Bu yazımızda özellikle milliyetçi çevrelerde sürekli tartışılan, anlamı ve kimin hakkı olduğu konusunda bir türlü görüş birliğine varılamayan kadim bir ûnvanı, ‘Başbuğ’u inceleyeceğiz. Ne anlama geldiğini, şimdiye dek resmî anlamda kimlerin sâhip olduğunu öğreneceğiz.

‘‘Saygı olsun bu çelik atlıların gök tuğuna, Tuğu kaldırmış olan orduların başbuğuna.’’

Kubbealtı Vakfı’na ait sözlükte rastladığımız tanımı: Komutan, Başkumandan, Başkan ve Lider olan Başbuğ’un; Kaşgarlı Mahmud’a ait Dîvânu Lügâti’t-Türk’te yer alan ‘Han’ tanımı: ‘‘Başbuğlarımızın En Büyüğü’’ ifâdesinden yola çıkarsak çeşitli düzeylerdeki siyâsî önder ve askerî liderler; en üst düzeyde ise ‘Başkomutan olan Han’ demek olduğunu görürüz. Târihî kullanımı ‘Millet Önderi’ ve ‘Ordu Lideri’ olmakla beraber, Osmanlıda ‘Milis Güçlerin Kumandanı’ ve ‘Ayaklananların Başı’na da Başbuğ denmiştir. Selçuklu ve Osmanlıda harp donanması vazîfesi gören İnce Donanmaların tüm seviyelerdeki ‘Reisleri’ ile ‘Kaptanları’nın ve nihâyet en tepedeki ‘Derya Beyi’ Başkaptan’ın da bu nâm ile anıldığı belirtilir.

Meselâ Selçuk Bey Oğuz Yabguluğu’nun Yabgusu olmadığı halde, güçlü bir Başbuğu idi. Fakat İlteriş Kağan Göktürklerin; Balamir Han ise Avrupa Hunlarının Hakanları, yâni en üst düzeydeki Başbuğları idi. Hakan’lar, Tarkan’lar unutulurken; kullanım alanı onlardan çok daha geniş olan bu ûnvan günümüze kadar, Büyük Türklere verilmeye devam etti.

Öncelikle sözünü ettiğimiz bu Üç Başbuğ’dan kronolojik olarak ilkine, Hun Başbuğu Balamir’e değinelim. Çin entrikaları ve iç çalkantılarla Asya’daki birlikleri bozulan Hunların bir bölümü Batı’ya yöneldi. Yurt arayışındaki topluluğun başına 374’te Kama Tarkan’ın soyundan; Büyük Türk milliyetçisi Çi-çi Yabgu’nun onuncu, -176’da bir araya getirdiği Altay Milletleri ve -209’da nizam verdiği Tûran Orduları ile Türk târihinde en başta anılmayı hak eden Tanrıkut Mete’nin ise on beşinci göbekten torunu olduğu aktarılan Balamir geçti. O’nun idâresinde Hunlar, bir dizi akından sonra nihâyet bugün Rusya sınırları içinde bulunan İtil Nehri’ni geçtiler ve karşılarında Avrasya’nın süvârileriyle meşhur kavmi Alanları buldular. Ancak Balamir Han liderliğindeki disiplinli atlılar ve mâhir okçulardan müteşekkil Hunlar karşısında Alanların ne uzun mızraklarının ne de güçlü kılıç ve oklarının hiçbir şansı olmayacaktı. Hunlar galip gelecekti.

