Nisan 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

TÜRK MİLLETİNİN CEHALETLE ve HAİNLİKLERLE İMTİHANI DEVAM EDİYOR (2)

ÖZERKLİK İSTEYEN OLİGARŞİLER*                 Her gün malûm kişilerin bir şey söyleyip günlerce medyada bunu tartıştığımız bir ülke olduk. Her gün yeni bir gündem. Türkiye böyle bir mekân ve zaman diliminin baş temsilcisi oldu. Durum ilginç olduğu kadar tehlikelidir. Çünkü problemler ve tehlikeler, bilerek bilmeyerek gizlenmiş olmaktadır. Memleket bölünmeye giderken; çok zengin ile çok fakir, şımarıklarla çöplükten yiyecek toplamaya çalışanlar bir arada yaşamaya devam ederken ve gittikçe uçurumlar artarken; milli kültür gittikçe bozulurken; halka sunulacak olan şeylerin ruhunu sadece reklamlar teşkil ederken; yeni nesil uyuşturucu batağına yuvarlanıp Türkiye’nin geleceği çürümeye terk…

Devamı
Nisan 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

BUHRANLARIMIZ ÜZERİNE …

İslam coğrafyasında uzun zamandır hiç de geçici görünmeyen bir huzursuzluk ve buhran hâli hüküm sürmektedir. Kriz dönemlerinde üretilen düşüncelerden (gelenekçi, modern, liberal, ihyacı, tecditçi, reformist, selefî, hangi ad altında olursa olsun), yaşanılan çağın ruhuna uygun düşmeyen, dinin kök değerleriyle bugünü harmanlayarak inananı bugünün insanı yapamayan, dahası yaşadığı çağın yabancısına ve hatta düşmanına dönüştürenler bu buhranı daha da derinleştirmektedirler. Çağdaş dünyayı bireysellik, özgürlük, çoğulculuk, tolerans, farklı yaşam biçimlerine saygı gibi değerlerin beslediği tartışmasızdır. Bu değerleri koruyarak insanın hak ve özgürlük alanını daha da genişleten, bireyi baskılayan otoritelere karşı onu koruyacak mekanizmaları…

Devamı
Abide Şahsiyetlerden Nisan 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

BENDEN BAŞKASI YANMASIN

Van’ın Ahlat ilçesinde bir yoksul kadın yaşardı. 1681 yıllarında; bir kızı vardı yeryüzünde, başka kimsesi yoktu. Belki yüz okka gelirdi ağırlığı, belki daha çok; iri mi iri bir kadındı, kızı da zayıf mı zayıf idi. Yedikleri aş bir avuç darı ve ısıtılmış mısırdı; eşten dosttan, sağdan soldan iyiliksever insanlardan gelen yiyecekler ne ise kursaklarına o girerdi. Bu yoksul kadın, bu az yiyecekten de şişmanlardı… İçtiği sudan, aldığı havadan da. Bir gün geldi ki, şişmanlıktan yürüyemez, yerinden kımıldayamaz oldu. Öyle iken, yine de Tanrı’ya şükrederdi: ”Ulu Tanrım beni sevdiğinden böyle şişmanlatıyorsun……

Devamı
Nisan 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

GELECEĞİ OMUZLAMAK

Mevlana Hazretleri  “Ne kadar söz varsa düne ait şimdi yeni şeyler söylemek lazım” ya da “Dün dünde kaldı cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım” derken herhalde dünün/geçmişin silip atılmasını kastetmemiştir. Çünkü dünü/geçmişi olmasa idi Mevlana, Mevlana olmazdı. Önemli olan dün ile bugün ve yarın arasında bağ kurabilmek ve kesintisiz bir akışı sağlayabilmektir. “Kökü mazide olan atiyim” diyen Yahya Kemal Beyatlı da zaten bunu çok veciz olarak ifade etmiştir.  Yine O’nun, Türkiye’nin nüfusu 13–14 milyonken bu konuda bilgi almak isteyen Avrupalılara “Elli milyon/yüz milyon” dediğinde hayretle “Ya, o kadar var mı?”…

Devamı
Nisan 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

NASIL BİR GENÇLİK?

Genç sözü Farsçada hazine anlamına gelir. Gerçekten de gençlerin, gençliklerinin değerini bilmesi gerekir. Bir söz vardır “gençler bilse, ihtiyarlar yapabilse” diye. Çağatay Türkçesinde “yaş” denir genç yerine; Anadolu’da da “delikanlı”. Niye biz Türkiye Türkçesine hazine anlamına gelen bir sözü almışız acaba? Yahut da gençliğin kıymeti nereden geliyor?                 Genç adam tezdir, tazedir, güçlüdür, dayanıklıdır, güzeldir. Ama benim için gençliğin kıymeti saf, temiz, duru olmasından geliyor. Dünya’yı tozpembe görür, kolay öğrenir, kolay sever, kolay kızar, kolay inanır, merhametlidir. Bu özelliklerini koruyabilenler gençliklerini çok ileri yaşlara kadar götürebilirler. Gençler siz de o…

Devamı
Abide Şahsiyetlerden Nisan 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

