Atıf Hoca İstiklâl Mahkemesi’nde

 

Bilindiği üzere Atıf Hoca, 7 Aralık 1925’te İstanbul’daki evinden alınır ve tutuklanır. Giresun’daki ayaklanmada dahli olduğu iddiasıyla gemiyle Giresun’daki İstiklâl Mahkemesi’ne götürülür. Ancak ayaklanmanın lideri Hafız Muharrem, Atıf Hoca’yı tanımadığını söyleyince berâat eder. Tekrar İstanbul’a getirilir. Ancak tutukluluk hali devam eder. 3 gün sonra Ankara’ya gönderilir ve Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanır.

 

Mahkeme tutanakları incelendiğinde görülecektir ki; sâdece birkaç soru şapka ile alakalı iken, onlarca soru hep Millî Mücâdele’deki tutum ve davranışı, hatta Teâlî-i İslâm Cemiyeti’nin Yunan uçaklarıyla Kuvâ-yı Milliye aleyhine atılan beyannâmesi ile ilgilidir. Buradan anlaşılıyor ki; Atıf Hoca’nın şapkadan değil, Millî Mücâdele’deki tavırlarından, İstanbul Hükümeti’ne destek çıkarak Anadolu’daki mücâdeleyi baltalamaya çalışmasından dolayı hüküm giydiği ve bu fiilinin îdamına sebep teşkil ettiği anlaşılmaktadır.

 

Ankara İstiklâl Mahkemesi’nin üç üyesinden ikisi hukuk tahsili yapmıştır. Başkan Kel Ali lakaplı Ali Çetinkaya, asker kökenli bir mebustur. Her üçünün de adı Ali’dir. Üç Aliler olarak târihe geçmişlerdir. Kel Ali, Kılıç Ali ve Necip Ali. Aynı mahkemede yargılanıp sonunda berâat edenlerden Tahirü’l-Mevlevî, hâtıralarını günü gününe yazdığından, orada olaya açıklık getiren ifâdeler kullanmaktadır. Atıf Hoca’nın mahkemeye getirildiği bir günde, kendisiyle konuşan dostu Tahir ü’l-Mevlevî diyor ki: “Burada Atıf Efendi ile bir parça konuşabildim. Teâlî-i İslâm Cemiyeti’nin Anadolu’ya hiçbir beyannâme göndermemiş olduğuna dair Vakit Gazetesi’yle yapılan îlânın para kesesinde gizlediği maktuatını (makbuzunu) mahkemeye gösterdiğini, beyannâme cürmünden dolayı cemiyetin beri olduğuna dâir heyete kanaat geldiğini, şapka risâlesini kanunun neşrinden bir buçuk sene evvel tab ettirmiş olduğunu, ikinci defa bastırmak şöyle dursun, ilk tabının tamamıyla satılmadığını ispat eylediğini haber vermiş. Atıf Hoca, mahkemeye uzun bir savunma sunmuştur. Sonunu nasıl görüyorsunuz sorusuna Atıf Hoca, “Cürüm bulunmadı ki cezâ verilsin. Tabiî berâat umuyorum.” demiş. Hatta hücre koğuşundan alınıp, 8. koğuşa naklini berâatine delil saymış.

 