Bu zaferin ardından Don Nehri’ni geçen Balamir, Doğu Got topraklarına girdi. Kendilerine on yedi kavmin itâat ettiği bu büyük krallık orduları da Hun gücü karşısında kartondan yapılmış bir ev misali yıkılıp gidecekti. Daha sonra bölgedeki diğer bir büyük güç Batı Gotlarının da aynı âkıbete uğraması; 375’te, meşhur Kavimler Göçü’ne sebebiyet verecekti. Cermen Kavimleri yer değiştirecek, Roma sınırları tehdit altında kalacaktı. Bu, Emperyal Roma’nın çöküşe geçmesi anlamına geliyordu. Bununla berâber Türkler; uzun bir müddet Avrupa Hun, Avar ve Bulgar İmparatorluklarıyla bu coğrafyada etkin olmaya devam edecekti. Uldız, Baltazar diye nâm salan Alp Bey, Rua, Oktar, Bleda ve bütün dünyanın yakından tanıdığı Başbuğ Attila da bu devranın en önemli temsilcilerinden olacaktı. Sonuç olarak Başbuğ Balamir Han, ‘cesaretli, yiğit’ anlamına gelen isminin hakkını verecek, Türklere büyük bir yol gösterici olarak târihteki yerini alacaktı. Belki de o yol, Kızıl Elma’ya varıyordu. Kim bilir?

Şimdi târihî sıralamaya devam edip bir başka Büyük Başbuğ’un, İlteriş nâmıyla bilinen Kutluk’un öyküsünü irdeleyelim. Asya’da hüküm süren Büyük Hun İmparatorluğu’nun dağılmasından yüzyıllar sonra bu coğrafyadaki Türk otoritesi boşluğunu; 552’de Göktürk Kağanlığı’nı kuran Aşina soylu Bumin Kağan ve İstemi Yabgu kardeşler doldurmuş, ancak devlet daha sonra gelen başta Mukan gibi mahâretli bir Kağan’ın ardından gücünü koruyamamış ve çıkan iç karışıklıklar sebebiyle 582’de ikiye ayrılmıştı. Doğu Göktürkleri 630’da Çin tahakkümüne girmişti. Kür Şad gibi büyük bir ihtilâlcinin 639’daki büyük isyanına rağmen bu boyunduruk devam edecekti; tâ ki Aşina soylu Kutluk Şad adında yeni bir ihtilâlci peydâ olana kadar. Kutluk; Tonyukuk ile yeni arayışlara girecek, derlediği milletiyle Çin’e karşı isyan bayrağını açacaktı. 682’de Ötüken’de kurduğu 2. Göktürk Kağanlığı bayrağı altında Türkler, bağımsızlığına kavuşacaktı. Hikâyesini küçük oğlu, Büyük Savaşçı Kül Tigin adına dikilen yazıtta bizlere seslenen büyük oğlu Başbuğ Bilge Kağan’dan dinleyelim:

‘‘Türk milleti yok olmasın diye (Gök) Tanrı babam İlteriş Kağan’ı tepeden tutup yükseltmiş. Babam on yedi er ile çıkmış. Dışarı yürüdüğü işitilince şehirdekiler de isyan etmişler. Dağa çıkmış dağdakiler de inmiş, toplanıp yetmiş er olmuşlar. Tanrı güç verdiği için Babam Kağan’ın ordusu kurt gibi imiş, yedi yüz er olmuşlar. Devletini ve kağanını kaybeden milleti, cariye ve kul olan milleti, Türk töresini yitirmiş milleti atalarım töresince düzenledi. (Babam) Kırk yedi yol sefer etti, yirmi savaşta savaştı. Töreyi kazanıp (ruhu) uçuverdi!’’ Kutluk Şad, başardıklarıyla devletini yeniden ayağa kaldırması ve yok olmaktan kurtardığı milletini tekrar bir araya getirmesinin ardından ‘derleyen, toplayan’ anlamına gelen ‘İlteriş’ ûnvanı ile tahta oturdu. Şüphesiz O da Türklere yol gösteren büyük bir Başbuğ idi. Başta küçük kardeşi ve ardılı Kapgan’a.

