1007-1019 yılları arasında doğduğu tahmin edilen Yusuf Has Hacib’in doğum yeri Kuzorda kuzey başşehri olarak geçen ve bugün Kırgızistan sınırları içinde yer alan Balasagun’dur. Balasagunlu Yusuf’un yaşadığı döneme ve hayatına dâir fazla bilgi bulunmamakta, kendisiyle ilgili sınırlı bilgiye de mesnevîsine sonradan eklenmiş olan mensur ve manzum mukaddimelerden ulaşılabilmektedir. İyi bir eğitim aldığı ve tahsilli bir aileye mensup olduğu edebî bilgileri kullanış tarzı ve hem Türk Edebiyatı hem de Türk kültürü için önemli bir yere sahip olan Kutadgu Bilig adlı eseri ortaya çıkarmış olmasından anlaşılmaktadır. Balasagunlu Yusuf’un eğitiminde bir süre yaşadığı Kaşgar’ın da büyük etkisi vardır. Zirâ yaşadığı dönemde Kaşgar’da İbn-i Sina ve Ömer Hayyam gibi mühim ilim adamları da yaşamıştır.

Yusuf, on sekiz ay boyunca üzerinde çalıştığı Karahanlı Türkçesi ile kaleme almış olduğu Kutadgu Bilig adlı eserini 1070 yılında dönemin Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a sunmuştur. Eserden çok etkilenen hükümdar Yusuf’u halkla sultan arasında iletişimi sağlama görevi olan has haciplikle ödüllendirmiştir. Bundan sonra Balasagunlu Yusuf, Yusuf Has Hacib olarak anılmıştır.

Yusuf Has Hacib, İran siyâsetnâmelerinin çokça etkisinde kalmasının yanı sıra batı kaynaklarını da özümsemiştir. Platon’un devlet ve toplum anlayışını Türk devlet teşkîlâtı ile sentezleyerek Türk târihinde siyâsetnâme özelliği gösteren ilk eseri, Kutadgu Bilig’i kaleme almıştır. Kutadgu Bilig, 6520 beyitten oluşmakta ancak esere sonradan eklemeler yapıldığı da bilinmektedir. Sembolleştirilmiş kahramanların konuşturularak Yusuf Has Hacib’in ideal devlet düzenini anlattığı eserin adı “saâdet veren bilgi” anlamına gelmektedir. Yaşadığı dönemde hanedan üyeleri arasındaki mücâdele ahlâk prensiplerinin yeniden düzenlenmesini gerekli kılmış ve Kutadgu Bilig adlı eser ortaya çıkmıştır. Yusuf eserini yazmadaki temel düşüncesi şu şekilde açıklamıştır:

“Kitabıma, okuyana mutluluk getirsin, ona doğru yolu getirsin diye Kutadgu Bilig adını koydum. Ben sözlerimi söyledim, düşüncelerimi yazdım. Bu kitap her iki dünya için de doğruyu gösteren bir rehberdir, yardımcı bir eldir. Dosdoğru bir söz söyleyeyim size: Her iki dünyayı da devletle elinde tutabilecek kişiden daha mutlu kimse yoktur”

Kutadgu Bilig’de sembolleştirilmiş dört kahramanın her biri dört temel ilkeden birini temsil etmektedir. Dört temel ilke doğruluk, saâdet, akıl ve kanaattir. Bu ilkeleri temsil edenler ise hükümdar Kün Togdı, vezir Ay Toldı, vezirin oğlu Ögdilmiş ve vezirin akrabası Odgurmuştur. Hikâye kısaca şöyledir:

