Biz; cami avluları ve İmam Hatip sınıflarında değil meydanlarda, lokallerde ve kantinlerdeydik. Sınır boyları oralardı. Cihat oralarda yapıldı.(1) Gazâ ruhuna biz sahiptik. Tahsilleri yarım kalanlar, istikballerini kaybedenler, canlarını fedâ edenler bizleriz. Bizi ne yakınımızdan kolaya kaçanlar ne uzağımızda karşıdan bakanlar anladı. Bugün bizi küçümsemeye de asla hakları yok. Her şeye rağmen Türk’ün geleceğini biz kuracağız. Ne zaman mı? Ülkücülük anlaşılınca.

İşin kolayına kaçanları bırakalım. Kaçmayanları analım. Saldırıların, katliamların birbirini takip ettiği, can güvenliğinin hiç kalmadığı günlerdi. Rahmetli Burhanettin Semerkantlı Amca ile karşılaştık. Bize, çalışmalarımızı takdir ettiğini belirttikten sonra Peygamber Efendimiz ve ashabı zikredilince AS, R. Anh. vb sözler saygı gereği söylenmeli, yazılırken de açık olarak yazılmalı tavsiyesinde bulundu. Gönlüm sizinle, gayretleriniz karşılıksız kalmayacak kabilinden teşvik edici sözler sarf etti. Yine aynı günlerde, İzmir’de Ocak (ÜGD) kongremize katılan Bozkurt İlham Gencer temennîler bölümünde yapılan konuşmaları dinledikten sonra “Gördüm ki memleketin geleceği aydınlık. Bizi yıldıramazlar. Korkmayın yalnız değilsiniz.” dedi. Cenab-ı Allah kendisine afiyetler ihsan etsin. Onlar aramızda kaldılar. Bize gayret ve destek verdiler. Yılgınlık söz konusu olmadı.

Milliyetçiydik. Milliyetçiliğimiz, Türk’ün var oluşuyla başlayan bir milliyetçilikti. Tarih buna şâhitti. Çiçi Yabgu’nun “Düşmana karşı koymaz ölmezsek çocuklarımız ve torunlarımız onların esiri olacaktır.” sözlerinin de geçtiği nutuğu inceleyen ünlü Alman ilim adamı, Sinolog Fr. Hirth “Tarihte milliyetçiliği, devlet siyasetinde temel yapan ilk devlet adamı Çiçi’dir.” demiştir. Zaten tarih profesörü rahmetli İbrahim Kafesoğlu’na göre Türk milliyetçiliğinin mühim bir özelliği de tarihte ilk defa görülmesidir.

Bu milliyetçilik aksiyondu. Adı üstünde hareket, partiler üstü bir fikir değil bilhassa iktidara taşınacak bir fikriyattı. Fedakârâne ve korkusuzca çalışmak gerektiriyordu. ÜOB’nin 1968 yılındaki basın bildirisinde “Ülkü Ocağı, bu milletin kara günlerinde bizim Türklere verecek paramız yoktur, dedikleri halde bugün Türkiye’yi soyup soğana çeviren Salomonlara ve bunlara müsaade edenlere karşı mücâdele bayrağı açan genç korkusuzların ocağıdır.” demesi bundandır. Biz bu milliyetçiliğe bundan sonra Ülkücülük dedik ve Ülkücü olduk. Türk yine kendisi olarak İlâ-yı Kelimetullah için Nizâm-ı Âlem ülküsüne sarılacak, azamet devirlerimizdeki şevket ve gücüne kavuşarak yeniden dünya düzeni kuracak, insanlık ve adaleti, barışı tekrar tesis edecekti. O zamanlar zaferin yıldönümü dolayısıyla Malazgirt’te tuğlar dikip, çadırlar kurmak, meşaleler yakmak, Çanakkale Şehitler Abidesi’ne, Söğüt’e geziler düzenlemek bu sebeptendi. Milleti heyecanlandırmak, tarihine yöneltmek için romantizmi canlandırmıştık. Yaşadığımız heyecan, kazandığımız ruh yükselmeye de kalkınmaya da yetecekti. Merhum Dündar Taşer’in ifadesiyle “Millet, özünde bir romantizmi ihtiva eder. Bu romantizmi kaldırırsanız millet de biter (…) İnsan sever, nefret eder, ferâgat gösterir, kin duyar, intikam alır. İnsanı insan yapan şey duygularındaki farklılık, üstün yapan da bu duyguların azametidir. Romantizmi inkâr insanı inkârdır. (…) Kanuni Süleyman’ı Zigetvar Seferi’ne ihtiyar ve hasta halde çıkaran, seferde ölmek romantizmidir… İsrail’i iki bin yıl sonra Kudüs’e getirip devlet yapan Arz-ı Mev’ud romantizmidir… His, fikrin barutudur.  Romantik milliyetçiliği yayan, yaşatan ve yaşayanlar! Bütün mermileri iten kuvvet sizin eserinizdir.