Gelelim bu eski Başbuğlar’dan sonuncusuna. Ne yazık ki 2. Göktürkler de hâkimiyeti altındaki Türk topluluklarının isyanları netîcesinde bu kez tekrar târih yazamamak üzere 745’te târihe karışacaktır. Onlar târihe karışırken, 582’deki ayrılığın ardından bugünkü Kırgızistan’da kurulan Batı Göktürklerinin yerini alan Hazar Kağanlığı da eş zamanlı olarak çöküşe geçmektedir. İşte böylece Türk ve dünya târihinin geri kalanına damga vuracak olan Oğuzlar, târih sahnesine çıkma imkânı bulacaklardır. 750’de kurulan ilk Oğuz teşekkülü, Oğuz Yabgu Devleti’nde babası ‘Demir Yaylı’ lakaplı Dokak gibi Başbuğ nâmıyla Subaşılık (Kuvvet Kumandanlığı, Garnizon Komutanlığı) yapmaktadır Selçuk Bey.

Kafesoğlu’nun aktardığı üzere Oğuz Yabgusu ile çatışma halindedir. Yine Kafesoğlu, İbn Hassûl’ün; Selçuk’un babası Dokak’ın da bir Türk topluluğu üzerine sefer yapmak isteyen Yabgu ile çatışma yaşadığını anlattığını ifâde eder. Yabguluk ile ters düşen Selçuk Bey, kendisine bağlı Oğuzları yanına alıp onlarla birlikte yurt arayışına çıkar ve Cend’e yerleşir. Bir süre sonra İslâmiyet’i benimser. Yabguluğun yıllık vergi tahsil etmek üzere gönderdiği memurlara: ‘kâfirlere haraç vermeyeceğini’ söyler ve Gazi ûnvanı ile savaş açar.

Bu savaşımında oğlu Mikâil Yabgu’yu yitiren Selçuk, Mikâil’den olma torunları Çağrı ile Tuğrul’u yanına alarak bizzat yetiştirir. Türk târihinde önemli yeri olan bu iki seçkin şahsiyetin yetişmesindeki katkısı bile O’nun büyüklüğünün apaçık göstergesidir. O iki şahsiyet ki Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nu Türk târihine kazandıracaktı. Türklere Anadolu’nun yolunu gösterecekler; Çağrı Bey’in oğlu, Tuğrul Bey’in yeğeni Sultan Alparslan ise Anadolu’nun kapılarını sonsuza dek açacak ve Türk târihine adını altın harflerle yazdıracaktı. Şüphesiz bu üç ismin atası Selçuk Bey, Türkler için yol gösterici ve büyük bir Başbuğ idi. Yine O’nun soyundan Arslan Yabgu ve Kutalmış gibi baba-oğul iki cengâver çıkmıştı.

İşte Ön Asya’daki Türk varlığının tehlikeye girdiği yaklaşık bir milenyum sonrasında da o kadim an’ane işleyecek ve Türk’ün imdadına yeni Başbuğlar yetişecekti. Anadolu Selçuklunun; Süleyman Şah’lar, Kılıçarslan’lar, Rükneddin Mesud, Gıyaseddin Keyhüsrev, İzzettin Keykavus ve Alaeddin Keykubad gibi Başbuğları’nın ardından Osmanlı; Ertuğrul, Osman ve Orhan Gaziler, Sultan Murad’lar, Bayezid Han’lar, Mehmed Han’lar Selim ve Süleyman’lar gibi muzaffer Başbuğları ile 3 kıtaya yayılmıştı. Fakat 17. yüzyıl sonunda Başbuğların ardı arkası kesilmiş; devletin bilimde ve teknikte de geri kalması çöküşü getirmişti. Toprakların hallaç pamuğu gibi elden çıkması kaçınılmaz olmuştu. 20. asra gelindiğinde Balkan fâciasının ardından Avrupa’da bir avuç toprağı kalıyordu Osmanlının. Ortadoğu’da ise aynı dramatik son yaklaşıyordu. Sonunda Anadolu ve Doğu Trakya’ya kalınacak iki aşamalı bir topyekûn harp, kapıdaydı.