Mahkeme safahatı esnâsında, Atıf Hoca’nın sunduğu tekzip makbuzuna savcı Necip Ali sıcak bakarken, Başkan Kel Ali kabul etmemiştir. Gerekçe olarak da, Anadolu halkının Yunan tayyârelerinden atılan beyannâmeyi nazar-ı îtibara almadığından, kendilerinin îtibar kaybına uğrama korkusuyla tekzip ettiğini söylemiştir. “Sen bu tekzip nâmeyi bu maksat için yaptın.” demiştir. Bunun üzerine Atıf Hoca, tekzipten sonra cemiyetin toplantılarına devam etmediğini, bunun da bir delil olacağını belirtse de başkan, “Hürriyet ve Îtilâf’tan ve Mustafa Sabri’den destek alarak bu cemiyeti kurdunuz, sen hâlâ ayrıyım diyorsun. Bizi budala yerine koyuyorsun, sana inanmıyoruz.” der. Mahkeme safahatı bu minval üzere devam ederken, Atıf Hoca, Ferit Paşa Hükümeti aleyhine kalemiyle mücâdele ettiğine dâir savunmalar yapar. Başkan Kel Ali, Atıf Hoca’nın cemiyet namına rol yaptığı kanaatindedir. “Tüzüğünüzde vatan müdâfaasına, mücâdeleye dâir bir madde, bir fıkra göster.” deyince Atıf Hoca, “Beyefendi bu bir hayır cemiyetidir.” diye cevap verir. Başkan Kel Ali, “Sus, utan saçın sakalın ağarmış.” der. “Şapkanın bir Müslüman giysisi olamayacağını söylüyorsun şimdi de aynı kanaatte misin?” diye sorduğunda da “Evet efendim şapka kanunu çıkmadan iki sene önce, şapkanın bir Müslüman kisvesi olmadığına dâir bir risâle yazmıştım” der. Bunun üzerine Kel Ali “Şimdi ne yapıyorsun?” diye sorar o da, “Kanunlara itâat ediyorum.” cevabını verir. Kel Ali, “Bilmiyor musun şapka da bezdir, fes de bezdir.” deyince Hoca, “Evet biliyorum. Siz hâkim heyetinin arkasındaki bayrak da bezdir. Lütfen o bezi kaldırın da yerine bir İngiliz bayrağı asın.” karşılığını verir. Bunun üzerine sinirlenen Başkan Kel Ali, “Sen ne diyorsun?” diyerek onu dışarıya çıkartıp celseyi kapatır.

 

2 Şubat 1926 günü mahkemede müdde-i umum (savcı) Necip Ali iddianâmeyi ve talepleri okur. Buna göre tek îdam isteği Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi hakkındaydı. Atıf Hoca üç senelik sürgün ve kürek cezâsı istenen mahkûmlar arasındaydı. Normalde mahkemeler savcının teklif ettiği cezalârın üzerinde bir cezâ vermez. Ya aynısını veya azını verirler. Ancak bu kural, Atıf Hoca için değişecektir. Muhtemelen verdiği İngiliz bayrağı örneği ile Yunan uçaklarıyla atılan beyannâmedeki ifâdeler hususunda yeterli kanıt ileriye süremeyişi îdamına yol açmıştır. Mahkeme son müdâfaaları dinlemek ve hükmünü vermek üzere ertesi güne tehir olunmuştur.

 

Atıf Hoca’nın son gecesinde savunma hazırlarken bir ara daldığı, rüyâ gördüğü ve rüyâsında Hz. Peygamber’in kendisine: “Yanıma gelmek dururken ne diye müdâfaa karalamakla meşgulsün.” dediği, bunun üzerine uyanarak hemen savunmayı yırttığına dâir bilgiler, sâdece merhum Necip Fazıl’ın pek de ciddi hazırlamadığı “Son Asrın Din Mazlûmları” adlı kitabında parlak üsluplarla anlatılmaktadır. Okuyanları duygulandıran ve gözyaşı içerisinde bırakan bu ifâdelerin, Necip Fazıl’ın hayal dünyasından süzülmüş olduğu kanaati hâsıl olmaktadır.

 

Böylece 4 Şubat 1926 senesi Perşembe günü sabaha karşı Eski Meclis binâsının yakınındaki Karaoğlan Çarşısı’nda asılarak infaz edilir.

 

Sonuç:

 

1-Atıf Hoca’nın sadece şapka kanununa muhâlefetten dolayı îdam edildiği şeklindeki yaygın kanaat yanlıştır. Mahkeme zabıtları iyice incelendiğinde, onun, Millî Mücâdele’yi baltalamaya çalışan İstanbul Hükümeti ve İngilizler safında yer alan Teâlî-i İslâm Cemiyeti’nin başkanı olmasının, îdam edilmesinde en önemli etken olduğu görülmektedir.

 

2- Cemiyet-i Müderrisîn’in başkanı iken, bu cemiyetin İkdam gazetesinde 26 Eylül 1919’da Mustafa Kemal ve arkadaşları ile Kuvâ-yı Milliye aleyhine uzun bir beyannâme yayınlaması da îdamına yol açan bir diğer sebep olarak görülebilir.

 

3-Yazarı bulunduğu Alemdar Gazetesi’nin 11 Nisan 1920 târihli nüshasında Mustafa Kemal aleyhine îdam kararının yayınlanması da, yine bu meyanda kendisini darağacına götürmede etken bir sebep olarak mütâlaa edilebilir.

