Dil ile ilgili bir şeyler söylemek ve yazmak oldukça zordur. Türk dilini ustaca kullanmış birçok şâir, Türk diline katkı sağlamış birçok dil bilimci sanki sizi izliyor gibi bir hisse kapılırsınız; elleriniz terler, ayaklarınız buz keser. Dil bir hazînedir ve bu hazînenin kapaklarını açarsanız onu muhâfaza etmek ve işlemek sorumluluğu omuzlarınıza biner. Üstelik bu dil Oktay Sinanoğlu’nun dediği gibi cebirsel bir yapıya sâhip olan, kendi kendini türetme yeteneği olan Türkçe ise işiniz bir kat daha zorlaşabilir.(1) İşinizi zorlaştıran bir başka husus ise Türkçenin atlattığı ya da atlatamadığı bâdirelerdir. Elimizden geldiğince Türkçemiz için bir şeyler yazmayı, üretmeyi ve yaşadığı sorunlara bir büyüteç tutmayı biz Türk Milliyetçileri iş edinmezse kim edinir?

Günlük hayatımızda şöyle çevremize bir kulak kabartalım, konuştuğumuz Türkçede rahatsız edici neler var hemen dikkatimizi çeker. Hele ki Türk Milliyetçisi iseniz kulağınız tırmalanır âdeta ya da biriyle sosyal medya üzerinden iletişim kurarken karşınızdaki kişinin yazım kurallarını bir yana bırakın kelimeleri kısaltarak yazması, Türkçe karakter dediğimiz Çç, Üü, Iı, Ğğ, Şş, Öö harflerini kullanmaması sizi deliye döndürebilir. Bunun gibi birçok sorunun üzerinde durmak belki de günlük konuşmalarımızda dilimizi kullanırken bizlere azıcık olsun bir şuur kazandırabilir.

Türkler kadar kendinden başka farklı kültürle karşılaşmış bir millet belki de yoktur. Bu durumdan en çok etkilenen hiç şüphesiz ki Türkçe olmuştur. Din değiştirme ile Türkçe birçok dilden kelime almış, değişmiş ve gelişmiştir. Burada altını çizmek istediğimiz önemli bir husus şudur ki bu oldukça doğal bir süreçtir. Necmettin Hacıeminoğlu Hocamızın da dediği gibi, yeryüzünde bir tek ileri ve medenî bir dil gösterilemez ki yüzde yüz saf ve öz olsun. Çeşitli dillerden sayısız kelimeler, sayısız deyimler almamış olsun.(2) Bu doğal süreç kimi zaman dile zarar vererek doğal bir âfete dönüşebilir. Böyle zamanlarda, o dilin usta kalemleri ve aydınlar bu gidişata müdâhale edebilir. Geçmişte Bilge Kağan, Çin dil ve kültürü karşısında, Kaşgarlı Mahmut Arapça karşısında, Ali Şîr Nevaî Farsça karşısında seslerini yükselterek Türk dilini kurtardılar. Türkçenin üstünlüğünü şuurlu bir şekilde ortaya koyan bu Türk büyüklerinin yanı sıra Türk-i Basit akımı ile divan edebiyatında da Türkçenin korunması için çabaların olduğu görülür. Târihten bu yana görülen sıkıntının sebebini Vahit Türk güzel bir tespitle şöyle açıklıyor: “Aydınlar Türk adını bıraktı cümlesini, ilk önce bunlar Türkçe olan adlarını değiştirip Çince adlar aldılar, ikinci olarak da Türkçeyi unutup Çince konuşmaya başladılar biçiminde anlamak gerekir. Bilge Kağan’ın yakındığı durum, günümüzde de dâhil olmak üzere târihimizin hemen her devrinde sıkça gördüğümüz bir durumdur. Türk aydınının kendi değerlerine sırt çevirmesi ve dışarıya gereğinden fazla açık olması, bazı aydınlarca zaman zaman eleştirilmiş ancak bu durum çok da değişmemiştir.”(3) Türk dilinin canlı tutulması, alınan kelimelerin Türkçeleştirilmesi hususunda halkın sorun yaşamadığını ortaya koyan bu satırlardan anlaşıldığı üzere, bu dille en çok oynayan aydınlar olmuştur.

