Temmuz 2019 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2019 

RUMELİ’DE BİZDEN NE KALDI?

Hasip SAYGILI Değerler üzerinden hamaset yaparak göz ve gönül yoran, insana hiçbir şey kazandırmayan kitapların arasına bu bahar cemre gibi düştü Hasip Saygılı’nın “Rumeli’de Bizden Ne Kaldı?” adlı eseri. Suya sabuna dokunan yazılarıyla hem geçmişin hem bugünün bir hesabını yapan yazar, geleceğe dair ümitlerini ve ümitsizliklerini de dile getiriyor. Hasip Saygılı bu eserinde Kosova’da görev yaptığı yıllardaki gözlem ve tecrübelerini okura aktarıyor. Bunları yaparken haklıyı ve haksızı yer yer isim de vererek gösteriyor. Kitabı en akıcı kılan yanlarından biri yazarın bizzat yaşadığı anekdotları yerli yerinde aktarması ve anlattığı olaylara ilişkin…

Devamı
Ağustos 2017 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2017 

Selanik İçinde Sala Okunur Kitabına Dair

Roman türündeki eser, kitabın kapağında da yer alan ifadeyle, en özlü şekilde ifade edilmiş: “Öncesi ve sonrasıyla; sebepleri ve sonuçlarıyla, Balkan Savaşı’nın kısa ve hüzünlü tarihi” ni anlatıyor.” Mostar Tarih Romanı Yarışması’nda birinci olan kitap, tarihî roman alanında, Balkan Savaşlarına ilişkin eserlerin fazla olmaması da göz önüne alındığında, daha da değer kazanıyor. Tarihî romanlar toplum hafızasını tazelemek ve hatta onu inşa etmek açısından çok mühim rol oynarlar. Çoğu kişi tarih kitaplarını okumaktan sıkılırken, bir kurguyla ilgi çekici hale getirilen romanlardan keyif alıp tarihî olayları öğrenebilirler. Hatta ilginç şekilde romanlardan ve…

Devamı
Mayıs 2018 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2018 

DERDİMİZE ÇARE: REYHANÎ

Türkler Türkistan bozkırlarının bağrından koparak akın akın Anadolu’nun aydınlığına ve bereketli topraklarına koşarken sırtlarında gözü yaşlı balaları, önlerinde verimli otlaklara muhtaç cılız sürüleri ve altlarında gümrah nehirlerde sulama hayali ile yanıp tutuştukları doru, kır, yağız atları vardı. Ancak menzile taşıdıkları bunlardan ibaret değildi. Yüreklerindeki sevdalarını, dertlerini, hasretlerini ve atalarından miras törelerini de beraberlerinde getiriyorlardı. İşte bu taşınanlar arasında ya bir heybede yahut bir oymalı ağaç beşiğin kıyıcığında Anadolu’ya ulaşan Türk’ün sesi ve sözü de vardı. Bu öyle bir sesti ki bir kez dokunduğu, bir defa olsun titrettiği yerden söküp atılması…

Devamı