“Adâletli bir hükümdar olan Kün Toğdı, yönetim yükünü tek başına kaldırmaktan muzdarip olduğu için kendisine bir yardımcı aramaktadır. Hükümdarın unvanını bilen Ay Toldı ise hükümdarın hizmetine girmek için hazırdır. Şansının da yâver gitmesi ile hükümdara kendini kanıtlar ve vezirlik makamına lâyık görülür. Hükümdara doğruluk, eşitlik, ödül ve ceza üzerine kurulu adâlet sisteminin yanında mutluluktan da bahseden Ay Toldı, bu erdemler üzerinde ısrarlı bir şekilde durur. Ay Toldı öldükten sonra vezirlik makamına oğlu Ögdilmiş getirilir. Ögdilmiş’in ilmî tavsiyeleriyle Ay Toldı’nın kurmuş olduğu düzen üzerinde hükümdar başarılarına başarı katar. Kün Togdı vezirine bir yardımcı bulmak istemektedir ve Ögdilmiş’in tavsiyesi ile yine onun akrabası olan, dağlarda yaşayan Odgurmuş’u dâvet eder. Ancak dünya hayatını umursamayan Odgurmuş dâvet edilmesine rağmen saraya gelmez. Üçüncü dâvette saraya gelen Odgurmuş, hükümdarla dünya hayatının ve zevklerinin boş olduğuna dâir bir konuşma yapar ve hükümdar bu konuşmadan çok etkilenir. Ancak hükümdarın dünya işlerinden vazgeçmesi devleti yönetmek istememesi ile sonuçlanır ve hükümdar âhiret derdine düşerek giderek mutsuzlaşır. Ögdilmiş, hükümdarlığın Tanrıdan geldiğini, âhiretteki mutluluğun anahtarının bu dünyada sorumluluklarını yerine getirmek olduğu nasîhatinde bulunarak hükümdarı yeniden yönetime ısındırır. Bu sırada Ögdilmiş artık yaşlandığından bahisle Odgurmuş’un yanına dağa çıkar ancak görevini bırakmasını doğru bulmayan Odgurmuş onu geri gönderir. Saraya geri dönen Ögdilmiş bir süre sonra Odgurmuş’un ölüm haberini alır ve yas tutar. Hükümdar ile veziri bundan sonrasında baş başa vererek devleti adâletle yönetirler.”

Kutadgu Bilig, kullanılmış olan Hakaniye Lehçesi ve manzum eser niteliğindeki beyitleriyle Türk dili ve edebiyatı için çok önemli bir eserdir. Ancak eserin dilinden ziyâde sembollerle anlatılmış olan ideal devlet yönetimi ve ayrıntılarıyla bahsedilen dönemin Türk devlet teşkîlât yapısı incelendiğinde Türk kültürü ve siyâsetini anlama noktasında başat eserlerden olduğu görülür. Yazımızın devamında dört temel ilke üzerine kurulu ideal devlet yapısı üzerinde eserde verilmiş olan anlayışlar ve Yusuf Has Hacib’in devlet felsefesinin yapı taşları incelenecektir.

İl (Devlet)

Siyâsi teşkîlâtlanmanın en üst aşaması olan devlet yani il Kutadgu Bilig’de devlet anlamının yanında halk, memleket, millet anlamlarında da kullanılmıştır.

“Memleketi ayakta tutan iki şey vardır: biri som altın, biri de kılıçtır” (Beyit: 3039)

Türk-İslâm devletinin temel felsefesinin çizildiği eserde demokratik devlete ilişkin beyitler bulunduğu gibi lâik ve sosyal bir devlet figürü de çizilmiştir.

Devletin demokratik olması hükümdarının gücünün, töreden sonra halkın isteklerinin dikkate alınması ile kısıtlanması anlamına gelir.  Yusuf Has Hacib’in devlet felsefesinde demokratikliğin etkisi olarak hükümdarın yetkisinin sonsuz olmadığını gösteren diğer bir sınırlama liyâkattir. İşin ehline verilmesi ile ilgili birçok beyitte Yusuf Has Hacib liyâkatin önemini vurgulamıştır.

“Ey bey, işi işin ehline, işe yarayana, hareketi doğru ve dürüst olana ver” (Beyit: 1759).”