Târihteki durumda o zamanki şartlarla dildeki bozulma sadece aydın kesimde kalırken, günümüzde sosyal basın-yayın, televizyon ve genel ağ kanalıyla bozulmalar maalesef ki halkın konuştuğu dile de sirâyet etmiştir. Târihte “müstemleke aydınların” dile verdiği zararlara rağmen halkın dilinde konuşulan Türkçe ayakta kalmış, Türk Milleti’nin ferâseti sâyesinde dil korunmuştur. Geçmişte halkın konuştuğu dil esas alınarak yapılan birçok harekete kaynaklık eden halkın konuştuğu dil günümüzde yeni bir dil hareketine kaynaklık edebilecek durumda mı? Kısaca günümüzde dili kullanırken ne kadar özeniyoruz?

Dil kullanımı; okuma, yazma, konuşma ve dinleme olmak üzere dört beceriye dayanır. Konuşurken ne kadar özeniyoruz? Meselâ vaktim yok yerine, full doluyum mu diyoruz? Yazarken ne kadar özeniyoruz? Slm, cnm nasilsin? mı yazıyoruz? Okuduğumuz metinlerdeki kelimelerin kaçta kaçını anlıyoruz, aktif olarak kullanıyoruz? Dinlerken fok balığı gibi konuşarak kulağımızı tırmalayan kaç kişiye îtiraz ediyoruz? Bir eşyayı bile kullanırken işimizi gördüğü oranda ona özen gösteririz. Misal cep telefonu, birçok işimizi onunla hallettiğimizden kullanırken özen gösterir,  ona koruma kılıfı alır, gözümüz gibi bakarız. Dilimiz ise düşüncelerimizi diğer insanlara açtığımız, bilgi almak için kullandığımız, sâdece bizim değil bir milletin anlaşılmasını sağlayan, milletin devamlılığının yegâne kaynağı iken onu kullanırken ne kadar dikkatliyiz?

Dilin günlük hayattaki kullanımına, kuş uçuşu bir bakmamız gerekirse durum pek de iç açıcı gözükmez. İlk olarak çok da dikkatimizi çekmeyen bir durum, yukarıda da değindiğimiz gibi bilgisayar ya da telefon ortamında yazarak iletişim kurduğumuz zamanlarda Türkçe harfleri kullanmamaktır. Telefonlarda klavyelerin Türkçe ( Türkçe Qwerty Klavye) seçeneği bulunmakta fakat aman canım nasılsa karşıdaki ne yazdığımı anlıyor diyerek ya da üşengeçlik ederek telefonların bu özelliğini kullanmıyoruz. Sonra ne mi oluyor: “Canim nasilsin? Barıs hosgeldin. Karnim cok agriyor.” gibi yazımlarla Türkçe lime lime doğranıyor. Dili bu şekilde kullanan birinden elbette ki “de” bağlacını ayrı yazmasını falan beklemiyoruz. Şahsî kullanımları bir kenara bırakırsak bazı internet sitelerinde de maalesef aynı durum söz konusudur ve bilgi arayan biri için bu şekilde yazılmış bir metni anlamak oldukça güçtür. Bu karakterler ile ilgili başka bir sorun ise maddeler hâlinde yazdığımız bilgilerin a, b, c, d ,e şeklinde sıralanmasıdır. ÖSYM’nin yaptığı sınavlarda dahi bu böyledir oysaki bizim alfabemizde c ve d arasında ç harfi bulunmaktadır. Harflerle ilgili başka bir sıkıntı ise uzun seslilerdir. Şapkalı dediğimiz harflerin, şapkalı yazılmamasıdır. Anlam farklılığına yol açan birçok kelime aynı yazılmaktadır: adet (sayı), âdet (gelenek, alışkanlık); hala (babanın kız kardeşi), hâlâ (henüz) gibi. Dilin en büyük işlevi kendimizi tam ve eksiksiz ifâde edebilmek, karşıdakini de tam ve eksiksiz anlayabilmekse yazarken de konuşurken de dilin imkânlarını sonuna kadar kullanmak zorundayız. Ana dilimizin kurallarını hiçe sayarak onu hunharca kullanırken, öğrenmeye çalıştığımız yabancı dili kurallarına uygun konuşamayız. Hata yaparız diye korkumuzdan anlıyorum ama konuşamıyorum diyoruz. O dilin kuralları kural da Türkçemizin kuralları kural değil mi?

