Abide Şahsiyetlerden Aralık 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

MUNZUR SUYU SÜT AKMIŞ

Munzur dağı, Kemaliye’den Başpınar köyüne, Başpınar’dan Yeşilyazı’ya bir üçlü çizerseniz aşağı yukarı ortasında kalır. Diyeceğim Munzur bu üç yerden de görünür, daha başka yerlerden, çok ötelerden bile de görünür ya, ille bu üç yerden daha bir heybetli bakar durur. Böyle kaşları çatılmış mı gizliden gülümsediğini belli etmiyor da gözlerini belertip duruyor mu ne? Aslını ararsanız Munzur dağı yumuşak mı yumuşak, içli mi içli, gözlerden ırak bir köşede yeyip içmeyi, oturup kalkmayı hele hele başını dinlemeyi sever fukaradan, yoksul bir Türkmen dervişi gibidir. Öyle de neden bu heybet, neden bu çatak…

Devamı
Abide Şahsiyetlerden Kasım 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

ANADOLU SÜTÜ

Oğuzlar, Diyar-ı Rûm’a ayak basıyorlardı. Kudretli Oğuz atlıları, ilkin Diyar’ı Rûm’un doğu ucunda görünmüştü. Batıya doğru bilmedikleri ama hissettikleri, daha hiçbir yerini görmedikleri ama baştan başa yüreklerinin sıcaklarında duydukları bu bütün toprağı uzaktan ve şimdilik sanki kokluyorlardı. Buğulu yeşil kokuların ardında yüzyıllar sonrasının mutlu düşü mü vardı ne? Diyar-ı Rûm, henüz doğmuş bir çocuk gibi yumuk, içinde bir yeni dünya hayatı ve gözlerinde bütün bir beşeriyet gibi aziz bir tebessümle henüz doğmuş bir çocuk gibi delişmen… Ağrısı’ndan Tendürük’üne, Nemrud’undan Süphan’ına varıyor; Toroslar’ın ucunda Erciyes’e kayıyor ve Bursa’da Ulu bir dağda…

Devamı
Abide Şahsiyetlerden Ekim 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

ZİLE’DE EDÂ EDİLEN HAC

Zile’de, bir kıyı mahallede, derme çatma küçücük kapısı bir çöplüğe bakan, bir fakir ev vardı. Bir yaşlı kadın, yarı kötürüm yarı hasta ama hep başkalarının derdinden dertli, başkalarının acısından acılı bir yaşlı kadın bu fakir evde otururdu, oğlu demirciydi. Kadının demirci olan oğlu evlenmemişti. Üç kuruş kazandıysa üç kuruş; beş kuruş kazandıysa beş kuruş ne geçerse eline, yarısını bir köşeye saklardı, öteki yarısıyla da anasının ve kendisinin eğer arttıysa da kalanıyla kendilerinden daha yoksul kişilerin karnını doyururdu. Yıl 1783 idi ve sıcak bir yaz Zile’yi kasıp kavuruyordu. Ekinler kurumuş; toprak…

Devamı
Abide Şahsiyetlerden Eylül 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

MAGOSA’DA BİR ER VARDI UYKUSUZ

Şu aşağıda okuyacağınız Magosa Efsanesi’ni ilkin, oluş halinde görenler; bu efsanenin içinde yaşayanlar, savaştan sonra anlattılar. Ve bunu Kıbrıs’ın ilk Kur’a Reisi Miralay Şükrü Bey duydu. O, oğlu Mustafa Efendi’ye, Mustafa Efendi de oğlu Şevki Bey’e nakletti. Şevki Bey oğlu Mustafa’ya, Mustafa da kızına anlattı. Mustafa Bey’in kızı iyi yetişmiş, terbiyeli ve görgülü bir hatundu. Bütün Kıbrıslı kadınlar gibi uzun kış geceleri, oğullarına kızlarına, yaşları ilerlemiş ise torunlarına hâlâ her ne yana baksan 1571 yılının o coşkun, o heyecan dolu taze günlerinin arzusu duyulan efsanelerini anlatırdı. Bu görgülü hatun, Magosa…

Devamı
Abide Şahsiyetlerden Ağustos 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

KAVAK KAVAKTAN UZUNDUR

Yıllar,  ama çok, pek çok yıllar önce; bizden, hatırlayamayacağımız kadar çok önceleri yaşatmış olan kişilerden de yıllarca önce, ağaçlar, henüz bizim bildiğimiz çam, meşe, palamut, kayın, gürgen, ardıç gibi adlarla daha adlandırılmadığı bir çağda Kara Kavak adında bir kadın yaşarmış. Adı Kara Kavak, cinsi kadınmış ama gel gelelim bir yaman büyücüymüş. Ve bu büyücü Kara Kavak adındaki kadının da Ak Kavak adında ayın on dördü bir kızı varmış. Ne var ki, Kara Kavak cadı mı cadı, gönlü kara kambur ve çirkin imiş; hiç kimsenin iyi ve mutlu olmasını istememiş ve…

Devamı
Abide Şahsiyetlerden Temmuz 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