Kutadgu Bilig’de Odgurmuş ile hükümdarın konuşmaları sırasında geçen . “Dinin dünyayla birleştirilmesi güçtür; bu ikisi bir araya gelmez, bunu bilmek yeterlidir. Biri yaklaşırsa diğeri kaçar; ikisini bir arada tutmak isteyen yolunu şaşırır” (Beyit: 5312-13). nasîhati Yusuf’un ideal devletinin lâik özellikler taşıdığını göstermektedir. İlgili beyitler Odgurmuş’un nasîhati niteliğinde olup genel düşünce budur demek mümkün değildir. Eserin geneline bakıldığında din ve devletin iki farklı alan olduğu; ikisi de birbirini baskılamadan birbirini tamamlayarak yollarına devam ederler. Zirâ eserde hükümdar ve Ögdilmiş işlerini en iyi şekilde yapmaya çalışırken diğer yandan Odgurmuş ve müritleri de işlerini en iyi şekilde yapmaya çabalarlar.

Eserde kişilerin emeğinin hakkıyla ödenmesi, muhtaç durumda olana devletin el uzatmasının gerekliliği gibi hususlara da önem verilmiştir. Sosyal devletin gerekliliklerinden olan bu hususlar Yusuf’un devlet felsefesinin sosyal devlet özellikleri gösterdiğini kanıtlamaktadır.

Uzun ömürlü bir devlet yönetimi için adâletle hükmetmek ve zulüm etmemek eserin hemen her yerinde vurgulanan bir diğer husustur. Keyfîlikten uzak hukuka ve hakkâniyete bağlı bir devlet birçok beyitte işlenmiş ve böylelikle hukuk devleti de yazarın devlet felsefesi içinde kendisini göstermiştir.

“Ey hâkim memlekette uzun süre hüküm sürmek istersen, kanunu doğru yürütmeli ve halkı korumalısın” (Beyit: 2033).

“Ey bey, gücün yettiğince kanunu uygula ve halkın hakkını vermeye çalış” (Beyit: 5288).

Kut Anlayışı

Türk devlet felsefesinde çok eski dönemlerden beri yer alan kut anlayışı, güçlü bir devlet düşüncesiyle halk üzerinde hâkimiyet sağlamış ve toplumsal düzeni sağlamada etkili olmuştur. Kut anlayışına göre yönetme yetkisi Tanrı tarafından hükümdara verilir ve sorumluluklarını yerine getirmeyen, adâletle ve hoşgörüyle devletini yönetmeyen hükümdardan kut geri alınır. Kutadgu Bilig’in birçok beyitinde de kut anlayışına rastlamak mümkündür. Gerek alışılagelmiş anlayış çerçevesinde gerekse de ideal devlet yönetimini oluşturmada Yusuf Has Hacib için kut anlayışı önem arzetmektedir ve Yusuf kutu saâdet, mutluluk olarak nitelendirmiştir. Yani sorumluluklarını yerine getirmezse Tanrı tarafından verilen saâdet hükümdardan alınacak ve görevini daha iyi yerine getirecek birine verilecektir. Kut anlayışı ile ilgili eserden birkaç örnek aşağıda verilmiştir:

“Bu beylik mesnedine sen isteyerek gelmedin; onu Tanrı kendi fazlı ile sana ihsan etti.” (Beyit: 5469)

“Tanrı kimi bey olarak yaratmak isterse ona önce münâsip tavır ve hareket ile akıl ve kol kanat verir” (Beyit: 1934).

“Tanrı seni doğruluk için bu mevkiye getirdi; haydi doğru ol ve doğruluk ile yaşa. Her işi akıl ile nefsinin esiri olma, gönlünü diri tut”(Beyit: 5195-96).”

Mutluluk, saâdet kendisine Tanrı tarafından verilmiş kişi mutluluğun devam edebilmesi için şunları yapmalıdır:

“Kendisini gözetmeli, aşırılığa gitmemeli; kötü ve çirkin işlere yaklaşmamalıdır” (Beyit: 704).”

“Toplanmış olan malı yerine sarf etmeli; hayatını, işini, tavır ve hareketini düzenlemelidir” (Beyit: 705).

