Mayıs 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

ÇALIŞACAĞIZ…

Ne zaman bir sohbet ortamı oluşsa söz dönüp dolaşıp ülkede ters giden bir konuya takılır kalır. Kendi zihin yapımıza ve sosyo-ekonomik yaşantımıza göre de yakındığımız konular çeşitlenir. Kimi zaman pahalılıktan, hükümet politikalarından; kimi zamansa toplumdaki yozlaşmadan dem vurur, aslında olması gerekeni söyler dururuz. Bu kanaatlere ise yaşadığımız olayları aklımızın ve vicdanımızın süzgecinden geçirmek suretiyle düşünerek varırız. Düşünme yetisi insanı diğer canlılardan üstün kılan yegâne özelliktir. Bizler düşünerek çevremizde olup bitenleri anlamlandırmaya çalışır ve anlamlandırabildiğimiz ölçüde kendimize uzun veya kısa vadede hedefler, ülküler belirleriz. Ve artık; bizlere rahatsızlık veren, vicdanımıza sığdıramadığımız,…

Devamı

SULAR ORADA BURUN OLDU

Bu efsane, Şarköy ile Gelibolu arasında söylenir; bir burunun, İncir Burnu’nun efsanesidir. Bir çoban vardır; Şarköy ile Gelibolu arasındaki deniz kıyısı köylerinden birinde yaşamıştır. Asıl adı unutulmuştur; çok uzun ve çok kaba olan burnundan dolayı bu çobanın adına halk “Burun” deyip çıkmıştır işin içinden. Çirkindir bu çoban; ufak tefektir. O zamanki okulların hiçbirine gidememiştir. Yoksul bir ana-babanın oğlu olduğu için, burnunun çirkinliğinden utandığı için, ufak tefekliği yüzünden öteki haşarı çocukların can acıtıcı şakalarından korktuğu için artık neye yorarsınız yorun okula gidip de iki kelime öğrenememiştir. Bildiği bir tek harf vardır:…

Devamı
Mayıs 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

O SON 45 YILI BİLMEK HAYATTIR, BİLMEMEK ÖLÜM

ASLA YENİLMEYECEKSİN Selçuklular, “Afrika dışında bütün İslam dünyası” denebilecek büyüklükte bir coğrafyaya egemen oldular. Çağrı Bey Anadolu’ya akarken (1015),Oğuzların Kınık boyundan Selçuk Bey’in Müslüman oluşunun üzerinden yarım asır bile geçmemişti. Sultan Alparslan, hurdahaş olmuş Anadolu kilidini kılıcının ucuyla Malazgirt ovasına fırlattığında, yıl 1071’di. Bu zaferden sonra Anadolu’da kurulan Türk devletlerinden biri de Anadolu Selçuklu Devleti’dir. Anadolu Selçuklu Devleti, Moğol istilası yüzünden yıkılmaya yüz tuttuğunda, fatih ve bilgin Türkmen Beylerinin çevresinde oluşmuş Anadolu Beylikleri, çok canlı ve gürbüz birer egemenlik merkezi olarak ortaya çıktılar. Anadolu Beyliklerinde hayat, o çağların çok ötesinde…

Devamı

HOCA AHMET YESEVİ HAZRETLERİNİN TÜRK MEDENİYETİNİN ZİHNİ TEMELLERİNE KATKISI

Bu yıl Yesevi hazretlerinin vefatının 850. ve onu Türkiye’de akademik olarak ilk tanıtan Fuad Köprülü’nün vefatının 50. yıl dönümüdür. Geçtiğimiz yıl Kasım ayında yapılan BM UNESCO Genel Kurulu’nda Türkiye’nin teklifi, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan’ın destekleriyle bu iki yıl dönümü, 2016-2017 anma programına alındı. Biz de bu münasebetle Yesevi babayı gücümüz yettiğince anlatmaya çalışıyoruz. Onun yaşadığı yıllar büyük ihtimalle M.S. 1093-1166 arasıdır. Hoca Ahmet Yesevi, Buhara’dan Yese (bugün Kazakistan sınırları içinde bulunan Türkistan şehri) şehrinde, Türkçe yaptığı sohbetleri ve Türkçe yazdığı Hikmetler adı verilen şiirleriyle göçebe Türk topluluklarına İslamiyet anlatmıştır. Böylece…

Devamı
Mayıs 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

SÖZDEN SEVGİYE UZANMAK

Söylenen, tutulan, edilen, gelinen; en önemlisi de alınıp verilen ticarete dökülmüş bir durum varsa ki çoktur, başta da söz vardır dediğimiz vakit gerçekçi bir yaklaşım sergilemediğimiz iddiasında akl-ı selimle hareket eden kimse bulunamayacaktır. İnsani ilişkilerin tekâmülünün olması için söz ticaretinin özenle gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu özen gösterilmediği vakit ortada ne güven kalır, ne saygı ne de sevgi… Saygı ve sevginin yanında güven biraz eğreti durmuş olabilir. Bu durum ikili kullanımdan ötürü pek tabidir. Lakin güven; saygı ve sevginin başıdır. Nasıl ki bir yapıya uzaktan baktığımızda genellikle en belirgin ve olmak istenilesi…

