Çin uzun yıllar Batı’nın kapısını açmak için Türkistan anahtarını kullanmaya gayret göstermiştir. Uzun yıllar çevresine ördüğü kafesin dışına çıkmayan Doğu’nun kadim medeniyeti Çin dışa açıldıktan sonra Asya hâkimiyetini esas politikası olarak belirlemiştir. İlk olarak komşusu Türkleri tanımaya çalışmış, ilk temaslardan sonra artarak süren Bozkurt-Ejderha ilişkisi dalgalı trafiğini günümüze kadar sürdürmüştür. Çin’de hânedanlar değişirken, Asya’da Turan bayrağını farklı Türk devletleri devralmıştır. Çin politikasını zamana göre değiştirirken, kadim düşmanı Türkleri her daim tartmayı aklından hiçbir zaman çıkarmamış, ürettiği politikaların yörüngesinde ortaya çıkan zengin bilgi depolarını kullanmaktan imtina etmemiştir. Diplomasiyi, istihbaratı, entrikayı kendi çıkarı ölçüsünce her zaman için savaştan daha fazla önceleyen Çin, bu amaçla yüzlerce elçi, çaşıt, diplomat, asker vb. unsurunu Türk topraklarına yollamıştır. Çin yolladığı elemanlardan her seferinde yazılı rapor talep etmiş, sonuçta ortaya müthiş bir devlet hafızası teşekkül etmiştir. Bu yüzden Çin yazılı kaynakları, arşiv belgeleri, Türk tarihinin yazılmasında başat rol oynamıştır. Bu yazımızda Türk tarihi açısından yüksek kıymet arz eden Çin elçisi Wang Yen-te’nin Türk tarihine ışık tutan seyahat raporunu içeren Özkan İzgi’nin “Çin Elçisi Wang Yen-te’nin Uygur Seyahatnamesi” isimli eseri değerlendirmeye çalışacağız.

Eserin yazarı Özkan İzgi Türk ilim dünyasının yetiştirdiği en yetkin kalemlerden birisidir. 1964 yılında başladığı akademik mâcerâsının merkez yönelimi Sinoloji alanıdır. Bu alanda önemli çalışmaları olan yazarın, en önemli eserleri Türk tarihinin önemli bir köşe taşı olan Uygur Devleti ve kültürü üzerinedir. İzgi’nin Harvard Üniversitesi’nde başlamış olduğu doktora kariyeri, meyvesini 1972 yılında bu yazımızda ele alacağımız eserle vermiştir. Eser ilk olarak 1989 yılında Türk Tarih Kurumu Yayınları arasından çıkmıştır. Her ne kadar bir Doktora çalışması olarak teşekkül etmişse de ilim dünyasına ve Türk tarihine olan katkıları düşünüldüğünde; benzetme yerinde olursa, esere bakıldığında İzgi’nin elinde meşale taşıyarak karanlıklar içinde yürüyen bir ilim öncüsü olduğu gerçeğiyle karşılaşmak mümkündür. Zira ondan sonra bu tarz çalışma yapacakların başucu eseri hep Wang Yen-te Seyahatnamesi olmuştur.

Eserin yazımındaki tahmin edilen Türk tarihine ışık tutma çabası yazar tarafından nihai hedef gibi görülmüş olsa da İzgi’nin yaptıkları bir eser vermekten daha fazlasıdır. Çünkü İzgi kendinden sonra benzer çalışma yapacaklara araştırma yöntemi açısından bir yol haritası bırakmıştır. Her seyahatname farklı bileşenlerin bir araya gelmesiyle nükseden bir kompozisyon şeklindedir. Buradan yola çıkılırsa seyyahın biyografisi, seyahatnamenin hikâyesi, dönemin siyasî tablosu, seyahatnamenin tercümesi, seyahatnamede geçen terim ve tabirlerin açıklaması, seyahatnamenin tercüme edilmiş notlandırılmış metni, anlatımı kolaylaştıracak ekler seyahatnamenin olmazsa olmaz bileşenleri arasında sayılabilir. Araştırmacı bu tür seyahatname bileşenlerini üst üste koyarak en zengin özgün yoruma ulaşır. İzgi kendine has metoduyla Wang Yen-te’nin yazdıklarını en zengin konumuna ulaştırır.

