Aralık 2019 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2019 

ERMENİ KİTLESİNİN İSYANLARA FİKREN HAZIRLANMA SÜRECİ

Osmanlı’daki isyanların dışarıdan teşvik, tahrik ve destek gördüğü aşikârdır. Komite ve cemiyetlerin direktifi ile hareket eden Ermeni din adamları, öğretmenleri, talebeleri ve bunlardan teşekkül eden çetelerin faaliyetleri kadar; Osmanlı Devleti’nin bunlara verdiği fazla serbestlikten, yabancıların müdahalesi ile suçluların cezalandırılmamasının da hainleri cesaretlendirdiğini kabul etmek lazımdır.

Mekteplerde, Osmanlı armalarının, Padişah’ın tuğrasının kaldırılıp yerine müstakil Ermenistan, Hınçak ve Taşnak armalarının, silahların asıldığı bilinmektedir. Ermeni mekteplerinde serbestçe okutulan tarih kitaplarında, Türklerin Ermenilere yaptığı zulümden bahsedildiği, Ermeni şairlerinin milleti ve gençliği ayaklandıran şiirlerinin mekteplerde ve halk arasında açıkça yayıldığı da bilgiler arasındadır. Ermeni basınının bu gibi neşriyatlarla hem Ermenileri hem de dünyayı bu fikre hazırlama gayretine hız verdiği, bu şiirlerin kahvelerde, tiyatrolarda, kulüplerde, sokaklarda yüksek sesle söylendiğini; kilise ve mekteplerin bir silah ve cephane deposu haline geldiğini unutmamak gerekir. Bunların neticesi olarak da zaman zaman muhalif yerlerde küçük küçük ayaklanmalar başladığı zaman bile devlet müessir bir müdahalede bulunmamış; nasihatlerle, aflarla davanın halli cihetine gidilmiştir. Elbette ki bu hali, bir devlet anlayış ve otoritesi ile izah etmek mümkün değildir. Senelerce katliamları ve isyanları fikir alanında hazırlayan Ermeni faaliyetlerinden birkaç örnek verelim.

“Türk hakimiyeti esnasında Ermeniler meşrutiyete kadar ıstırap çekmişler, Rus hükümeti de Hristiyanları himaye maksadıyla Osmanlı hükümetine harp ilan etmiştir.” Bu pasaj 1910’da Ermeni Rüştüye (orta) okulları için hazırlanmıştır. (Musavver “resimli” Ermeni tarihi isimli kitaptan alınmıştır.) Bu pasaj, kitapta Türk düşmanlığını yaymaya çalışan kısımlardan sadece bir tanesidir. Ruslar, Ermenilerin ısrarla dile getirdikleri özerklik talebine, kendi sınırları içinde yaşayan Ermeni toplumu için emsal teşkil edebileceği ve ileride benzer ayrılıkçı taleplerle karşılaşabileceği endişesiyle asla olumlu yaklaşmamıştır. Rusların Osmanlı Devleti’ne harp ilan etme nedeninin Ermenilerle doğrudan hiçbir ilgisi yoktur. Pasajda geçen ifadeler fazlasıyla abartı ve yalandan ibarettir.

Ermeni milletini ayaklandırmaya çalışan bir şiirden örnek verelim.

İSTİKLALE DAVET

Ermeniler silah başına, kılıç tüfek omuza

Türk Ermenistan’ından bize bir ses var

Dağdan Dağ’a dehşetli bir feryat geliyor

Vatana koşunuz Ermeniler, Ermenistan’a koşunuz

Ermenistan’da Ermeniler ayaklandılar

Arslanlar gibi intikam diye bağırıyorlar

Bütün ovalar kana boyandı

Bütün derelerden kan akıyor

Düşman korkusundan dehşetinden kaçıyor

Ermenilere ganimetler bıraktı

Bir ağızdan zafer diye bağıralım

Düşman mağlup oldu

Yaşasın Ermenistan

Bu ve bunun gibi şiirler her gün evlerde, sokaklarda, okullarda bağıra bağıra söyleniyordu. Ayrıca Ermeni sanatkarları, Ermeni milletini tahrik edecek hayali Ermenistan tabloları yaparak bunları her yerde (kartpostal, pul, sigara kâğıdı, tiyatro perdesi, yastıkta) kullanıyor, milleti fikren isyana hazırlamak hususunda bunlardan faydalanıyorlardı. Osmanlı Hükümeti, bütün bu hadiselere karşı zecri tedbirlere başvurmamayı bir müsamaha, bir vicdan hürriyeti, bir azınlık hakkı olarak kabul ediyordu. Osmanlı Devleti’nin suçu işte budur. Hürriyetin anarşi demek olmadığını kabullenmemesidir.