“Eli ve dili ile oyuna karışmamalı; tavır ve hareketlerinde dürüst olmalıdır” (Beyit: 709).”

Kağan

Devlet yönetiminin başında olan bağımsız hükümdara kağan adı verilir. Türk kültüründe kağan çok önemli bir yere sahiptir. Zirâ kağan yalnızca vazgeçilemez bir yönetici değil halkın bugününün ve geleceğinin kurtarıcısı konumundadır. Böyle büyük bir sorumluluğun altında olan kağanın elbette vasıflarının da ona göre büyük olması gerekir. Kutadgu Bilig’de yazıldığı döneme ilişkin olarak kağanın bu büyük özelliklerinden sıkça bahsedilmiştir. Ancak sayılan özellikleri yalnızca kağan kapsamında değerlendirmemek gerekir, o günden günümüze geniş bir değerlendirme yapılarak devlet yönetimi konusunda yetkili herkesin bu vasıflara sahip olması gerekir.

Yusuf Has Hacib’e göre bir kağanda bulunması gereken temel özellik akıllı ve bilgili olmasıdır. Devlet akıl ve ilim üzerine kuruludur. Yusuf Has Hacib bu vasfa eserinde yer verirken içinde bulunduğu devletin özelliklerinden etkilenmiş görünmektedir. Zirâ Karahanlılar’da kağana filozof, bilge anlamına gelen bögü unvanı verilerek hükümdar için akıl ve bilimin yeri îzah edilmiştir.

“Bey bilgili, akıllı ve zeki olmalıdır; beyliğin hastalığına ancak bunlar ile çâre bulunabilir” (Beyit: 1971).

“Bilgili, akıllı ve hâkim hükümdarın her iki dünyada da makamı yüksek olur” (Beyit: 1972).

Halkın bugünü ve geleceğini korumak görevi, halkı düşmana karşı korumayı da içine alır ve bir hükümdarın ülkesini koruyarak düşmanının karşısına çıkması ancak yüksek cesâret ile mümkündür. Kutadgu Bilig’de hükümdarın cesâretli olması gerektiğine dâir birçok beyit vardır.

“Beylik için insanın ilk önce asil soydan gelmesi gerekir; bey cesur, kahraman kuvvetli ve pek yürekli olmalıdır” (Beyit: 1949).

“Halk için beyin cesur ve kahraman olması iyidir; büyük işleri ancak bu meziyetler ile karşılamak mümkündür” (Beyit: 1961).

Kutadgu Bilig’in üzerine kurulmuş olduğu dört temel ilkeden ilki adâlettir. Adâletin ideal devlet yönetiminde ilk sırada oluşu yöneticinin de âdil olmasını mühim kılar. Ancak yöneticinin temel vasfı âdil olması olmakla birlikte diğer erdemleri de göstermesi gereklidir. Kutadgu Bilig’de Yusuf Has Hacib’in bir yöneticide bulunması gereken erdemlere birçok beyitte yer verdiği görülür. Bu erdemler, dürüst olmak, zeki ve uyanık olmak, sabırlı ve kararlı olmak, cömert olmak, merhametli olmak, inatçı olmamak ve tatlı dilli olmak olarak sıralanabilir. Ancak belirtmek gerekir ki sayılan erdemlerin bir şey ifâde edebilmesi için öncelikle yöneticinin âdil davranması gerekir.

“Büyüklüğü ve halka baş olmak istersen, doğru yoldan şaşma”(Beyit: 1293).

“Bey, bilgili, akıllı ve zeki olmalıdır; beyliğin hastalığına ancak bunlar ile çâre bulunabilir” (Beyit: 1971).

“Hiçbir işte acele etme, sabret, kendini tut; kul sabırlı olursa beylik mertebesini bulur” (Beyit: 588). “

“Beyler cömert olursa adları dünyaya yayılır; bunların nam ve şöhretleri ile dünya korunur” (Beyit: 2050).

