Büyük devlet adamı ve târihçi olmanın hakkını kıymetli çalışmalarıyla ödemiş Zeki Velidi Togan (1890-1970) belki de hiçbirimizin tamamlayamayacağı zorlu yollardan geçmiştir. Yaşadığı dönem îtibâriyle birçok târihî olaya tanıklık etmiş. Doğru bildiği hiçbir şeye sessiz kalmamış târihin ona bahşettiği olaylarda üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır. Döneminin târihini hem dolu dolu yaşamış hem de yazmış nâdir insanlardandır.

Birçok alanda kendisine yaraşır eserler kaleme almıştır. Fakat Zeki Velidi Togan’ı sâdece bu kelimelerle anlatmak yetersiz olur. O, hem bir bilim adamı hem de devlet adamıdır. Bulunduğu coğrafya ona pek çok izler bırakmıştır. O hırçın, ele gelmez ruhunu sarp kayalıklı Ural Dağları’ndan, târihe olan merakını Türk milletinin şanlı geçmişinden almıştır. Zâten Zeki Velidi Togan da, Tanrı Dağı bölgesinde yaşayanların, çevrede yaşayan halklardan üstün hale gelişini, demir mâdenleri vâsıtasıyla savaş âletlerine mâlik oluşlarına ve yüksek yaylalarının bahşettiği kolaylıklardan yararlanmalarına bağlamaktadır. Yâni coğrafyanın insanların üzerinde derin izler yarattığını düşünmektedir.

Onun hırçın, zorlu hayatıyla özdeşleşmiş zannedilen mizacının yanında, kurduğu bağlar gerek târihiyle gerek mukaddes saydığı vatanıyla gerekse dostlarıyla olsun kanımca zannedildiğinden daha farklıdır. Çok yakın arkadaşı İbrahim Kaçkınbay vefat ettiğinde şu satırları yazmıştır: “ İbrahim’in vefatı benim hayatımda değişikliğe mûcip oldu. O olmayınca ben artık yaz aylarında yabani ağaç arıcılığına devam edemedim. Mânâsı kalmadı. Akbiyik yaylalarında yaz aylarını geçiren yılkılarımızın peşinde bu dağlara, yaylalara gelmenin de mânâsı kalmadı. İbrahim’i kaybedince pek çok ağladım.” Arkadaşının ölümü o ele gelmez ruhu, çok sevdiği dağlara, yaylalara küstürecek kadar etkilemiştir.

Zeki Velidi Togan’ın kültürel mîrasımızın tespiti, derlenmesi ve kayıt altına alınması sürecindeki bitmek tükenmek bilmeyen ihtiras ve çabası; bu mirası, Türk varlığının devamı için kayıt altına almak, yaşatmak gerektiğine inanmasındandır. Hayatını bu mîrasın devamına adamıştır. Onun bu mîrası kutsal bir dâvâ olarak görmesi, Orhun Âbideleri’nde belirtildiği gibi; Kağan’ın dört tarafa sefer düzenleyerek Ötüken’e yerleşip ilini, töresini düzenlemesi, tanrılar tarafından yapılan eylemin insanlar tarafından tekrar edilmesi inanışından gelmekteydi. Onlar, bu eylemleriyle tanrıların buyruğunu yerine getirerek ibâdetlerini gerçekleştirmiş oluyorlardı. Zeki Velidi Togan da bu buyruğu yerine getirenlerden, bir diğer nesle aktaranlardandı. O, eserlerinde Türk halkının geçmişi ve bugününe ait olan bilgileri tespit etmekle kalmamış, bunları değerlendirip tahlil etmiş, sosyo-kültürel hayatta karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik çâreler önermiş, yapılması gerekenleri anlatmaya çalışmıştır

Kültürel zenginliğimizin tespit edilip derlenmesi ve kayıt altına alınması için olağanüstü çaba gösteren Zeki Velidi Togan’ı motive eden güç, bana göre, çocukluğundan beri kahramanlarının hikâyelerini dinlediği milletinden ve Türklüğe karşı beslediği sonsuz sevgiden kaynaklanmaktadır.

Türk cihan hâkimiyeti fikrinin bir tohum gibi toprağa ekilip filizlenmesini istiyorsak, Zeki Velidi Togan’ın seçtiği târihî mîras yolundan başka seçeneğimiz olmadığını bilmemiz gerekir.

Ey vaktiyle cihanı titreten Yüce Türk!

Ey Mukaddes Ötüken ormanının necip milleti!

Ey hamâsetiyle nam salıp hoşgörüsüyle gönüllere giren Türk kanı!

Ey Akdeniz’in köpüklü dalgaları arasında din uğruna, memleket uğruna can veren Barbaros evlâdı!

Senin dağların, ovaların, suların, ormanların, denizlerin nice kahraman menkıbesi saklıyor. Hikâyelerin, masalların, türkülerin, raksların mertlik ve fedâkârlıkla doludur. Bunları bilmek, bilmediklerini bulmak senin boynunun borcudur. Titre ve kendine gel! Bu hoyrat bu kalleş çağ yıkmasın hayallerini. Sen hayallerinle varsın. Târihinle varsın. Geçmişinle varsın!