Söylemekten belki de usandığımız başka bir husus da “Msn Türkçesi” dediğimiz, ünlü harfleri yazmadan kelimeleri kısaltarak yazma alışkanlığımızdır. Bu öyle bir hâl almış ki not alırken bile güya pıratik olsun diye “Mhmt Akf Ersy” gibi yazımlar görebiliyoruz. Bu belâ dilimizde, cep telefonundaki kısa iletilerin 160 karaktere kadar iki kontör daha fazlası için dört, sekiz kontör şeklinde ücretlendirilmesiyle başladı. Gençlerimiz daha az karakterle daha çok şey anlatıp az para ödeyebilmek için bunu alışkanlık hâline getirdiler ki bu şekilde konuşmadıkları dili bu şekilde yazmaya alıştılar. Aşağıdaki karşılıklı konuşmaya bir bakalım:

 

Msn Türkçesi                      Günümüz Türkçesi

Osman: hi                               Osman: Merhaba

Esin: slm                                 Esin: Selam

Osman: nslsn?                       Osman: Nasılsın?

Esin: srnyrm                          Esin: Sürünüyorum.

Osman: ndn?                          Osman: Neden?

Esin: blmm öle                      Esin: Bilmem, öyle.

Osman: hmmm                     Osman: Anlıyorum.

Esin: sndn?                             Esin: Sen nasılsın?

Osman: ii nolsun                   Osman: İyilik işte, ne olsun.

Esin: ksr bkmn bn kçr         Esin: Kusura bakma, ben çıkıyorum.

annm çağryo                          Annem çağırıyor.

Osman: ok grsrz kib            Osman: Tamam, görüşürüz. Kendine iyi bak.

Esin: sn d cnm aeo               Esin: Sen de canım. Allah’a emanet ol.

Osman: optm                         Osman: Öptüm.

Esin: by                                    Esin: Güle güle (4)

Bu gençler başta âileleri tarafından, sonra da okuldaki öğretmenleri tarafından millî şuur ile şuurlandırılmadıkça dil konusunda hassâsiyet geliştiremeyecekler. Bu şekilde kısaltarak kullandıkları dil ile yazılmış kitaplar ve edebî eserler uzun gelecek, okumaya üşenecek ve okusa bile anlamakta zorluk çekecektir. Az kelime kullanmak, kullandığın kelimeyi de eciş bücüş bir duruma getirmek düşünce kıtlığına, tasavvur ve yorum yapamamaya götürecektir. Bu noktada okuldaki Türkçe ya da Türk dili ve edebiyatı öğretmenlerine büyük sorumluluk düşmektedir. Duydukları ve gördükleri her hatayı anında ve yerinde düzeltmekten yılmamalı, derslerde dilin önemini her fırsatta vurgulamalı, bir şekilde öğrencinin şuurlanmasını sağlamalıdır.