“Herhangi bir memleket kılıç ve kuvvetle alınabilir, fakat bu hâkimiyet şiddet ve intikam ile uzun yıllar sürmez” (Beyit: 2427).

“Bak, şu birkaç şey insan için kötüdür; insan bunları bilirse kendini korur” (Beyit: 337). “Bunlardan biri yalan söylemektir; ikincisi verilen sözden dönmektir” (Beyit: 338).

“Üçüncüsüyse içkiyi sevmektir; buna tutulan kimse, şüphesiz, tamamen boşuna yaşamıştır” (Beyit: 339).

“Biri de insanın inatçı olmasıdır; bu inatçı insan için dünyada sevinç yoktur” (Beyit: 340).

“Hangi iş olursa olsun, sen onu tatlı dille karşıla; her işte tatlı dil kullanırsan mutluluk sana bağlanır” (Beyit: 1311).

Diğer Görevliler

Yusuf Has Hacib’in devlet yönetiminde yalnızca yönetici kavramı üzerinde değil yönetimde görev alan diğerleri üzerinde de durduğu görülür. Özellikle üç görev vardır ki Yusuf Has Hacib için bunlar olmazsa olmazlardır: vezirlik, komutanlık ve haznedarlık.

Yürütme görevinin vezirlere bırakılmasını tavsiye eden Yusuf Has Hacib’in yönetimde kuvvetler ayrılığına önem verdiği görülmektedir. Komutan ise Yusuf Has Hacib için vatanının arzularını iyi bilen ve bunun için her şeyini ortaya koymaktan çekinmeyen mümtaz bir askerdir. Servetin kontrol altında olması ve hükümdarın emin olması için haznedarlık da Yusuf Has Hacib’in çokça önem verdiği bir görevdir.

 

Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi

Türklerin İslâmı kabul ettiği ilk dönemlerde kaleme alınan Kutadgu Bilig’de Türk kültüründe önceden varolan cihan hâkimiyeti anlayışı bu sefer İslâm ile harmanlanmış ve mefkûreye İslâm dininin öğretisini yükseltmek ilkesi de farz olarak eklenmiştir.

Türklerin fetih felsefesinin ana dayanağı olan Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi, güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar olan her yeri Türk idâresi altına almak olarak tanımlanır. Türk Cihan Hâkimiyeti’nin kilit noktası olan hükümdar, Kutadgu Bilig’de birçok beyitte ele alınmış, hükümranlığın Tanrı’dan gelmesi ile de mefkûre desteklenmiştir.

Türk Cihan Hâkimiyeti’nin bir efsâneden ibâret olduğu, gerçeğe yönelik bir ülkü olmadığı söylense de Yusuf Has Hacib devlet felsefesinde önceliği ülkenin dirliğine vermiş sonrasında ise cihan hâkimiyetine yer vermiştir. Bu açıdan bakıldığında cihan hâkimiyetinin bir efsâne değil koyulmuş yüksek bir hedef olduğu görülebilir.

“1041- Memleketi düzenledi, idâresi düzeldi; Hükümdarın mutluluğu günden güne arttı.

1042- Bir süre böyle huzur ve düzen içinde geçti; halkın ve memleketin her işi yoluna girdi.

1043- Memlekette yeni şehir ve kasabalar çoğaldı; Hükümdarın hazînesi altın ve gümüş ile doldu.

1044- Hükümdar rahat etti ve huzura kavuştu; şöhreti ve nüfuzu dünyaya yayıldı.

3103- Hükümdarın devleti sayesinde dünya düzeldi; kederler kısa ve sevinçler uzun oldu.

3126- Dünya hâkimi ve bütün memleketleri idâresi altına almış olan hâkan ne der dinle.

5942- Halk huzura kavuştu, dünya düzene girdi…”

Türk Cihan Hâkimiyeti düşüncesinin amacının sömürgeci bir yaklaşım olmadığını aksine yeryüzüne saâdet getirmek olduğunu Yusuf Has Hacip aşağıdaki beyitlerinde belirtmiştir:

“93- Hâkan tahta oturunca, dünya âsâyiş buldu; bundan dolayı dünya ona şâhâne hediyeler gönderdi.