EKMEĞE SAYGI

Yıl 1550 miydi, yoksa 1650 mi ne iyice bilmiyorum; Kayseri’de çok zengin bir adam yaşıyordu. Enine boyuna, sağlam yapılıydı. Bütün hayatınca bir kere bile öksürmemiş idi; daha başının ağrıdığı duyulmamış, dişlerinin bir teki bile çürümemiş, gözleri, ışığından bir damla yitirmemişti. Yaşı elliyi çoktan geçmiş, altmışa merdiven dayamıştı. Zenginliğini ölçmeye insan dili yetmezdi. Böyle bir kişinin hiçbir şikayeti olmaması gerekirdi. Aslında bu adamın da bir şikayeti yoktu. Kimseye bir kötülük etmediği, daima haramı helali gözettiği, uçsuz bucaksız topraklarında çalışan en yoksul bir kulu bile incitmeyip emeğini fazlasıyla verdiği için düşmanı da…

Devamı
Abide Şahsiyetlerden Haziran 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

ZAFER KİMİNLEDİR?

Sultan Murat Han erleri, dalga dalga bölükler halinde yola düzülmüştü; küffâr üstüne doğru kaçan doğru akan bir dolu nehir gibiydi. Sessiz, sakin fakat gücü içten içe alevlenen bir korlu ateşti her bir er. Kurulu bir zembereğin, sımsıkı ve hazır, fırlama ve boşalma ânının gösterişsiz bekleşi içinde yürüyordu. Düşman henüz uzaktaydı. Uzaklar, bir sıkı yürüyüşün sonunda en yakın olabilirdi. Ama, şimdilik orduyu, böyle bir sıkı yürüyüşe zorlamanın gereği yoktu. Düşman daha yaklaşmalı, asıl yurdundan daha uzaklaşmalı, Türk kentlerinde, kolay kazanılmış bir zaferin sarhoşluğu ile uyuşmalıydı. Ve birden Türk çerilerini görüp o…

Devamı

SULAR ORADA BURUN OLDU

Bu efsane, Şarköy ile Gelibolu arasında söylenir; bir burunun, İncir Burnu’nun efsanesidir. Bir çoban vardır; Şarköy ile Gelibolu arasındaki deniz kıyısı köylerinden birinde yaşamıştır. Asıl adı unutulmuştur; çok uzun ve çok kaba olan burnundan dolayı bu çobanın adına halk “Burun” deyip çıkmıştır işin içinden. Çirkindir bu çoban; ufak tefektir. O zamanki okulların hiçbirine gidememiştir. Yoksul bir ana-babanın oğlu olduğu için, burnunun çirkinliğinden utandığı için, ufak tefekliği yüzünden öteki haşarı çocukların can acıtıcı şakalarından korktuğu için artık neye yorarsınız yorun okula gidip de iki kelime öğrenememiştir. Bildiği bir tek harf vardır:…

Devamı
Abide Şahsiyetlerden Nisan 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

BENDEN BAŞKASI YANMASIN

Van’ın Ahlat ilçesinde bir yoksul kadın yaşardı. 1681 yıllarında; bir kızı vardı yeryüzünde, başka kimsesi yoktu. Belki yüz okka gelirdi ağırlığı, belki daha çok; iri mi iri bir kadındı, kızı da zayıf mı zayıf idi. Yedikleri aş bir avuç darı ve ısıtılmış mısırdı; eşten dosttan, sağdan soldan iyiliksever insanlardan gelen yiyecekler ne ise kursaklarına o girerdi. Bu yoksul kadın, bu az yiyecekten de şişmanlardı… İçtiği sudan, aldığı havadan da. Bir gün geldi ki, şişmanlıktan yürüyemez, yerinden kımıldayamaz oldu. Öyle iken, yine de Tanrı’ya şükrederdi: ”Ulu Tanrım beni sevdiğinden böyle şişmanlatıyorsun……

Devamı
Abide Şahsiyetlerden Mart 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

İÇİ ALTIN DOLU KUŞAK

Ulu Hünkâr, İstanbul’da, Atmeydanı’nda, çocuk şehzadelerini sünnet ettiriyordu. Bize bu efsaneyi anlatan yaşlı İstanbul efendisi, Ulu Hünkâr demiş, hünkârın adını vermemişti; biz de vermiyoruz. Zaten önemli olan ne o Ulu Hünkâr’ın kimliğidir, ne de sünnet olan şehzadelerin adlarıdır. Gören göz ve anlayabilen gönül, Hünkârların ötesini görür ve anlar. Atmeydanı’nda çadırlar kurulmuştu; kazanlar kaynıyor, gönüller bir mutlu İstanbul gününü daha yaşayabilmenin huzuruyla doluyordu. Ve bir yanda, Ulu Hünkâr’ın huzurunda ünlü oyuncular bütün hünerlerini, marifetlerini ve bütün güçlerini ortaya koyuyorlardı. Boy boy, sıra sıra, türlü türlü hünerler –her biri Ulu Hünkâr’ın ayrı…

Devamı