Yukarıdaki kısaltmalar kısaltma değil, dilin katledilmesidir. Kısaltma: Bir kelimenin, terimin veya özel adın, içerdiği harflerden biri veya birkaçı ile daha kısa olarak ifâde edilmesi ve simgeleştirilmesidir.(5) (TDK, TBMM, km, kg, vb) Türkçede kısaltmalarla ilgili kurallar bellidir fakat kısaltmalardaki harflerin İngilizcelerini söylemek, dilimizin yine başka bir yönden aldığı darbedir. Kısaltma harflerinin tek tek okunması durumunda harfler Türkçe okunmak zorundayken yine gençler arasında yaygın bir şekilde harflerin İngilizcesi okunur. Harfleri Türkçe okuyanlar ise garipsenir. Bunun sebebi gençlerin grup içinde kabul görme, özenme ve bu kısaltmalara sebep olan isimlerin karşılığı olan nesnelerin teknoloji yoluyla yabancı ülkelerden gelmesidir. Burada bu nesnelere Türkçe isimler ve kısaltmalar bulmak gerekmektedir. Bu yapılırken de halkın kullanabileceği, Türkçenin ses özelliklerine uygun karşılıklar oluşturulmalıdır. Bu yanlış okunuşlardan birkaç misal vererek doğrusunu kullanmaya gayret gösterilim:

 

Kısaltma        Olan                    Olması Gereken

CNN                  Si en en               Ce ne ne

DVD                  Di vi di                 De ve de

CD                     Ci di                     Ce de

MSN                  Em es en             Me se ne

PC                      Pi si                      Pe ce

TV                     Ti vi                      Te ve

SPSS                 Es pi es es           Se pe se se (6)

 

Bunlarla birlikte konuştuğumuz gibi yazma da başlıca bir sorundur: “bi de, bişi, dimi, yazıyo, drs, öle (öyle), dio (diyor), msj (mesaj), bnce, zmn, snn (senin), bnm (benim), böle (böyle), ii (iyi), gb (gibi), olum (oğlum), yktr (yoktur), tartşmk (tartışmak)…”(7) Köylü gibi konuşup yazma diye Türkçenin zenginliği olan ağızları küçümseyenler, konuştukları gibi yazdıklarında ortaya çıkan manzara şu şekilde olmaktadır:

-Süper yawww özellikle şu ilki koptum yahu tmm gelişimini geçirince haber ver.

-Ne adamsın bi cafe sölemedin

-Ne o? Bi çağrı attık sen 2 attın altta kalmam diosun.

-Olum işin mi yok git yat yaww

-Zaten öss maduru bir genciz burda

-Ne oldu ya şimdi kasma kendini bu kadar

-İi be ne olsun kanka (8)

 

Türkçe bazı istisnâlar dışında yazıldığı gibi okunan bir dildir fakat konuşulduğu gibi yazılan bir dil var mıdır bilemiyorum. Buna benzer başka bir durum da Türkçe harf yerine nedense alfabemizde olmayan harfleri kullanmaktır: “var—war, qimse—kimse”. Hangi nedenle yapılırsa yapılsın bu hatalar dilimize büyük zarar vermektedir. Bu dili bu şekilde kullanan insanlar, gelecek kuşaklara dilin kullanımını doğru bir şekilde aktaramayacaklar, az ve yanlış kelimelerle düşüncelerini kâğıda ve söze dökemeyeceklerdir. Bu hem birçok anlaşmazlığa sebep olacak hem de dil ile üretilen eserlerin kalitesini ve sayısını düşürecektir.

Yazarken de konuşurken de dilimize yapılan en büyük vefâsızlık ise birçok çabaya rağmen, kelimenin Türkçesi varken İngilizcesini kullanmaktır. Günlük dilde birbirimizden duya duya dilimize yapışan birçok İngilizce kelime mevcuttur. Bunlardan ilk aklımıza gelenler: güle güle, hoşça kal, Allah’a ısmarladık yerine “bye bye”; lütfen, ricâ ediyorum yerine “please”; teşekkür ederim, sağ ol yerine “thanks”; tamam, olur, pekâlâ, peki yerine “ok” gibi kullanımlardır. Dilimizde birden fazla ve daha güzel karşılıkları varken tek kelime ve tek seçenek olarak İngilizcesini kullanmanın bahânesi olamaz. Bunlar en sık ve dikkatten kaçanları… Bir de bunun Türkçesi var mı acaba diye düşündüklerimiz var ki elbette Türkçesi var:

