BİR SANCAK, BİR FETİH VE BİR ŞEHZÂDE: SÜLEYMAN PAŞA

Dağlar düzlük, tepeler ova olmuştu İslâm’ın sancaktarlarına. Orhan Bey baba olmanın şükrü ile atını çatlatırcasına sürüyordu Söğüt’e doğru. Nihayet vardıklarında yeniden nefesine kavuşmuş gibi ağlamaya başladı, evlâdı babasının kollarında. Allahu Ekber! Allahu Ekber! La ilahe İllallah… ”Senin adın Süleyman olsun” deyiverdi şehzâdesinin kulağına. ”Ömrün uzun, bahtın açık, kılıcın keskin, alnın dik olsun Süleyman. ” Orhan Bey, her Osmanlı sultanı gibi ilk göz ağrısının yiğit bir şehzâde olacağını düşlerdi elbet ama o dahi Süleyman’ın büyüdükçe gösterdiği cesaretler karşısında ne diyeceğini bilemezdi bazen. Medresede gördüğü eğitim devam ederken kılıç talimlerine başlayacağı yaşa…

Devamı