Eser klasik akademik anlayışla yazılmış olup, biri giriş olmak üzere 4 ana bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümü okuru Wang Yen-te’nin seyahatine ısındıracak bilgilerle başlamıştır. Giriş bölümü ile okur seyahatnamenin tafsilatlı bir hikâyesine malik olur. Eserin kuvvet noktası üzerinde ne kadar sağlam bir şekilde yükseldiğine şâhit olmak içten değildir. Seyahat notlarının yazıldığı ilk günden yazarın konu hakkında kendi kalemini oynattığı son güne kadar en küçük ayrıntılara varıncaya kadar bütün çalışmaların dökümü yapılır. Seyahatnamenin izi o kadar iyi sürülmüştür ki gözden kaçan bir şeyin olmayacağı eldeki verilerden çok rahat tahmin edilebilir. Üstelik yazarın Çince literatüre hâkim olması; onun Çin dilinde yapılmış çalışmaları da araştırmasına eklemesini sağlar. Yazarın eseri yazdığı dönemin (1972) şartları düşünüldüğünde çalışmanın ne kadar güçlü olduğu daha iyi anlaşılır. Zîra bundan 48 yıl evvel kaynaklara ulaşmak günümüzdeki kadar kolay değildir.

Eserin ilk bölümü ayrıntılı bir siyasî tarih anlatısıdır. Bu kısımda genelden özele bir terkip söz konusudur. Yani önce Uygurların siyasî tarihi anlatılmış; özelde ise Wang Yen-te’nin ziyaret ettiği Kao-chang Uygurları ve seyahatin yapıldığı dönemin hâkim siyasetine ait verilere değinilmiştir. İkinci bölüm seyahatnamenin tam metni ve Türkçe çevirisine ayrılmıştır. 3. bölümde ise; seyahatnamede geçen bazı tabirler ansiklopedik olarak açıklanmıştır. Eserin ekler kısmının zenginliği ise aşikârdır. Bu bölümde seyahatnamenin Çince aslı ve İngilizce tercümesi vardır. Fakat ekler kısmında seyyahın izlediği güzergâhı gösteren bir harita bulunmaz. Haritanın eksikliği belki de seyahatnamenin görülen tek eksiğidir.

Eserin ne şekilde titiz ve yoğun bir çalışmanın ürünü olduğu ham metnin tercümesinden anlaşılır. İzgi sadece çeviri yapmaz. Günümüzde birçok yabancı metin tercüme edilip bırakılır. Oysaki akademik metinler açıklamaya muhtaçtır. İzgi mütercim kalıplarını kırarak yazdığı metini tek kelimeyle inşâ eder. Notlandırmalar o kadar yoğundur ki esas metinden fazla olduğu gözden kaçmaz. Bazen tek bir kelime bile uzun uzun tafsilatlı açıklanır. Seyyahın kaleminden çıkan her kelimenin deyim yerindeyse esrarı, kaynaklar arasında iz sürülerek bulunur.

Yazarın Çin arşiv kayıtlarına, günümüze kadarki literatüre hâkim olması, kayıtlar üzerindeki Çin dışı ilk çalışmadan bugüne kadar yapılan bütün araştırmaların eksik ve gediklerinin müellif tarafından giderilmesine neden olur. Önceki çalışmalara İzgi’nin eleştirel baktığı ve eksiklerini yaptığı çalışmayla gidermeye çalıştığı gözden kaçmaz. Zaten bilimi tuğlalarla inşâ edilen bir bina olarak tahayyül edersek İzgi bu binayı restore etmiş çatısını yapmış ve içini döşemiştir. Bu açıdan Wang Yen-te Seyahatnamesi metruk yıkık bir evden İzgi sayesinde tarih severlerin ziyaret edebileceği bir dayalı-döşeli bir villaya dönüşmüştür.

Wang Yen-te Çinli bir bürokrat olup, 981 yılında Kao-ch’ang Uygurlarından diplomatik bir destek sözü almak amacıyla Uygur başkentine yollanmıştır. Aslında Kao-ch’ang’tan gelen bir heyetle tekrar yola çıkan Wang Yen-te ziyareti tamamlayarak 984 yılında ülkesine dönmüş, izlenimlerini kaleme alarak günümüze değin ulaşmasına vesile olmuştur.

Wang Yen-te’nin seyahatnamesinde göze çarpan en önemli bulgu, seyyahın yer isimleri konusunda hassas olmasıdır. Neşrettiği isimlendirmeler coğrafi şekillere ait olmakla beraber bazen idarî yapı hakkında fikir vermektedir. Coğrafi yapı güzergâhı netleştirmekle beraber, seyyahın bölgedeki kabile isimlerini de kaleme alması, yol üzerinde bulunan insanî unsurlar hakkında okurun fikir sahibi olmasının önünü açmaktadır.

