İdealsiz cemiyetlerde, ihtiyar, yatalak, uyuşuk, mıymıntı cemiyetlerde gençlik, dâvâsız ve teşkîlâtsız bir parazit sürüsüdür. Bütün ateş çağı, dinamizm ve kahramanlık çağı evle okul, kahveyle okul arasında geçen bu şaşkın ve avare yığınının başı omuzlarının arasına kaçmış, bakışları ürkek ve solgun, sesi kısıktır. Tâlîmatnâmelerin demir korsası, geçim zoru ve imtihan kâbusu içinde beyni karmakarışık bilgilerin ve ihtiyaçların antreposu hâline gelmiştir. Bu yığın memleket dâvâlarını alçak sesle konuşur ve hiçbirinde faal rol almaz. Ona bir tek hedef gösterilmiştir: Diploma. Bunu ele geçirinceye kadar o, ezelî ana kuzusu, istiklâlinden mahrum, sosyal bir rol sâhibi olmaktan mahrum bir tufeylîdir ve adam değildir. Umûmî hayatın dışına atılmış, önünde köpüren büyük cemiyet denizinin kıyısında, pasif ve seyirci, her birinde kendisinin büyük fonksiyonları olduğunu sezdiği sosyal dalgalanışlara fersiz gözleriyle uzaktan bakakalmıştır.

Bu gençlik eline son diplomayı geçirdiği gün iş işten geçer: Sekiz on yıllık otomat hayatı onda bütün hamle ve teşebbüs kabiliyetlerini kıran bir memur irâdesi, intibak ve itâat ruhu teşekkül ettirmiştir. Hayat onun gözünde, yüksekliği insanın göğüs hizasını aşmayan sıra sıra taş kemerlerin altında yeknesak, düz ve loş bir dehlizdir ve orada bir kapı kulu, bir emir kulu sabrıyla iki kat eğilerek yürümekten başka bir şey yapılmaz.

İdeal taşıyıcısı büyük inkılâp cemiyetlerinde fakat samîmî inkılâp cemiyetlerinde gençlik, dâvâlı ve teşkîlâtlı, dinamik çağının şuuruna ve memleket işlerinde -faal ne demek!- en faal role sâhiptir: Millî dâvâsının düşmanı olan bütün unsurlarla, bütün fikirlerle dövüşür. İnkılâbın dinamosu odur. Millî irâdeyi ayakta tutan bütün enerjilerin kaynağı olduğunu, her memleket dâvâsında yükselen sıcak ve büyük sesiyle dâima hissettirir; varlığını her gün belli eder. Böyle cemiyetlerde gençlik, çocuklukla olgunluk çağı arasında bir köprü, fizyolojik bir istihâle devresinden ibâret değildir. Sosyal bir âmildir ve kendine has büyük bir rolü vardır. Bu rol cemiyetin heyecan mihrakı olmak, ideal coşkunluğunu yaşatmak ve her an taptaze bulundurmaktır.

Faydacı ve pinti cemiyetlerde gaye, ferdin kazancından başka bir şey olmadığı için hayat iki bölüme ayrılır: Hazırlanma devresi, kazanma devresi. Kültürün ve terbiyenin beşikten mezara kadar süren bir zekâ ve îtiyat sistemi olduğunu unuttukları için bu cemiyetler, gençliği bir hazırlanma devresi telakkî ederler. Bu devre bittikten, son diploma ele geçtikten ve hayatı kazanma devrine girildikten sonra, birkaç meslek ve ihtisas kitabı müstesnâ, umûmî kültürün kapıları kapanır. Artık mektep bitmiş, meslek başlamıştır: Gitsin okuma, gelsin kazanma. Sanki gençlik millî bünyenin ve sosyal uzviyetin faal bir parçası değildir; bu uzviyetin diğer parçaları işlerken o, bütünün faâliyetine lâkayt, başını mektep kitabının üstüne sarkıtarak yıllarca asosyal, cemiyet dışı bir mahlûk halinde kalabilir. Sanki insan, cemiyetin hayatına ilk gençliği bittikten sonra doğar ve o zamana kadar anavatanın şişkin karnında onun kanını emmeye memur, henüz dünyaya gelmemiş, teşekkül halinde, şuursuz ve irâdesiz bir mahlûktur.

Bu ihtiyar telakkîye göre sosyal mânâsıyla bir gençlik yok, fizyolojik mânâsıyla bir gençlik vardır. Bu gençlik mektep dışında hep spora teşvik edilir. Mektebin dışında ona vadedilen tek şeref ve mükâfat stadyumlardadır. Ruhun değil, topuğun, dizkapağının ve pazının gençliği kutlanır. Altın kupalara, çelenklere ve defne dallarına yalnız adele lâyıktır. Stadyumları dolduran bu gençliği, ideal vecdiyle kaynayan mitinglerde ve meydanlarda göremezsiniz. İhtiyar cemiyetlerde zâten bu fikir öfkesi, heyecan toplanmaları yoktur. Millî bayram günlerinde, zoraki birikmiş kalabalıkların önünde, her sene aynı tekerlemeleri geveleyen kukla hatipler dinlenir. Bunların ne sesleri, ne zekâ ve muhayyilleri, ne irâdeleri, yalnız yaşları gençtir. Gözlerinin önünde, tâyin edileceklerini umdukları memûriyetin küçük yağlı kuyruğu sallanır. Bu hayal bir kere hakîkat olduktan sonra, kürsüde o hatibi göremezsiniz. Yerinde yeni bir kapı kulu namzedi vardır.

Böyle cemiyetlerin hayatı tehlikededir ve bunları kurtarmak için gençliği kurtarmakla işe başlanır. Bunun için büyük inkılâplar, büyük ve samîmî, samîmî, samîmî inkılâplar gençliğe dayanır, onu teşkîlâtlandırır ve millî taazzuvun düşmanı olan unsurlara ve fikirlere karşı elinde bir ideal meşalesiyle şahlandırırlar.

Şu mutlak hakîkati hepimiz temel çivisiyle beyinlerimize çakalım: Gençliği ayakta olmayan cemiyet, yataktadır!

KAYNAKÇA

Peyami Safa, Eğitim Gençlik Üniversite, Ötüken Yayınları, Sayfa:225