Târihler, 9 Nisan 1914’ü gösterdiğinde Türkiye’de yaklaşık iki yıllık bir geçmişi olan; savaş ortamında büyüyen gençliğin zihnen, bedenen diri tutulmasına ve milliyetçi yetişmesine katkı sağlayan Paramiliter kuvvet İzciler Ocağı, teşkîlâtlanmasını tamamlar. İlk olarak, o yılların en parlak ismi olan Hürriyet Kahramanı, Türk Ordusu’nun genç paşası; müstakbel Başkumandanı İsmail Enver Paşa, Başbuğ seçilir. Dönemin spor mecmuâsı İdmân’ın, 4 Mayıs 1914 târihli 29. Sayısı ‘İzciler Ocağı Başbuğu’ başlığının yer aldığı bir kapakla yayına sunulur. Böylece Türk târihinde ilk kez biri, resmen ‘Başbuğ’ olmuştur. Altındaki isim de ‘Velîaht’ anlamına gelen ‘Kalgay’ ûnvanını alır.

O Başbuğ ile Türk milleti, 1908’de Meşrûtiyet’in iâdesi sonucu, hürriyet ve kimliğine kavuşmuştu. O idealist Jöntürk İsmail Enver ki, Balkanlardan apar topar çekilen orduyu kısa sürede Düvel-i Muazzama karşısında; kendisini Başbuğ bilen izci evlâtlarının da çarpıştığı, yok olmanın eşiğinden başta bizi O’nun dönderdiği, 1915’teki Büyük Müdâfaa’da Çanakkale’yi ve daha sonra Birleşik Krallık için en büyük utancın yaşandığı Irak toprağı Kut’u savunacak seviyeye getirmişti. Bizlere millet olma bilincini Şehit İsmail Enver aşılamıştı. Topyekûn harbin ilk aşaması, yâni Cihan Harbi; başta O’nun çabaları ve başarılarıyla umûmî bir yenilgi alınmadan, 1918’de Mondros’ta sonuçlandı.

İkinci safha, yâni İstiklâl Harbi; İlk Başbuğ’un mütârekenin ardından daha yurdu terk etmeye mecbur kaldığı sırada, inisiyatifi eline alan Türk Ordusu’nun diğer bir genç paşası ve müstakbel Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal’in işgallere karşı mukavemete yönelik çabalarıyla başladı. Madden ve mânen tükenen milletimiz, yok edilmeye çalışılan ordumuz, başta O’nun büyük gayret ve fedâkârlıyla yeniden ayağa kalktı.

1921’de, Sakarya’da, O’nu Başbuğ bilen evlâtları da savaşıyordu. 1683’te Viyana önlerinde başlayan Türk geri çekilmesi bu zaferle 238 yıl sonra durmuş; bir sene sonra Büyük Taarruz’da verdiği o meşhur emirle Türkiye’yi sonsuza dek bağımsız Türk’ün kılmış, işgalcilere Küçük Asya Felâketi’ni yaşatıp işi Mondros Mütârekesi’nden 1922’de Mudanya Mütârekesi’ne getirmişti. Böylece Türklüğü bu kez O, yok olmanın eşiğinden kurtarmıştı.

Yönetenlerin değişmesiyle doğal olarak ülkede birçok şey değişecektir. Bundan İzciler Ocağı da nasibini alacak, onlar da kendilerine yeni Başbuğ olarak 25 Şubat 1923’te; devrin en parlak ismi, İstiklâl Kahramanı Mustafa Kemal Paşa’yı seçeceklerdir. 7 ay sonra Cumhuriyeti ilân edip 11 sene sonra ‘Atatürk’ olacak Yeni Başbuğ bunu ‘‘büyük bir hiss-i iftiharla’’ kabul eder. Böylece Türk târihi, ikinci kez resmen bir ‘Başbuğ’a sâhip olur. Altında ki isim yine ‘Kalgay’dır.

Bu iki isim de -gariptir- geçmiş yıllarda büyük infial yaratan tanıma uygun olarak, sırayla 1908 Makedonya İhtilâli ve 1919 Anadolu İhtilâli’nin başını çekmişlerdi. İkisi de Vatan Şairi Namık Kemal ile İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin en mühim ideoloğu, Türkçülüğün Babası Ziya Gökalp’ten öğretiler kazanıp milletleri tarafından Türkiye’nin ve Türklüğün kurtarıcısı olarak görülmüşlerdi.