Devamı

GÖNLÜN ARADIĞI

İnsan dünyaya sadece gülüp eğlenmek, yemek içmek gibi basit içgüdülere boyun eğmek için gelmemiştir. Ve kişi milletin ebedi bekasını sağlamak, milleti en ileri medeniyete, refaha ulaştırmayı kendine bir hedef edinip bu ülkü uğruna canını, malını ortaya koymaya çekinmediği müddetçe insan olduğunun, boş yaşamadığının farkına varır. Fert ve cemiyet olarak, madde ve mana arasında sıkışıp kalan, bocalayan milletin dünya hayatını maddeden öte manaya ulaştırarak selamete erdirebiliriz. Ve işte bu yolda ilerlerken üzerine konuşacağımız konu davaya ve dava arkadaşlarına beslenen sevgi ve samimiyet üzerine olacaktır. Sultan Alparslan’ın Malazgirt Zaferi öncesi cuma vaktinde:…

Devamı
Mayıs 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

YAŞLANMADAN YAŞAMAK

Ülkücülük; Serdengeçti edebiyatı yapmak değil, serden geçebilmektir, geçmektir. Peki, bu nasıl olur? Öncelikle, ülkücülük gelip geçici bir heves değildir. Ufkun sonunun daima ileride olduğu gibi, bir olmuşluk sendromunun yanından geçemeyeceği kadar da büyük bir sorumluluğa sahip olmaktır. Ülkücü, hayatının belli dönemlerinde bir çaba içinde olup ömür boyu bununla övünen değildir. Dolayısıyla “geçerken ateş aldı ” deyimi bizlere yabancıdır ki yaptığımız iş, yüklendiğimiz sorumluluk ve misyon her ne kadar büyük olursa olsun geçerlidir bu. Peki, gel gelelim ülkücü olmaktan da zor olan yere; ülkücü kalmanın, bu aşkın, ateşin bir ömür boyunca…

Devamı
Mayıs 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

KAVUŞMAYI ÇOK İSTEDİĞİ “YILDIZLAR”INA GİTTİ!

“Hep böyle susuşumuz bizi öldüren,              İçimizde kalışı cümle kayguların…  Her yerde konuşsak,  Her zaman gülsek, Acunda ölmesek ölmesek…” Dilaver Cebeci   Çocukluğundan beri yıldızlarla konuşmak için çok çırpınırdın. “Bu göz kırpmaktan özge marifetleri olmayan” bir “gece şöyle dudaklarını kıpırdatır gibi” olan yıldızlar, “O kadar uzakta idiler ki, seslerini duyurmak için çok bağırmaları” gerekiyordu. Sen onları duyduğun zaman herkes duyacaktı;  “O zaman neye yarar?”dı. Herkes onların seslerini duymadan, sen yıldızlara tez kavuşmayı istedin. Felek! Hala arayışlar içinde çırpınan, yolunu kaybetmiş, eskiden gitmiş olduğu yolu bile…

Devamı
Abide Şahsiyetlerden Mayıs 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

AYDININ BÖYLESİ

Bizde acayip bir aydın tipi vardır. Fikir ve vicdanı hür olması lazımken, dört tarafı duvarlarla çepeçevre sarılı bir fikir avlusunda hapsedilmiş gibidir. Böylesi aydınlar fikirlerinde ve hareketlerinde her nevi taassuba karşı olduklarını göstermek isterken, Ortaçağ’ın Hristiyan tarikatlarında ancak görülebilen katı bir dogmatizmin içinde olduklarını fark etmezler bile. İdealleri, sonunun nereye dayandığını bilmedikleri acayip bir formüldür. Ama bu yolun kendilerini nereye götüreceğini de bilmezler. Kalıplaşmış ilahilerinde millet ve din şeytaniliğin, taklitçilik ve gayesizlik rahmaniliğin sembolüdür. Putları ve azizleri vardır. Fakat onları da iyi tanımazlar. “Aydının böylesine kızılmaz mı?” diye sorarsanız, size…

Devamı
Mayıs 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

SEVMEYİ BİLMEK

Kim kendini sonuçsuz bir beklemeye mahkum edebilir ömür boyu? Bizler kendimizi sonuçsuz bir beklemeye mahkum etmedik. Hak bildiğimiz yolda sonuna kadar mücadele etmeye ant içtik ve başaracağımıza inandık. Yılmayacağımızı ve asla yıkılmayacağımızı söyledik. Bu yol sonsuz değil elbet. Yolu bitirip davamızı kazanacağız. Fakat adım attığımız bu yol dikenli hatta jiletli. Yaralamaya çalışanlar, yıkmaya çalışanlar hatta inandığımız tüm değerleri yok sayıp davamıza hayal diyenler oluyor. Daha da fenası bunları diyenler bir zamanlar bizim oturduğumuz sıralarda oturmuş, okuduğumuz kitapları okumuş, aynı marşları aynı türküleri söylemiş, bu yolda yürümüş insanlar. Fakat onlar yeminlerini…

Devamı