 

Web—Ağ                                                           Viraj—Dönemeç

Transparan—Saydam                                Selfie—Öz çekim

Trekking—Dağ Yürüyüşü                         Statik—Durağan

Printer—Yazıcı                                              Online—Çevrimiçi

Prodüksiyon—Yapım                                Dowland—İndir

Deep Freeze—Derin Dondurucu            Vizyon—Görüş

Dejenerasyon—Yozlaşma                        Konsept—Kavram

Deklarasyon—Bildirge                             Defans—Savunma

Dekont—Hesap Belgesi                              Dijital—Sayısal

Catering—Yemek Hizmeti                       Şov—Gösteri

Bariyer—Engel                                              Bodyguard—Koruma

Brifing—Bilgilendirme                             Trend—Eğilim

Absürt—Saçma                                              Adisyon—Hesap

Aroma—Hoş Koku                                      Kriter—Ölçüt

Medya—Basın Yayın                                 Antre—Giriş

 

Bu listeyi uzatmak mümkün fakat önemli olan listeyi uzatmak değil, bulunan karşılıkların dilde kullanılmasıdır. Teknoloji üreten değil tüketen bir ülke durumunda olduğumuz için yeni îcat edilen bir şeyin isminin Türkçe olmasını bekleyemeyiz. Dışarıdan aldığımız her teknik kelimenin karşılığını türetecek kapasite, dilimizde mevcuttur. Bu türetmeyi dilin kelime türetme kurallarına uygun ve söylenişi kabul görecek şekilde yapmak oldukça önemlidir. Bu işi Türk Dil Kurumu ve Türkçeye gönül vermiş dilcilerimiz büyük bir titizlikle yapmak zorundadır. Bulunan karşılıklar halk arasında kabul görürse yabancı isimleri unutulur gider (computer—bilgisayar, refrigeratör—buzdolabı). Bâzen böyle yaygınlaşan karşılıklar bulunamasa da kavramın ya da nesnenin ismi Türkçeye uygun hâle getirilebilir ki bu kelime de artık Türkçeleşmiştir(nardibān—merdiven). Bâzen de kelimelere bulunan karşılıklar kullanılmaz (klasör—sıralaç, kameraman—çekimci).

Kelime türetirken ve dili korurken dikkat edilecek hususları, bundan yüz dokuz yıl önce Ömer Seyfettin Yeni Lisan adlı makalede ortaya koymuştur. “Yeni Lisan Hareketi”ne göre Türkçe için yapılması gerekenler, günümüz için de geçerliliği korumaktadır. Tek fark günümüzde dilimizi etkileyen Arapça ve Farsça değil İngilizcedir. Onlar şöyle diyordu: Arapça ve Farsça gramer kuralları kullanılmamalı, bu kurallarla yapılan terkipler kaldırılmalı, Türkçeye girmiş Arapça sözcükler Arapça dil bilgisi değerlerine göre değil, Türkçedeki kullanışlarına göre dikkate alınmalıdır. Arapça ve Farsça kelimeler Türkçede söylendikleri gibi yazılmalı, başka Türk lehçelerinden kelimeler alınmamalı, İstanbul ağzı (konuşması) esas alınarak yeni bir yazı dili meydana getirilmeli, dil ve edebiyat doğu-batı taklitçiliğinden kurtarılmalı.”(9) Bu haklı dâvâ başarıya ulaştı ve tasfiyeciliğe kadar Türkçe oldukça başarılı bir şekilde sâdeleşti. Atatürk’ün tasfiyeciliğin dile zarar verdiğini görerek dile yerleşmiş kelimelerin dilden atılmasından vazgeçtiğini kaynaklar yazmaktadır. Atatürk, kendini gerçekleştirmiş bir insan olarak yaptığı hatanın farkına varmış ve tasfiyecilikten vazgeçmişken, onun ölümünden sonra Türkçeleşmiş nice kelime kökenine bakılarak dilden atılmıştır. Ne komiktir ki yerine kökeni yine Türkçe olmayan başka sözcükler yerleştirilmeye çalışılmıştır.  Bu çaba dilimize belki de en büyük zararı vermiştir. Birçok aydın bu harekete, yeni türetilen kelimelerin bir kısmının köklerinin belirsizliği, bir kısım kelimelerdeki kök ek uyumsuzluğu, dilden atılan yabancı kaynaklı sözlerin yüzyıllardır kullanıla kullanıla dilin ve hayatın her alanına girdiği, ayrıca bunların anlaşılmama sorununun olmadığı, özellikle Arapça-Farsça kaynaklı kelimelere karşı düşmanlık yapıldığı ve Batı dillerinden gelen kelimelere aynı tutumun takınılmadığı gerekçeleriyle muhâlefet etmiştir.(10)

