Son yıllarda kan görmeye o kadar çok alıştık ki Ortadoğu’da adeta kanıksadık. Bu katliamların, soykırımların Avrupa’da da olduğu gerçeğini yeni nesile muhakkak aktarmak zorundayız. Zira Avrupa’nın göbeğinde bir halkın nasıl katliama uğradığı, kadınlarına sistematik olarak nasıl tecavüz edildiği gerçeğini tüm dünyanın bilmesi gerekiyor.

1990’lı yılların başından itibaren Yugoslavya’nın dağılma sürecine girmesiyle birlikte iç savaş da baş göstermişti. Dünyada belki de Türklere en çok benzeyen millet olan Boşnaklar, Avrupa’nın göbeğinde Müslüman olmanın bedelini ödüyordu. Yükselen tansiyon üzerine Birleşmiş Milletler aralarında Srebrenitsa’nın olduğu 6 bölgede güvenli bölge ilan etmişti. Nüfusu 25 bin civarı olan bu Srebrenitsa’nın nüfusu çevreden gelen insanlarla birlikte 60 bine çıkmıştı.

Birleşmiş Milletler ne hikmetse sadece Müslümanların silahlarını toplayarak güveni bölgenin güvenliğini sağlamaya başlamıştı. Ratko Mladiç denilen Sırp kasabı Müslümanları katlederken Hollandalı sorumlu komutan olayları izlemekle yetiniyordu. Müslümanlar sokağa bile çıkamazken, Sırp askerler, BM eşliğinde her geçen gün çemberi daraltıyordu.

Savaşta şehrin güvenliğinden sorumlu olan Hollandalı komutan kenti Sırplara teslim ederek adeta ‘soykırım’a davetiye çıkarıyordu. Kente giren Sırp askerleri ve milisleri yakıp yıkıyorlardı. Yetmiyordu sokaklarda, ücra köşelerde, dağlık alanlarda topluca kadın, erkek, çocuk demeden herkes katlediyorlardı. Yetmiyordu kadınlara kocalarının, kardeşlerinin önünde tecavüz ediyorlardı. ‘Karnınıza koyduğumuz çocukları doğuracaksınız ve Sırp gibi yetiştireceksiniz’ diyorlardı.

Televizyona çıkan Ratko Mladiç ‘Bu bölgede Türklerden intikam almanın zamanı geldi’ diyordu. Halbuki bölgede Türkler yaşamıyordu. Ancak onlar için Müslüman demek Türk demekti. İslam bayrağını asırlarca 3 kıtaya taşıyan Türklerden ve onun gibi olanlardan alınacak intikamları her daim sıcaktı ve hala sıcak!

Sokaklarda oluk oluk kan akıtan Sırplar, toplu şekilde dağlara götürdüklerine arkalarını dönmelerini istiyor ve yaylım ateşine başlıyorlardı. 8 binden fazla Müslüman, Birleşmiş Milletler’in sadece seyrettiği katliamda hayatını kaybetti. O günlerde çokça bilinmeyen birçok gerçek yıllar geçtikçe ortaya çıkmaya başladı.

17 yaşındaki bir genç olan Avdiç, kentin Sırpların eline geçtikten sonra ormana kaçtığını ve yakalandığını anlattı yıllar sonra. Günlerce işkence gördü. Yanındaki onlarca erkekle yere yatırıldı ve katliam başladı. Avdiç: “Ondan sonra ateş etmeye başladılar. Bana mermi sağ taraftan isabet etti, karnıma, koluma sonra da sol ayağıma. Etrafımdaki insanlar ölüyordu ve o anda ben de sadece ölmek istedim.  Mucize eseri sağ kaldım. Tepeden ölülerle dolu tarlaya baktığımda bu dünyanın tüm vahşetini gördüm. İnsanların başka insanlara neler yapmaya hazır olduklarını…’’

Dünyanın en güzel coğrafyalarından bir tanesini kana bulamaktan adeta zevk aldı Sırplar ve arkasındaki medeni! Avrupa. Herkesin gözü önünde bir halkı katlettiler. 2 tane panda için dünyayı ayağa kaldıranlar öylece izledi 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en büyük soykırımı. Ölen Müslümandı. Öldürdükçe ‘Türkleri öldürdük’ diye daha da motive oluyorlardı.

Yıllarca savaş suçlularını sakladı Sırplar ve yine medeni Avrupa! Ancak Allah’ın adaletine inanan Müslümanlar bir gün Sırp kasabı Mladiç’in savaş suçlusu olarak yargılanmasını izledi. İnkar etti Mladiç ve diğer yakalanan kasaplar yaşanılanları. Sanki onlarca insanı öldüren, katleden, tecavüz eden başkasıydı! Aldığı ceza değil 40 yıl 100 yıl da olsa acılar dinmiyor, yaşanılanlar unutulmuyor.

Srebrenitsa, son yüzyılın en büyük soykırımı olarak tarihteki yerini aldı. Soykırıma alkış tutanları, izleyenleri tarih not etti. Türkleri yapmadıkları şeylerle suçlayan medeni! Avrupa’nın yaptığı soykırımı kimse unutturmayacak.

Bölge Lider Aliya İzzetbegoviç de tam bunu söylüyordu yaşanan bu soykırımın ardından:

”Her şeye kadir olan Allah’a ant olsun ki; köle olmayacağız. Ben Avrupa’ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa, onlar bunların tamamını yaptı hem de Batı’nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına. Nefrete nefretle cevap vermeyin. Bosna için nefret çıkmaz sokaktır. Nefret sadece bizim ruhlarımızı zedelemiyor, Bosna’nın özünü de zedeliyor.”

Kalben kendimi en yakın hissettiğim ülke olan Bosna Hersek ve halkını saygıyla selamlıyorum. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, Bosna Hersek’e bağımsız yıllar diliyorum

Nefretle büyümek istemeyen 4 yaşındaki bir çocuk annesine soruyordu ölmeden önce; ‘Anne çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi’ diye. Yazımı o şiirle bitiriyorum.

‘büyümek istiyorum anne,
hedef seçmektense, hedef olmayı kurşunlara,
vurmaktansa, vurulmayı seçiyorum
doğdum ve irkildim büyüklüğünün karşısında dünyanın,
gördüm ve şaşırdım açgözlülüğüne insanların
insan insanın düşmanı mıdır?
kim kırar gönülleri,
korkmaz mı ve bilmez mi insan
bir gönül kıran onaramayacaktır
ve vurduğu silah er geç dönecektir kendine
ve insan vurduğu kadar vurulur bilmez mi?
nedameti olmayana merhamet değil,
lanet edilir ancak,
çocukları anne, küçük kurşunlarla mi vururlar?
oysa çocuk merhamet demektir biraz,
inanmaktır, bir uçurtmanın değerli olduğuna bir füzeden
bütün bilyelerimi versem, resimlerimi, topacımı
yetmez mi anne, yok etmeye yeryüzünden bütün silahları?
bütün oyunlarda ebe olmaya razıyım
yeter ki bölmesin bir bomba rüyalarımı.
madem savaş, en çok bir çocuğun annesiz ya da babasız olması demektir,
ebelenmek ve daha oyuna girmemektir madem
yakıyorum tahta atımı ve tabancamı.
oyunlarda ne askerim bundan sonra, ne de pilot..
söz, kullanmayacağım bundan sonra sapanım
oynamak istemiyorum, sonunda’elma dersem çık’.. olmayan hiç bir saklambacı.
çocukları küçük kurşunlarla mi vururlar anne
akar mı onların da kanları?