlerde farklı cephelerde savaşmışlar ve ordu ile gittikleri bölgelere yerleşmişler. Savaşlarda nüfusları azalmış. Belli ve kalıcı bir kültür oluşturamamışlar.

 

Belli başlı bugüne kalmış olan kültürlerini incelediğimizde giyim kuşam tarzları dikkat çekmektedir. Kadınların, “Çember” adı verilen yemeni tipindeki yazma kullanmaları Karadeniz’e has özel bir dokuma olarak hâlâ kullanıldığı ilgi görmektedir. Yine bu bölgede erkeklerin pantolon yerine yünden zipka, şal; tevekten gömlek, yün çorap, çarık giymeleri meşhurdur. Yine bazı inançlarının unutulmasıyla birlikte sürdürdükleri gelenekler dikkat çekmektedir. Bunlardan bir tanesi çoğunlukla bebekler üzerine kurulmuştur. “Bebek Yürütme” geleneği Adından da anlaşılacağı gibi, bebeğin zamanında yürümesi için veya yapılmadığında zamanında yürümeyeceğine inanılan batıl inançtır. Vaktinde yürümeyen bebeği, annesi kucağına alarak Cuma günü ve Cuma namazı vaktinde caminin avlusuna getirir. Bebeğin ayaklarını birbirine bağlar ve cemaatin namazdan çıkmasını bekler. Camiden çıkan ilk kişinin kadının elindeki makası alarak ipi kesmesi beklenir. Bebeğin ayaklarına bağlanan bu ipi, camiden çıkan ilk kişi keser ve anne bu ipi kesen kişiyi bilmezse, bebeğin eve geldiğinde yürüyeceğine inanılır. Yine Yürümesi gecikmiş olan bir bebeğin, eşeğin altından geçirilebildiğinde de yürüyebileceğine inanılır. Bu töreni yapmak için, uğruna inanılan bir kişinin yardımı alınır. Bununla ilgili bir başka yöntem de çocuğun dikenin altından geçirildiğinde yürüyeceğine inanılmasıdır. Bu işlem yine uğruna inanılır bir kişiyle yapılır.

“Çocuk basımı” olarak adlandırılan bir inanca göre ise doğum yapılmış eve, 40 gün boyunca ikindiden sonra, odun veya çalı çırpı sokulmamasıdır. Eğer sokulursa çocuğun yürümekte gecikeceğine inanılır. Bu yukarıdaki inançların tedbirini alma mahiyetindedir. Bebeğin yürümesiyle ilgili alınan bir başka tedbir ise “toprak kesme” olarak adlandırılır. Bebek doğduğunda, doğan bebeğin köyünden bir parça çimen alınır. Bu çimen eski bir evin kirişinin üzerine konur. 40 gün orada kalır. 40 günden sonra buradan alınıp yere konur. Böyle yapıldığında bebeğin erken yürüyeceğine inanılır. Doğacak olan bebeğin zarar görmemesi adına “Al Basması” olarak nitelendirilen bir uygulamadır. Bu uygulamada doğum zamanı yaklaşan bir kadının, evinin yakınından, yani arkasından, önünden yanlarından cenaze geçirilmez. Eğer bu cenaze evinin yakınından geçirilirse, hamile kadının doğumunun zor olacağına inanılır.

Düğün olduktan sonra hala devam eden “Kazan Vurumu” meşhurdur. Yeni gelinin eve girmesi esnasında kapının eşiğine büyükçe bir kazan konur. Bu kazana ayağıyla üç-dört kez vurduktan sonra eve girer. Bu sırada da gelinin başına şeker ve un serpilir. Eve giren gelinin başını, kayın babası açar ve sandalyeye oturur. Böylece bolluk ve bereketin o evden eksik olmayacağına inanılır.