Peki neden sadece Türk Ermenistan’ı?

Eğer gaye Ermenistan’ın istiklale kavuşturulması ise, neden sadece Ermenistan değil de Türk Ermenistan’ı? Kendime hep bu soruyu sormuşumdur. Asıl Ermenistan’ın hemen hemen yarısı Kafkasya’da, Ruslar idaresindeyken, bir kısım da İran’a aitken. Neden Türk Ermenistan’ı?

Sebep ve o sebebin istinat ettiği kötü niyet, işte hep bu sorunun cevabı içinde yatar!

Bilinmelidir ki Tehcir, dünya savaşı yıllarında cephedeki birliklerimizin arkadan vurulmalarının ve içerideki karışıklıkların giderek artması üzerine devletin kullandığı bir meşru müdafaa hakkıdır. Dolayısıyla, “Talât Paşa’nın Tehcir Belgeleri” Türkiye için “suç delili” değil, dünya savaşı sırasında sınırlarda savaşan birliklerimizi son derece zor durumda bırakan bir ayaklanmaya karşı devletin “meşru müdafaa” kanıtıdır.

Ermeniler soykırıma tabi tutulmuş mudur?

Ermenilerin soykırıma tabi tutulduklarını, soykırıma uğrayan Ermenilerin sayısının 1.500.000 olduğu iddialarının bilimsel olmaktan ne kadar uzak olduğu çok kesin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Zira Osmanlı Devleti’nde yaşayan tüm Ermenilerin sayısının azami 1.500.000 olduğu göz önünde bulundurulursa söz konusu iddiaların ne kadar afaki olduğu ortaya çıkar. Bu varsayımın doğru olduğu bir an için kabul edilecek olursa Osmanlı topraklarında yaşayan bütün Ermenilerin ortadan kaldırılması gerekirdi oysa Osmanlı Devleti, toprakları içinde yaşayan Ermenilerin bir kısmı tehcir ve iskâna tabi tutmuştur. Katolik ve Protestan mezhebine mensup Ermeniler, İstanbul, Antalya, Kastamonu gibi yerlerde ikamet eden zararsız Ermeniler, çeşitli meslek gruplarında çalışan Ermeniler sevke tâbi tutulmamışlardır. Osmanlı Devleti, savaşın içinde bulunduğu bir ortamda Ermeni sevkiyatı için bütçesinin dar imkânları içinde 1915 yılında 52 milyon, 1916 Ekim sonuna kadar 86 milyon, 1916 sonuna kadar da 150 milyon kuruş sarf edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. (BOA. DH. ŞFR, 53/93; Gürün, Ermeni Dosyası, s. 218.) Soykırım yapmayı tasarlayan bir devletin o zor zamanında bu parayı ayırması ve sarf etmesi mümkün değildir.

Osmanlı Devleti, sevkiyat esnasında almış olduğu tedbirlerle de “sözde soykırım” dan ne kadar uzak olduğunu göstermiştir. İçişleri Bakanlığı 23 Mayıs 1915’de Erzurum, Van ve Bitlis valilerine gönderdiği telgraflarda Ermenilerin can ve mal güvenliklerinin sağlanması, güzergâh boyunca ve konaklamaları sırasında bütün ihtiyaçlarının valiliklerce karşılanması gerektiğini belirtmiştir. En üst düzeyde yapılan sevkiyattan önceki uyarılar, gerek sevkiyat esnasında sevke tâbi tutulan Ermenilerin hangi niteliklerde oldukları, tehcir edilenlerin iskân bölgelerine sıkıntı çekmeden gitmeleri konusunda alınan tedbirler, tehcir edilenlerin iaşelerinin muhacirin ödeneğinden karşılanması, bunlara daha önceki malları oranında emlâk ve toprak verilmesi, ihtiyacı olanlara ev yapımında yardımcı olunması, çiftçi ve zanaatkârlara tohumluk ve aletler verilmesi, memleketlerinde kalan mallarının değerlerinin komisyonlar tarafından tespit edilerek, sonradan kendilerine verilmek üzere emanet olarak mal sandıklarına gönderilmesi, vb.. hususlarda Osmanlı Devleti’nin net yaklaşımı durumu tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.