 

4-Yunan uçaklarıyla Kuvâ-yı Milliye’ye destek verilmemesi için bildiri attıran Teâlî-i İslâm Cemiyeti’nin başkanı olması, kendisini îdama götüren sebeplerin başında yer alır. Her ne kadar tekzip etmiş olsa da mahkeme tekzibi maksatlı görmüştür.

 

5-Anadolu’nun birçok yerinde çıkan şapka kanununa dâir isyanlarda slogan olarak kullanılan ve Atıf Hoca’nın kitaplarında geçen “Şapkanın bir Müslüman giysisi olamayacağına” dâir ifâdelerinde, hâlen ısrarlı olup olmadığı mahkemece sorulduğunda, her ne kadar kanundan bir buçuk yıl önce neşretse de hâlâ aynı görüşte ısrarlı olması da bir diğer sebep olarak gözükmektedir.

6-Aslına bakılırsa İslâmiyet kılık ve kıyâfeti örfe bırakmıştır. İslâm öncesi Arap örfünde sarık vardı, İslâmiyet sarığa dokunmadı. Hatta Hz. Ali’nin “el-amâmetu, alemu’l-Arab” yani “Sarık Arab alâmetidir.” sözü meşhurdur. Her nasılsa dînî bir kisve olarak İslâm dünyasına yayılmıştır. Atıf Hoca’nın kitabında savunduğu fes, İslâmî bir giysi değil. Osmanlı’ya İngiltere’den gelmiştir. Dolayısıyla bu konuda İslâm adına ucuz çıkışlarla, örfü din haline getirerek havanda su dövülmüştür. Atıf Hoca keşke örfü savunacağına İslâmî değerleri savunsa daha iyi olurdu kanaatindeyim.

 

7-Atıf Hoca’nın fesi müdâfaa için verdiği örnek mahkeme başkanını kızdırmıştır. Başkanın “Şapkada bez, fes de bez” sözüne karşılık onun “Türk bayrağı da bez, İngiliz bayrağı da hadi değiştirsenize” anlamındaki ifâdesi bardağı taşıran son damla olmuştur.

 

8-Atıf Hoca’ya Nakşîler sâhip çıkmaktadır. Millî Mücâdele’de Kadiriler, Mevleviler, Bektaşiler, Melamiler vb. tarîkat mensupları Millî Mücâdele’ye destek verirlerken; Özbekler Tekkesi hâriç, Nakşîlerin ekserisi İstanbul Hükümeti’nin yanında yer aldılar. O dönemdeki isyanların arka planında bu tarîkata mensup şeyhlerin yer almakta olduğu görülür. Bunlar bir anlamda kullanılmışlardır. Kuvâ-yı Milliye zafer kazanıp İstanbul Hükümeti lağvedilince, bunların da kendi içlerinden Millî Mücâdele’ye karşı çıkanları, mensûbiyet bilinciyle olayı farklı yöne çekerek  sâhiplenmeye devam ettikleri görülmektedir.

 

9-Merhum Necip Fazıl da bir Nakşî olarak, Atıf Hoca’ya sâhip çıkanlardandır. Rüyâ olayının ne kadar gerçek olduğunu bilmemiz mümkün değil. Onun dayandığı kaynaklarda bu olay yok. Herhalde hayal gücüyle mensûbiyet bilincinin ortaya çıkardığı zannedilebilir.

 

10- Rüyâ olayında Atıf Hoca’nın yanında olduğu iddia edilen Tahiru’l-Mevlevî, Ankara’da hiçbir zaman Atıf Hoca ile aynı koğuşu paylaşmamıştır. Atıf Efendi’nin böyle bir rüyâ gördüğüne dâir Tahirü’l-Mevlevî’nin hâtıratında hiçbir şey yoktur.

 

11-Tahirü’l-Mevlevî’nin belirttiğine göre, Atıf Efendi uzun bir müdâfaa yazmış ve bu mahkemede okunmuştur. Aslında son gün müdâfaa yapmayan Müftü Ali Rıza Efendi’dir. (Bkz. Ankara İstiklâl Mahkemesi zabıtları s. 280-281)

 

12-Gerek rüyâ meselesi ve gerekse bu olayı anlatan “Kelebekler Sonsuza Uçar” filminin tek kaynağı Necip Fazıl’ın pek de ciddi hazırlamadığı “Son Devrin Din Mazlûmları” isimli eseridir. Pek ciddi araştırılmadan ve kulaktan dolma bilgilerle yazılmıştır. Zîra Atıf Hoca’nın tevkif ediliş târihi bile yanlıştır. Necip Fazıl, Atıf Hoca’nın 1926 sonbaharında evinden alındığını yazar. Halbuki Atıf Hoca, 4 Şubat 1926’da îdam edildi. Evinden de 7 Aralık 1925’te alınmıştır.

