Türkülerimizde yanmak, gönül ve gurbet kavramlarından sonra felek kavramını aralamak, aralamakla kalmayıp o kapının içerisinde bilinmedik yerler bırakmamak istiyorum ancak konu türküler olunca bu arzum pek mümkün olmuyor. Malumunuz türkülerimiz derya deniz… Felek kavramının diğer yazılarımızda olduğu gibi niçinini, nasılını ve türkülerin içerisinde uygulanış biçimlerini anlatarak ilerleyeceğim. Felek kavramının kelime anlamıyla besmelemizi çekip başlayalım.

Felek kelimesi Arapça kökenli olup “f-l-k” kökünden türetilmiştir. Kök anlamı olarak “dönmek, çevirmek” anlamına gelir. Çarh (çerh) kelimesi gök (gök kubbe, gökyüzü) felek ve çark anlamına gelir. Mecazen dünya, devrân, âlem, tâlih, baht, kader gibi anlamları içerir. “Felek sözcüğü mecazi olarak hoş vakit geçirmek anlamında felekten bir gün çalmak; düşkün, talihsiz anlamında felekzede; ümitsizliğe düşmek için feleğe küsmek, her türlü zorluklara uğramış tecrübe sahibi için feleğin sillesini yemek gibi ifadeler kullanılmaktadır” (Pakalın, 1946’dan akt. Çınar, 2009: 778). “Ayrıca yukarıdaki ifadelerin yanında feleği şaşmak, feleğin çemberinden geçmek (her şeyi görmüş geçirmiş), hükm-i felek (baht, talih, kader), felek düşkünü (bedbaht), felekten kâm almak (güzel vakit geçirmek), kahpe felek (yâr olmayan talih veya kader) vb. ibareler, birçok deyim ve atasözümüzde kullanılmaktadır” (Çınar, 2009: 778).

TRT repertuarında toplam 4189 türkü olmasına rağmen 4616 türkü taranmıştır. Geri kalan 373 türkü, yeni derlemeler yapıldığı için henüz yayımlanmamıştır. Bu repertuar içerisinde 117 adet felek kelimesi geçen türkü tespit edilmiştir.

Felek kelimesi geçen türkülerin bölgelere göre dağılımına bakıldığında;

İç Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgelerinde oranın fazla olduğunu tespit ediyoruz. Ülkemizin bu bölgelerinin kışı çetin geçer. İklimi zordur ve bu durum o bölgelerde yaşayan insanlara da çeşitli zorluklar getirir. Haliyle bu durum türkü yakma şekline de yansımıştır. Bu iki bölgenin genel olarak türküyü yakma şekli de bozlak, uzun hava şeklindedir. Felek kavramının işlendiği türküler daha çok kendini bozlakta ve uzun havada gösterir. Çekiç Ali, Sana Ne Yaptım Zalım Felek bozlağında şöyle söyler:

Girdim tünele dayalı kürek

Girdim içine de kan gölek gölek

Ben sana ne yaptım ey zalım felek

Daha amelenin biri gelmedi.

Nuri Sesigüzel’den Yükledin Üstüme Bu Gamı Felek uzun havasında ise şöyle söyler:

Yükledin üstüme bu gamı felek

Bunu götürmeye takatım mı var

Eller al geyinmiş bak bayram eder

Benim kara giymem hoşa mı gider.

Kültürümüzde, mecazî bir kavram olan ‘felek’e birbiriyle ilgili veya ilgisiz farklı alanlarda, farklı anlamlar yüklenmiştir. Bazı metinlerde; olağanüstü güçleri olan yaşlı bir adam veya acuze olarak tasavvur edilen felek, elinde bulunan çarkı çevirerek, insanların kaderini belirlerken bazen de insanlara özellikle âşık ve şairlere elinden gelen her türlü kötülüğü yapan, sevdiğinden ayıran, gurbet ellere savuran, öç alan, onlarla savaşan bir zalim, can almaya talip bir Azrail’dir. Kutadgu Bilig’de ise felek için zamane ve devran kelimeleri kullanılır. Aslında baktığımızda bu kavram milletimiz tarafından yaratılmıştır. Bir nevi ihtiyaca binaen icat edilmiştir. Peki neden?

Türkü yakmak deyiminde olduğu gibi acılarını sade ve samimi bir dille aktaran, içini döken ve yaşadıkları karşısındaki çaresizliğini feleğe mâl etmiş olan Anadolu insanı, bu türkülerle içini ferahlatmaya çalışmış, sorunlarını, dertlerini hep feleğe yansıtmıştır. Millî kültürde felek kavramını halkın dertlerinin atfedildiği anlam ve öneme sahip metaforlar içerisinde değerlendirmek mümkündür. Millî kültür dedik çünkü her milletin kendine özgü bir tanrı, evren, insan tasavvuru vardır. Her millet kendi inancıyla, değerleriyle görür, anlamlandırır ve anlar. Türk milleti isyan etmeyi hoş karşılamaz. Hem İslamiyet’in vermiş olduğu inanç silsilesiyle hem de kültüründen gelen anlam dünyasında insanın yaşadıklarına ve kaderine olan şikâyeti bir nevi isyandır. Allah’a isyan etmektir, kabullenmemektir. İnancımıza göre dünya bir sınav yeridir. Ezelden ebede giden bir yolda sadece duraklama yeri… Bizler bizim için yaratılan bu dünyayı güzelleştirmek için gönderildiğimize inanırız. Bu dünyada ne yaparsak Allah için yaparız. Her gelen şeyi Allah’tan bilir ‘vardır bir sebebi’ der her geleni anlamaya çalışırız. ‘Neden ben?’ diye illaki sorarız. ‘Ey Rabbim diğerleri değil de neden ben? Bana neden bunu layık gördün?’ diye gönlümüzden geçiririz çünkü insanız, melek değil! Allah bizim melek olmamızı isteseydi öyle yaratırdı ancak bizi, insan olarak yarattı, yani nefsimizle… Bunları tabi ki düşünürüz fakat düşünürken dilimize geldiği anda ‘Tövbe estağfurullah’ çekeriz. Allah’ın gücüne gider. İsyana girer deyip sözlerimizi geri alırız ama içimizdeki yangın da sönecek gibi değildir. Kendi elimizle de yapmış olsak, elimizde değilken başımıza gelmiş de olsa gelen acıyı içimizden atabilmek için bir şeye ihtiyaç duyarız. İsyan edeceğimiz bir kelime… Artık ekmek gibi su gibi ihtiyacımız olan o büyülü kelime bulunmuştur:

Kahpe felek…

Kim, diye sordum çünkü bir insan gibi çıkıyor karşımıza. ‘Bari felek ben yüzüne söyleyim’ denildiğine göre yüzü var. Türkünün sonraki dizelerinde, ‘Aman felek sohbetini neyleyim’ dendiğine bakılırsa kendisiyle oturulup sohbet de edilebiliyor. Bir başka türküde doğruluyor yüzü olduğunu. Şu felek yüzüme gülmeyiversin / her gün başka gülen yüzlerin yeter. Yine bir başka türküden öğreniyoruz ki elleri de var. Dest-i gaddar-ı felek aldı da can yoldaşımı / Koydu hummalar içinde şu çilekeş başımı derken sözü edilen ‘feleğin acımasız eli’.

Kimi zaman kambur oluyor, kimi zaman ‘kahpe’ diye niteleniyor. Tıkır tıkır işleyen düzeni bozuyor, pişmiş aşa su katıyor: Bir sevda geldi başıma / Felek su kattı aşıma. Bir de acımasız ki! O kadar olur! Ben feleğe neylemişim, beni her bahar ağlatır, diye yakınılan o! Dil şad olacak diye kaç yıl avuttu felek diye gönülleri aldatan o. İnsanlara acı çektirmek için elinden geleni yapıyor. Gurbete düşürüyor: Ben ne kusur ettim sana ey felek / Diyar-ı gurbete yar ettin beni. Dokunduğu her şeye üzüntü, keder, hüzün bulaştırıyor:

Bugün benim efkârım var zarım var / Değme felek değme, değme gülüme benim.

Kırk yılın başında Eşi yoktur bana bir sevgili vermiş ki felek / Civelektir, civelektir, civelek, dendiği oluyorsa da buluşmalar, kavuşmalar Mevlam seni bana versin, denerek, Tanrı buluşturacak mahşerde ikimizi, denerek Allah’tan isteniyor. Felek hiç iyi şeyler vermiyor, hep kötülük peşinde. Gerçi başa gelenlerin, acıların, çilelerin dünyanın adaletsizliğine bağlandığı Adaletin bu mu dünya / Ne yâr verdin ne mal dünya, kaderden bilindiği de Çekerim her cevri sineye kaderdir diyerek olmuyor değil ama genellikle bütün kötülükler feleğin başının altından çıkıyor: Bitmez çilelere düşüren Ben küskünüm feleğe / Düştüm bitmez çileye, dert üstüne dert veren Bilmem feleğin kastı ne / Dert verdi derdim üstüne, insana her kötülüğü yapan Felek beni kul eyledi / Yaktı yıktı, kül eyledi hep o. Zulmettiği yetmiyor gibi Âlemde felek zulmedecek bir beni seçti dendiğine göre bir de seçiyor zulmedeceği kişiyi.

Gerçekte felek diye bir şey yoktur. İnsanlar çaresiz durumlarda kaderlerinden şikâyet edecek yerde kabahati feleğe yüklerler ancak bizim türkülerimize bakıldığında, Allah ile felek arasında adeta bir iş bölümü var. Kötülükleri, acıları, belaları Allah’a bağlamak günah! Ne yapmış halk zekâsı? İçini boşaltacağı, öfkesine hedef seçeceği başka bir varlık icat etmiş. İyilikleri Allah’tan beklemiş, kötülükleri feleğe bağlamış. En açık örneğini yine bir türküde bulabiliriz. Sevgilinin ölümü Allah’a değil, feleğe bağlanıyor; merhamet ise felekten değil, Allah’tan isteniyor: Aldı felek, çaresi yok, acısın Allah bana. Bizler bu hayatın filizlenmek isteyen tohumlarıyız. Kimimiz sulanıyor, kimimiz kurumamak için var gücüyle savaşıyor. Kimimiz birkaç damla yağmur suyuyla, kimimiz özel bir bakımla bakılsak da böcekleniyor, kuruyoruz. Bu dünyada başımıza gelenler can suyumuz dersek pek de yanlış bir şey söylemiş olmayız. Başımıza gelenleri felekten bilirken onlarla beslenip yeşerebilme ihtimalimizi yok saymayalım. Hayatımızı isyan ederek değil güzel milletimizin yarattığı felekle dertleşerek ama yaşadıklarımızdan hep ders alarak yaşayalım. Bu kadar ince düşünen bu necip milletin varlığına şükrederek sözlerimi tamamlıyor, sizlere çok sevdiğim Hemşerim Sabahat Akkiraz’ın yaktığı Değme Felek türküsüyle veda ediyor, sizleri Allah’a emanet ediyorum.

Hazan yeli değdi dost dost günüme benim

Değme felek değme değme telime benim

Değme zalım değme değme telime benim

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.