103- Dünya âsâyişe kavuştu ve düzen kuruldu; o adını kanunla yüceltti.

1040- Halk kurtuldu, zahmet denen şey ortadan kalktı; kuzu ile kurt birlikte yaşamaya başladı.

1886- Dünya halkı huzur ve mutluluk içinde rahata kavuştu; bütün halk hükümdara duâ etti.

3096- Bir süre böyle yaşadı ve böyle davrandı; kurt ile kuzu denk oldu.”

 

Hâkimiyette Devamlılık

Yusuf Has Hacib, devlet yönetimini idealize ederken devleti uzun süre yönetebilmeyi de felsefesi içerisine almıştır.

“115- Bu hâkanın adı kitaba yazıldı; ey devletli hükümdar, bu ad ebedî kaldı.

119- Felek hep dönmeye devam etsin; düşmanın başı hep eğik kalsın.

120- Yağız yer, kızıl bakır oluncaya kadar; ya da ateşten yeşil çiçek çıkıncaya kadar.”

Gerek ülke içinde gerek de cihanda hâkimiyette devamlılığın sağlanabilmesi için Yusuf Has Hacib’in üç koşulu vardır: töreye uymak, bilgi ve anlayış, kılıç ve asker.

Kutadgu Bilig’de her şeyin temelinde âdil yasalar vardır. Yurt içinde veya dışında ideal yönetimin şartı hükümdarın bile üzerinde olan ve doğru uygulanan yasalardır. Ayrıca halkı yönetmek ve kötülüğü uzaklaştırmak için bilgi ve anlayış şarttır. Son olarak ise bilgi ve anlayışın çözüm bulmaya yetmediği durumlarda devreye girecek unsur askerî güçtür.

Yazıldığı dönem dikkate alındığında askerin beye bağlı olmasının vurgulanması dikkat çeken bir husustur. Salt askeri gücü savunmayan Yusuf Has Hacib kılıçla birlikte kalemi de zikretmiştir:

“2427- Herhangi bir memleket kılıç ve güçle alınabilir; fakat bu hâkimiyet şiddet ve intikamla uzun yıllar sürmez.

2428- Hangi şehir ve eyâlet kalemle idâre edilirse, orada herkes kendi arzu ve nasibini bulur.”

Zikredilen kalemi sivil yönetim olarak algılamak yanlış olmayacaktır. Böylelikle Yusuf Has Hacib’in devlet felsefesine yönelik bir bilgi daha edinilmekte ve sivil yönetimi desteklediği görülmektedir.

Yusuf Has Hacib’e göre halkın hükümdardan üç tür temel beklentisi vardır. Bunlar devletin parasının değerinin korunması, âdil hukuk düzeni ve emniyettir. Hükümdarın da halktan üç beklentisi vardır. Bunlar hükümdara itâat edilmesi, vergilerin düzenli ödenmesi ve hükümdarın dostuna dost düşmanına düşman olunmasıdır. Bu çerçevede bir inceleme yapılacak olursa Yusuf Has Hacib’in ideal devlet yönetiminde sosyal devlete önem verdiği görülebilir. Zirâ halkın hükümdardan beklentileri sosyal devlette halkın hükümetten beklentisi olan vatandaşların siyâsi ve iktisâdî refahlarının korunması ve sosyal güvenliklerinin sağlanması ile benzerlik göstermektedir.

Sonuç olarak Yusuf Has Hacib’in devlet felsefesini oluşturan yapı taşlarının Kutadgu Bilig adlı eserinde kut anlayışı, il anlayışı, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi, ideal yönetici vasıfları çerçevesinde incelendiği bu yazıda ideal devlet yönetiminin lâik, sosyal ve demokratik hukuk devleti olarak nitelendirilmesi yanlış olmayacaktır.