Milliyetçi hareketin lideri “Başbuğ Türkeş”, Peygamber Efendimizin (Aleyhisselam) kısa bir zamanda bir toplumu câhiliye döneminden saadet asrına nasıl kavuşturduğunu anlattı. Dönüşen o toplumun kıtaları aşmasını ekledikten sonra “Ülkücü, iman, ahlâk, ülkü ve bilgi sahibi olmalıdır.” dedi. (2) Hummalı bir araştırma ve incelemeyi başlattık. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eserle bir yandan Yunus Emre’nin Hoca Ahmed Yesevi’yi devam ettirdiğini öğrendik. Öte yandan gazi dervişlerin yani Horasan erenlerinin Anadolu’yu vatan yapma faaliyetlerini öğrendik. Bu vatanın mânevî bekçilerinin yerlerini, hizmetlerini araştırırken onların aşıladığı “gaza” ruhunu anlattık. Bugün Anadolu velilerinin ilhamı denen şeyi… Buradan Maturidi’ye, Buhari’ye, İbn-i Sina’ya uzandık; Nizamiye Medreselerini, Kervansaraylarımızı, Tac Mahal’den Drina Köprüsü’ne yeryüzüne serpiştirdiğimiz şaheserlerimizi öğrendik. Bu, bize yeni bir Türk doğuşunun mümkün olduğunu anlattı. Babür’ü inceledik. Babürşah’ı tanıdıktan sonra Türk’ün “İtiraflar” yazabilen J.J. Rousseau misali şahsiyetler yetiştirdiğini gördük. Bu da, bize Türk’ün sandığımızdan daha boyutlu işler başardığını gösterdi. “Başımıza gelenleri” inceledik. Türk’e ne gibi gaileler hazırlanmakta olduğunu idrak ettik. Bugün de devletimizi uğraştıran bu musibet bize daha şuurlu ve daha gayretli çalışmak gerektiğini ifade etti. Tarihimizi incelerken sadece azamet devirlerimizi değil fetret dönemlerimizi de -mesela 2. Viyana Kuşatmasını ve sonundaki bozgunu- araştırdık. Türk’ün milli zaafı “çekememezliği” çok acı bir şekilde gördük. Meziyet ve zaaflarımızı birlikte ele alıp insan idaresinde zaaf gösterilmemesi için nelere dikkat edilmesi gerektiğini tartıştık. Buradan muhteşem Süleymanlara nasıl ulaşılabileceğini, o etrafın nasıl yetiştirilebileceğini düşündük. Bana da bu düşünceden intikal eden şey, hiç unutmadığım Everest Tepesinin “Gor çukurundan bir sırık gibi değil; Himalayalar zemininden yükseldiğidir.” Bunun açılımı bir memleket her alanda dökülürken, herhangi bir alanda zirve yapamaz veya yükselemez. Zirve seviye gerektirir. Ayrıca Fetret dönemlerinin bir kader olmadığını bir çıkışın mutlaka bir gün gerçekleşeceğini öğrendik. Bugün için söyleyeceğim; kendini milleti ile aynileştiren bir liderin milleti yeniden birleştireceğidir. Tarihte büyük işler başarmış Türk’ün kendini ebediyete aday gören bir milletin kaderi çalkantı olmayacaktır, olamaz.

KAYNAKÇA

(1) Cami avlularında olmayışımız, camide olmamak manasına gelmiyor. Şehitlerimizden -mesela- Şaban Bozkurt ve Alper Tunga Uytun’un şehit edildikleri yerler, camide oluşumuzun belgeleridir. Cenab-ı Allah onlara rahmet eylesin.

(2) Dündar Taşer “Devlet” 19 Ocak 1970