Çepnilerin bir başka meşhur inançları da ayların ehemmiyeti noktasındadır. Her bir ayın kendi içerisinde bir adı ve manası olduğuna inanılır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Mart Bozma (Zemheri Bozma): Şalpazarı’nda yaşlı kadın ve erkeklerce bilinen kocakarı ayı olarak geçer.
  • Gücük Ayı: Şubat
  • Mart Ayı: Mart( bu ayın uğurlu ay olduğuna inanılır. Martın dokuzuncu günü, kurt kızanı günüdür. Kurt, martın dokuzuncu günü kızan etmeğe (çiftleşmeye) başlar. Kurtlar arasında bu durum martın on ikinci gününe kadar devam eder.
    Sayış günleri, Mart ayında başlar. Martın birinden on ikisine kadar olan her gün marttan başlamak üzere sırasıyla birer aya karşılık gelmektedir. Bu sayılı olan on iki gün havanın gidişatından yılın on iki ayı havaların nasıl geçeceği hakkında tahminde bulunulur.
  • Abrul (Abul): Nisan
  • Mayıs Ayı: Mayıs
  • Kirez Ayı: Haziran(Kirez ayı kirazların olgunlaştığı aydır. Toplanan kirazlar ya taze olarak tüketilir, ya da kışın yenmek üzere turşusu tuzlanması yapılır. Hava sıcaklığının arttığı ay kirez ayıdır. Yöre halkı tamamen yaylaya taşınır. Kiraz ayının 12.si gün dönümü olduğundan gündüzler kısalmaya başlar.)
  • Orak Ayı: Temmuz(Çayırların biçilme zamanını geldiği sayılır.)
  • Asus Ayı: Ağustos
  • Hac Ayı: Eylül
  • Darı Ayı: Ekim( orak ayında biçilen çayırların ikinci kez biçilmesi darı ayında yapılmaktadır.)
  • Üzüm Ayı: Kasım
  • Garagış Ayı: Aralık bu ayda eğer “Gazandarısı” pişiriliyorsa yeni yılın gelişiyle uğur getireceğine bolluk bereket getireceğine inanılır. Mart sabahı eve ilk giren insan, o evin yıllık uğuru kabul edilir. Mart bozacak olan kişi eve sabahleyin ilk girendir. Bir tas su alır ve evin her tarafına serper. “Martın hayırlı uğurlu olsun der. “Mart bozan kişiye evde mutlaka bir şeyler yedirilmeye özen gösterilir. Martı bozulan evin o yıl işleri iyi giderse, martı bozan kişinin hayırlı, uğurlu kişi olduğuna inanılır. Aynı zamanda yöre halkının birbirine misafirliğe gittiği, hikâyelerin anlatıldığı, uzun ve soğuk kış gecelerinin yaşandığı aydır.

 

Yemeklerle ilgili adetlerden bir tanesi hala devam etmektedir. “Tömbelek” adı verilen yemek Arefe gecelerinde yapılır. (Kurban bayramı, Ramazan bayramı) akşam yemeğinden sonra başlar. Akşam yemeğinden sonra komşularının kapılarını çalarlar ve tatlı, şeker, para gibi şeyler toplarlar. Bereketle ilgili olduğu sanılmaktadır.

ÇEPNİ (ÇETMİ) DAĞILIMI

Çepni – Afyon – Sandıklı – Hocalar
Çetmi – Amasya – Gümüşhacıköy
Çepnişabanlı – Şereflikoçhisar – Ağaçören
Çepni – Balıkesir – Bandırma – Edincik
Yeniçepni(Çerkezcetni) – Bilecik – Bozüyük
Yürükcetmi(Yürükcetni) – Bilecik – Bozüyük
Çepni – Bolu – Merkez
Çepni – Bolu – Mudurnu
Çepni – Bursa – Mudanya
Küçükçetmi – Çanakkale – Küçükkuyu – Ayvacık
Yeşilyurt(Büyükçetmi) – Çanakkale – Ayvacık – Küçükkuyu
Çetmi – Çanakkale – Ezine
Çetmi – Çorum – İskilip
Göletçetmi – Çorum – Kargı
Çepni – Giresun – Espiye
Çayırlı(Çetmi) – İzmir – Tire
Çepni – Kastamonu – Çatalzeytin
Çetmi – Kastamonu – Taşköprü
Çepni – Kastamonu – Kengiri – Tosya
Çepni – Kırşehir – Merkez – Çiçekdağı
Çetmi – Konya – Beyşehir – Üzümlü
Çetme – Konya – Doğanhisar
Çetmi – Konya – Hadim – Taşkent
Çepniharmandalı(Yobazharmandalı) – Manisa – Saruhanlı
Çepnimuradiye – Manisa – Saruhanlı
Çepnibektaş – Manisa – Turgutlu
Çepnidere – Manisa – Turgutlu
Çepni – Samsun – Alaçam
Çitme – Sivas – Divriği – Gedikpaşa
Çepni – Yozgat – Boğazlıyan
Yazıçepni – Yozgat – Boğazlıyan

 KAYNAKÇALAR
Çepniler- Prof. Dr. Faruk Sümer
Çepnilerin Anadolu’yu Türkleştirmesindeki Yeri ve Önemi, Doç. Dr. Ali Çelik, KATÜ, FEN EDEBİYAT FAK.
https://onturk.wordpress.com/2012/01/05/cepniler/

Benzer yazılar