Türkçemizi geçmişte korumaya çalışan, onu eserleriyle geliştiren birçok Türk Milliyetçisi aydın olmuştur. Bu sâyede dilimiz bugünlerde, yukarıda saydığımız birçok kullanım hatası ve tercih edilmemeye karşı dimdik ayakta durmaktadır. Dilin uğradığı saldırılara târihimizde dur diyen birileri çıkmış bâzen bir fermanla, bâzen bir sözlükle, bâzen bir makale ile dönüm noktası yaratmıştır. Dilimiz bugün de bu gidişata dur diyecek birilerini beklemektedir. Bizler yetişmiş ve yetişecek Türk Milliyetçileri olarak buradan haykırıyoruz: “DUR kardeşim! Bu dil bizim dilimiz.” Bebekken bu dilin ninnileri ile uyuduk, çocukken bu dilin masallarını dinledik, oyunlarımızda bu dilin tekerlemelerini saydık, gençken bu dilin türküleriyle sevdâlandık, bu dilin mânileri ile kalktık sahurlara, yaşlıyken bu dilin deyişleri ile öğüt verdik gençlere. Bu dili konuşanlara, sana bunları bırakanlara ve bu dili konuşacaklara, ilk kez senden duyacaklara borcun var. Bu borcu güle güle dururken bye bye diyerek ödeyemezsin. Unutma ne diyordu Oktay Sinanoğlu: “Türkçe giderse Türkiye gider.”

KAYNAKÇA

 (1) Sinanoğlu,O., Bye Bye Türkçe, Bilim+Gönül , s. 53

 (2) Hacıeminoğlu, N., Türkçenin Karanlık Günleri, s.23, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları

 (3) Türk, V., Türkçe Yazılar, Kurgan Edebiyat s.32

(4) Ulaş, A.H& Sevim, O., “İnternet Ortamındaki Türkçenin Genel Durumu”, Ekev Akademi Dergisi Yıl: 14 Sayı: 44 (Yaz 2010), s. 185-192

(5)https://www.tdk.gov.tr/icerik/yazimkurallari/kisaltmalar

(6) Ulaş, A.H& Sevim, O. “İnternet Ortamındaki Türkçenin Genel Durumu”, Ekev Akademi Dergisi Yıl: 14 Sayı: 44 (Yaz 2010), s. 185-192

(7) Ulaş, A.H& Sevim, O. “İnternet Ortamındaki Türkçenin Genel Durumu”, Ekev Akademi Dergisi Yıl: 14 Sayı: 44 (Yaz 2010), s. 185-192

(8) Ulaş, A.H& Sevim, O. “İnternet Ortamındaki Türkçenin Genel Durumu”, Ekev Akademi Dergisi Yıl: 14 Sayı: 44 (Yaz 2010), s. 185-192

(9) https://www.turkedebiyati.org/genc-kalemler.html

(10) Türk, V., Türkçe Yazılar, Kurgan Edebiyat s.144