 

13- Atıf Hoca’yı îdama mahkûm eden İstiklâl Mahkemesi’nin, konuya ilişkin uzun kararından seçtiğimiz cümlelerle sözü bağlayalım:  “…Frenk Mukallitliği ve Şapka adındaki ketabı yazdığı ve muhtelif bölgelere göndererek, halkı isyana teşvik ettiğinden dolayı İstanbul’da 07. Kanunu Evvel 1341(7 Aralık 1925) târihinde tevkif edilen Fatih dersiamlarından Hoca Atıf… Geçmiş hayatı îtibârîyle de 31 Mart irticâ hâdisesinde ve Mahmut Şevket Paşa merhumun katledilmesinde de alakadar bulunduğundan çeşitli suçlar ile cezâya çarptırıldığı, Sinop’a sürüldüğü ve bundan başka Millî Mücâdele’nin en buhranlı zamanlarında Anadolu içlerine doğru uzanmış olan işgal ordusuna mukâvemet edilmemesi hususunda başkanlığını yaptığı Teâlî-i İslâm Cemiyeti adına düzenlediği beyannâmeleri sonradan aldığı çeşitli inkâr tertiplerine rağmen Yunan tayyâreleriyle istiklâli ve hayat hakkı için mücâdele eden Anadolu köylerine attırdığı, yeniliğe ve Cumhuriyete dâimî bir düşman vaziyeti almış olan adı geçen kişinin son isyan hâdisesi ile maddeten ve mânen alakadar bulunduğu birçok delil ile anlaşıldığı ve ortaya çıktığı… Kanun-i Cezâ-yı Umumî’nin 55. maddesinin ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu’nun tamamen veya kısmen tağyir… veya ifyı vazîfeden men’ine cebren teşebbüs edenler îdam olunur.” diyen muharrer fıkrası mucebince İskilipli Hoca Atıf ve Babaeski Eski Müftüsü Ali Rıza Efendilerin salben(=asılarak) îdamlarına oy birliğiyle karar verildi.”(Ankara İstiklâl Mahkemesi zabıtları, s.289-293)

 

Kaynakça

Ankara İstiklâl Mahkemesi Zabıtları (1926), Haz. Ahmet Nedim, İşaret Yayınları, 1993

Aybars, Ergun, İstiklâl Mahkemeleri, C. I-II,(1920-192’) İzmir 1988

Düstur, 3. Tertip, C. 1, Milliyet Matbaası, İstanbul, 1929

Gör, Hamdi Namık, İstiklâl Mucizesi, Ege matb., Ankara, 1956

Güner, Zekâi, Kabataş; Orhan, Millî Mücâdele Dönemi Beyannâmeleri ve Basını, Atatürk Kültür, Dil ve Târih Yüksek Kurumu Atatürk Merkezi Yayını, S. 33, Ankara, 1990 s. 218-223

Haytoğlu, Ercan, Millî Mücâdele Dönemi İstiklâl Mahkemeleri ve Uygulamalarına Birkaç Örnek, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, S. 2, s. 1’-25, Denizli, 199’

Kılıç Ali, İstiklâl Mahkemesi Hâtıraları, Sel Yayınları, İstanbul, 1955

Kısakürek, Necip Fazıl, Son Devrin Din Mazlûmları, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul, 2000

Şapolyo, Enver Behnan, Mustafa Kemal Paşa ve Millî Mücâdele’nin İç Âlemi; İnkılâp ve Aka Kitabevi, İstanbul,196

Tahirü’l-Mevlevî, Matbuat Âlemindeki Hayatım ve İstiklâl Mahkemeleri, İst. 1991

TBMM. Zabıt Ceridesi, Devre, 1, C.1,4, TBMM. Matbaası, Ankara, 1981

www.islamiyet.gen.tr, İskilipli Atıf Hoca (1876-1926)

www.msxlabs.org/ Kurtuluş Savaşı Ve İstiklâl Mahkemeleri Dönemi Hukukçuları