CEMAAT HAYATI ÜSTÜNE

Geçen ayın son pazar günü Üniversiteler Kültür Derneği Lokalinde, cemaat hayatı üstüne sohbet edildi. Daha önce, genel olarak strateji ve taktik kavramları etrafında, milliyetçi hareketin bazı metod meseleleri tartışılmış ve sohbet cemaat hayatı noktasına gelmişti. Cemaat hayatının ne olduğu, buna neden ihtiyaç duyulduğu görüşüldü ve bugünkü cemiyet şartlarımız muvacehesinde, milliyetçi bir sosyete teşekkül ettirebilmenin şartları ve imkânları tartışıldı. Size bu sohbetten kısa notlar sunacağız: XXX-Cemaat hayatı, cemiyet çoğunluğundan ayrılarak, görüş, anlayış, inanç ve davranış birliğine varan fertlerin bu müştereklerini birlikte yaşamaları halidir. Cemaat hayatı bu müşterekleri çoğaltmak, sağlamlaştırmak ve dinamik…

Devamı
Nisan 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

EROL GÜNGÖR… SENİ ÇOK ÖZLÜYORUZ!

Topu topu dört kişiydiler, dört doçent. Mehmet Eröz, Mustafa Kafalı, Necmettin Hacıeminoğlu ve Erol Güngör.  1960 ihtilaliyle başlayıp 1980 darbesiyle biten yirmi yılın, o sert, kanlı SSCB hücumuyla geçen yirmi yılın İstanbul’daki dört hocası: Doçentler Cuntası[1]. Onlardan geriye bir tek Kafalı Hocamız, ağabeyimiz kaldı. Diğerleri gitti. Bu yazı Erol Güngör Hocam, kardeşim içindir. Yönünü bulamayanlara Yol Dünya o yıllarda “bilimsel” adımlarla sosyalist olmaya doğru, önlenemez şekilde, doğa kanunu olarak, gidiyordu ya… Devrimcilerimizin görevi de bu gidişi biraz iteklemekti. Doğan Avcıoğlu’nun yeri yerinden oynatan, hayatlarında mektepten sonra kitap okumamışların ağzını açık…

Devamı
Nisan 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

NECDET EKİCİ’NİN HİKAYELERİ

Bizim köyde “masal anlatmak” veya “masal söylemek” yoktur, “masal ayıtmak” vardır. Çocukluk çağımızda kış akşamları masallarla güzelleşirdi. Anamın çevresine toplanır,  kendimizi masalın rüzgârına salıp kanatlanır, uçsuz bucaksız hayal göklerinde süzülürdük.  Anam, gaz lâmbasının ışığında bir yandan yün çorap örer veya oya işler ya da başka bir el işi yapar; bir yandan da söyler, söylerdi. Kıpırdamadan, soluğumuzu tutarak dinlerdik. Onun anlattığı olayların tümü gerçekti, kahramanlar ise tanıdık, bildik, bize yakın kişiler ve varlıklardı. Kötülerin kötüsü olan Dev Karısı, sanki bizim Ayıçukuru’nda yaşıyordu.  İnsan gibi konuşan Üç Başlı Koca Yılan, sarıtal ve…

Devamı
Nisan 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

SEVMENİN ANAHTARI

Yaşamadığım çağlara hasret duyuyorum. Hep söyledim oysa! Yine söylüyorum; yaşamadığım bir çağın hasretini duyuyorum. Hasreti de vuslatı da tarihte okudum. Aklı aşan, hafızayı zorlayan hayallerimi, hasret ile vuslat arasında hissedilen duygunun eşiğinde yaşadım. Renklere anlam veren babamdı ve hep o renklere boyadım hayatımı. Pembe ile yeşil! Gül pembesi çocukluğuma, turkuaz hayaller yükledim. Sonra yeşile kaçtı rengi hayatın. Bir çınar ağacı yaprağının keskin kıvrımlarında yaşadım hayatı. Yavaş yavaş hâkî renge çalacağını düşünerek… Ağlayarak gözlerimi açtığım bu pembe dünyaya, gülerek hâkî renkle son vermenin umuduyla hep tutundum. İnsanları gördüm bir tarafta… Yaşananları,…

Devamı
Abide Şahsiyetlerden Nisan 2016 Yeni Ufuk Dergisi Yeni Ufuk Dergisi 2016 

CANI SIKILAN ADAM

Sorsam: Yeni zamanların en korkunç hastalığı hangisidir? Hemen herkes, bir saniye bile düşünmek ihtiyacı duymadan aynı cevabı verecek: Kanser. Olmadı işte, yanlış bir cevap bu! Yeni zamanların en korkunç hastalığı kanser değildir. Ya, nedir? Ne olacak, can sıkıntısı! Kanserin nasıl biteceği, hattâ çoğu zaman ne kadar süreceği bellidir. Hasta, olağanüstü bir iltimasa nail olmadığı takdirde, mutlaka öleceğini bilir. İşlerini buna göre düzenler, hazırlığını yapar. Vakti dolunca da kaderine boyun eğer: Hem ağlar, hem gider. Buna karşılık can sıkıntısı hastalığında böylesine bir intizam, böylesine bir usluluk ararsanız boşuna zahmete girmiş olursunuz.…

Devamı