Sözde “Ölüm Yürüyüşü” Efsanesi nedir?

Ermeni tarihçiler, İttihat ve Terakkinin merkezi kadrolarının bir imha programı başlattığını, bu amaçla da Anadolu’daki Ermeni nüfusunu “ölüm yürüyüşü” için Mezopotamya çöllerine gönderdiğini iddia etmektedir. Yolculuk için verilen sürenin çok kısa olduğu, gerekli hazırlıklar yapılmadan kitlelerin nakledildiği ve yetkililerin konvoyları bekleyen tehlikelerin farkında olduğunu iddia etmektedirler. Yine de Türk ve Amerikan arşivlerindeki belgeler bu iddiaların yalan olduğunu ortaya koymaktadır. Her şeyden evvel, bazı şehirlerde 24 saat ile 48 saat arasında değişen sınırlı bir sürede tehcir edilen Ermeniler vardı. Fakat arşiv belgelerine göre, iki gün içerisinde nakledilenler köylüler değil, Ermeni komite üyeleriydi. Hepsi de erkekti. Güvenlik sebeplerinden ötürü tutuklanarak derhal farklı şehirlerdeki hapishanelere gönderildiler. Bununla birlikte, diğer yerlerde insanlara hazırlık yapmaları için en az iki hafta verildiği inkâr edilemez. Pek çok şehirde ilk konvoylar Temmuz’un ilk haftası içinde yola çıktılar. Bu ise kanunun Resmî Gazetede yayımlanmasından kabaca 35 gün sonrasına denk geliyordu. Bu nedenle, Ermenilerin bir yolculuğa apar topar gönderildikleri, hazırlanmak için yeterli zamanlarının olmadığı ve yolculuk sırasında çok sayıda zayiat verdikleri doğru değildir.

Osmanlı Devleti’nin gerçekleştirdiği bu sevk ve iskân uygulaması tamamen savunma amaçlı bir uygulama olup, o dönemin imkânları dahilinde savaş ortamında mümkün olan en az kayıpla gerçekleştirilen bir sevkiyat ve iskândır. Enver Paşa ve Talat Paşa Ermeni Tehcirini gerçekleştirerek üzerlerine düşen vatani vazifelerini hakkıyla yerine getirmişlerdir. Selam olsun Tehcir kararını alanlara… Rahmet olsun Enver, Talat, Cemal Paşalara, Bahattin Şakir’e, Cemal Azmi Bey’e, Kaymakam Kemal ve Nusret Beylere…

Ali mefkurenin ebedi müdafii olan Türk Genci!

Mertlikten ve ahlaktan nasibini zerre almamış Ermeni illetinin sahte gözyaşları dökerek ve en az kendileri kadar rezil milletleri etraflarında toplayarak senin Ata’larına zalim demelerine izin verme!

Hayatını kanla, gözyaşıyla ama izzet-i nefsiyle geçiren dedene layık ol!

Oku ve okut, öğren ve öğret!

Türk kadını! Sen de bu mukaddes davaya ruh ver.

Din adamları! Hürriyet askerlerinin ruhlarını yad et.

Beklenecek zaman değildir. Toplanınız, diriliniz ve özünüze dönünüz!

Bilinsin ki vatanımızı ve milli varlığımızı tehdit eden, bölücü propagandalar ile hürriyetimize kast eden her topluluk için alınacak nihai karar yine ‘Tehcir’ olacaktır.

ARZ EDERİM

 

KAYNAKÇA:

Sadi KOÇAŞ, Tarih Boyunca Ermeniler ve Selçuklardan Beri Türk-Ermeni İlişkileri, Truva Yayınları, Ankara, 1967.

Ural GÜLTEKİN, Ermeni Dosyası, Kamer Yayınları, İstanbul, 1998.

Recep KARACAKAYA, “Ermeni Tehciri”, Yeni Türkiye Ermeni Sorunu Özel Sayısı, Ocak Şubat 2001.

Kemal ÇİÇEK, “Amerikan Kaynaklarında Tehcir”, Türk Ermeni İlişkilerinde Yeni Yaklaşımlar-Uluslararası Sempozyum, ed., Şafak URAL, Feridun EMECEN, Mustafa AYDIN, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2008.

Benzer yazılar