İşte, 1960 İhtilâli’nin kudretli albayı ve o dönem -başta Nihal Atsız ve Nejdet Sançar gibi önemli Türkçü isimler olmak üzere- Türk milliyetçiliğinin geleceği olarak görülen Alparslan Türkeş’in; 24-25 Kasım 1967’teki CKMP Kongresi’nde, Başbuğ seçilmesine kadar geçen süreç böyle işlemiştir. Asırlarca kurultaylarda seçilen Başbuğlar, benzer yollarla seçilmeye devam edecektir. Yıllar sonra Türkeş, örs ve çekiçle açtığı 1993 târihli 1. Tüdev Kurultayı’nda, Türk dünyasının da Başbuğluğuna lâyık görülecektir. Türkeş, Türk milliyetçiliğini 21. asra taşırken başta Türkiye için, Türk dünyasındaysa; Kıbrıs, Kırım, Karabağ ve Kerkük gibi birçok yurt için mücâdele vermişti.

Balamir Han’dan Şehit İsmail Enver’e, İlteriş Kağan’dan Gazi Mustafa Kemal’e, Selçuk Bey’den Alparslan Türkeş’e kadar şimdiye dek pek çok Türk büyüğüne lâyık görülen Başbuğluğun serüveni budur. Şanlı Türk Ordusu’nun teğmeni ve bir târihçi olarak; yabancı kökenli 5 derecedeki general/mareşal/amiral rütbelerinin üstünde, ordumuzdaki en üst rütbenin – örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nin; kurucusu ve kurtarıcısı sayılan George Washington’a, orduda kahraman addedilen John Pershing’e ve donanmada kahraman gözüyle bakılan George Dewey’e onursal olarak verilen, literatürdeki en üst rütbe; 6 Yıldızlı Derece 1947’ye kadar kanunlarda yer aldığı gibi Öz Türkçe ‘Başbuğ’ olarak belirlendiğini; bunun da yakın târihte Büyük Müdâfaa ve Büyük Taarruz’un muzafferlerine; daha eski geçmişteyse, en azından Türkiye târihinde büyük zaferler kazanmış Danişmendli, Selçuklu, Osmanlı, Karamanlı gibi Türk devlet ve beyliklerinin Başkomutan, Başkumandan ve Başkaptanlarına verildiğini görmek, temennîlerimdendir.

KAYNAKÇA                                                                                                                                                                                 Kömen, Ötüken (14 Şubat 1964), s.5                                                                                                                                                 Misalli Büyük Türkçe Sözlük, İlhan Ayverdi, 2010 – s.120                                                                                          Atalay, Besim (2006). Divanü Lügati’t Türk, Cilt III – s.157                                                                                             Tarih Terimleri Sözlüğü (1974) – s.22                                                                                                                                 Nazlı Tuna’nın İnce Donanması – Dr. Filiz Yıldırım (2019)                                                                                            Kılıç Arslan – Enver Behnan Şapolyo (1966)                                                                                                                 Attila’nın 7. Göbek Ceddi Beren – Fahrettin Öztoprak                                                                                                  Avrupa Hun İmparatorluğu, Ali Ahmetbeyoğlu, TTK Basımevi – (2001) s.25-28                                                                              Taşağıl, Ahmet (2018) Bozkırın Kağanlıkları – Hunlar, Tabgaçlar, Göktürkler, Uygurlar                                               (Kül-Tigin Yazıtı, Doğu 11-16)                                                                                                                                      Selçuklu Tarihi – İbrahim Kafesoğlu – Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Yayınları, 1972                                                        İdman dergisi, 4 Mayıs 1914, 29. Sayı, s.1                                                                                              Hâkimiyet-i Miliye, 4 Mart 1923, s.1 – G. Uzgören, İzcilik Tarihi – s.68                                                                       Türk Siyasal Yaşamında MHP, Turgay Uzun – Türk Yurdu, Eylül 2011, Sayı 289                                                                  1. Tüdev Kurultayı (21-23 Mart 1993, Antalya)