Wang Yen-te yazdıklarını devlet diliyle kaleme almasına karşın, bu konuda fazla sert bir tutum geliştirdiği söylenemez. Çünkü tamamen devletinin işine yaramayacak pasajlar ve bilgiler de satırlar arasında kendisine yer bulmaktadır. Yazılan sosyal hayata dair bilgiler ya da gözlemler devri için bir anlam ifade etmese de günümüz tarih anlayışı için bulunmaz Hint kumaşı kabilinden bir etki yaratır. Misal “Onlar müziklerinde pek çok Kung-hou (kopuz) kullanırlar (s.57)”. Görüldüğü gibi müzik anlayışı bir diplomat ve casus için belki de dikkate alınacak son gözlemler arasında yer alabilir. Çünkü anlaşma ve ittifak düşünülen komşu kavmin müzik anlayışı, belirlenecek politika için pek önemli bir faktör değildir.

Sosyal yönelimi olan anlatıların seyahatnamede çok yer kaplamasının en önemli sebebi seyyahın şahsi özelliğinden kaynaklanır. Wang Yen-te bazen yaşadığı sosyal şokun etkisiyle görevi ikinci plana itmiş, yeni karşılaştığı kavmin kültür karakterine şaşkın bir şekilde bakmıştır. Bu yüzden kendisine yabancı gelen, yadırgadığı, garipsediği olayları kaleme alma ihtiyacı hissetmiştir. Misal Kao-ch’ang’taki bir festivali anlatırken şu ifadeleri kullanır: “ Onlar,gümüş ve pirinçten yaptıkları tüpleri su ile dolduruyorlardı. Bu tüplere basarak suyu fışkırtıyorlar yahut birbirlerine su atarak spor yaparlardı. (s.60)” Wang Yen-te’nin Çin’de benzer spor faaliyetini görmesi imkânsızdır. Özellikle kültürle kesişen bu etkinliğin seyyahın aklından çıkması bu nedenle mümkün olmamıştır.

Yine Wang Yen-te Uygur Kağanı’yla bir araya gelmiştir. Bu birlikteliği satırlarına aktaran seyyah her zamanki üslubuyla kağanı askerî ve siyasî gözle değerlendirmekle beraber, sosyal etmenlerle de analiz etmiştir. Misal Uygur Kağanının elçi karşılama seremonisi istisnasız anlatılmıştır. Oysa bu seremoni güç gösterisi değil de kültür gereği olarak yapılıyorsa seyyahın ülkesinde anlatacağı güzel bir anıdan ibarettir: “Arslan Han bizi yedinci günde kabul etti. Onların kralı oğulları ve hizmetkârları hepsi yüzlerini doğuya çevirdiler. Ve Çin İmparatoru tarafından gönderilen hediyeleri kabul ettiler. Bir tarafta bir kimse elinde taştan bir çan tutuyordu. O şahıs seremoni için tempo tutuyordu. Kao-ch’ang kralı bu çanın sesini duyunca selam verdi (s.65).”

Seyahatnamenin ilginç yerlerinden birisi de seyyahın diplomatik ve siyasî durumu gayet iyi özetleyen satırlara yer vermesidir. Wang Yen-te ile aynı dönemde bölgede olan Çin dışındaki önemli bir güç olan Kitanların elçisi de Uygur başkentindedir. Ve Kitan elçisinin konuşmaları, buna karşılık veren Wang Yen-te’nin sözleri, dönemin diplomatik dilini ortaya koyduğu gibi siyasî tarihe ilişkin şifreleri de araştırmacıların hizmetine sunmaktadır.

Sonuçta zamanımızdan bin küsur yıl önce bir Türk kavminin bir Türk insanın ne yaptığını, ne yiyip, ne içtiğini, bilmek kadar güzel bir duygu yoktur. Yalnız muhayyilenin gücüyle tarihi şekillendirmek, hem zor hem de kabul edilebilir değildir. Tarih gerçeklerle ilişkisine göre ciddiyet kazanan bir bilimdir. Türkler gibi en eski devirlerden îtibâren göçebe duruşu olan, bu sayede geçmişin derinliklerine gidildiğinde yazılı kültürlerinde yetersizlik görülen, ama yüksek kültür yapısı satırlara sığmayacak bir kavim için yazılmış her cümle her kelime yüksek kıymeti haizdir. Uygurlar bize uygarlığı kazandırmış bir kavimdir. Wang Yen-te gibi Çinli seyyahlar da buna şâhitlik eder.  Medeniyetimize şaşı bakmayı alışkanlık haline getirenlere de üslup kazandıracak bu tarz seyahatnamelerin ve kayıtların hızla dilimize çevrilmesi Türkler hakkında yanlış bilinen birçok yargıyı yıkacağına şüphe yoktur. Özkan İzgi gibi kıymetli tarihçilerimizin açtığı yoldan gerektiği gibi ilerlemek dileğiyle…

 

KAYNAKÇA

Doç. Dr. Özkan İZGİ, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 111 Sayfa, ISBN: 9751601703