UÇTA SAVAŞANLAR ÜZERİNE

4.5
(6)
UÇTA SAVAŞANLAR ÜZERİNEHanifi Vermez

“Nice savaş yaptım Hatay ilinde,

Çok düşman bozdum kırat belinde.

Ayağım kesildi gençlik çağımda;

Boynuma bir sille indirdi felek.[1]

Türk’ün olduğu her yerde iki tür insan vardır: Türk’ün menfaatini düşünen, onu korumak için canını vermeye dünden hazır olan; diğeri ise onun uğraşından geçinerek her fırsatta kuyusunu kazan. Türk yıllarca ikincisine karşı olan mücadeleyi en derinden görmüş, yaşamıştır. Ona en çok zulmü yaşatan bu ikincisi olmuştur. Bunların dini, dili, cinsi değişse de gayeleri hep aynı kalmıştır.

Binlerce yıldır var olan Türk ile onun düşmanlarının savaşı yüz yıl önce en kanlı dönemlerinden birisini yaşamıştır. Rumeli’de, Erzurum’da, İzmir’de… Yurdun her bir yerinde Türk, ölüm kalım savaşı vermiştir. Bu savaş, düşmanın gayesine en çok yaklaştığı savaş olmuş, düşman da bunu bilerek hiç yorulmadan vurmuştur Türk’e. En kanlı vahşeti yaşayan Türk, yine de vatanını düşman eline bırakmamaya yemin etmiştir…

Türk ölüm kalım savaşının bir diğer sahnesi de İskenderun, Antakya’da görülmüştür. Tarihi, coğrafî konumu, sosyal yaşantısı ile öne çıkan kırk asırlık Türk toprağı olan bu vilayet de düşman işgaline uğramış, uzun süren esaretten sonra bağımsızlığını kazanarak anavatana tekrar kavuşmuştur. Tabi bu esaretten kurtuluş, birkaç kelimeyle yazdığımız kadar kolay olmamıştır. Çok acılar çekilmiş, çok kanlar dökülmüştür.

İşte Uçta Savaşanlar ile Himmet Kayhan bu mücadelenin kolay olmadığını gösterir bizlere. Galip Erdem’in de dediği gibi yazmayı vazife edinen Kayhan, daha önce 1980’de suikast ile şehit edilen büyük ülkücü Gün Sazak’ın hayatını yazmış, kitabına Gün Sazak’ın babası Emin Bey’in defteri ile başlayarak milliyetçi camiada yazılmış olan en kapsamlı, en kıymetli biyografi eserlerinden birisinin altına imzasını atmıştır.[2] Geçtiğimiz günlerde Töre-Devlet Yayınları ile biz okuyucularının karşısına çıkan bir diğer başyapıt da Uçta Savaşanlar olmuştur. Himmet Kayhan, bu eserinde Hatay’da düşman ile çarpışan bir yiğit olan Dedebeyoğlu Hakkı Bey ile Hatay’ı anlatır. Hataylı Kuva-yı Milliyeci Hakkı Bey, işgal kuvvetlerine karşı bir avuç arkadaşı ile çarpışırken başından geçen olayları gelecek nesillere ulaştırmak için yanından ayırmadığı defterine yazmış, vefat etmeden kısa süre önce bir kısmını yayımlamıştır. Bu defterler uzun yıllar atıl durumda kalmış, bir tanesi de kaybolmuş ve geçtiğimiz yıllarda bir sahafta bulunmuştur. Bu pek kıymetli defterler; işgallere karşı önce çete olarak, sonra da Kuva-yı Milliye mensubu olarak çarpışan Hakkı Bey’in ağzı, dili, gözleridir. Himmet Kayhan, Hakkı Bey’in bu defterlerini bize sunarken Hatay’ın diğer kahraman Kuva-yı Milliyecilerinden Tayfur Sökmen,[3] Ahmet Faik Türkmen[4] , Nuri Aydın Konuralp[5] gibi kahramanların kalemlerinden de faydalanarak Hatay’ın kurtuluşunu ve Millî Mücadele dönemini her yönüyle inceler. Her yönüyle diyorum çünkü kitap sadece bir bölge veya bir dönem üzerinde gitmez. Şerif Hüseyin’in isyanından Hatay’ın Türkiye’ye katılmasına kadar süren bir yolculuğa çıkarız. Bu yolculuktayken gözlerimizi kapadığımızda yüz yıl öncesinin Belen Yaylaları, Habib-i Neccar Dağı,  Amik Ovası karşımızda olur, sağımızda Tayfur Bey, solumuzda Hakkı Bey ile amansız bir cenge çıkarız…

Kitabı biraz daha inceleyecek olursak altı bölüm üzerinden şekillenen bir süreç vardır.

Birinci bölüm, “Güneyde Kopan Kasırga” başlığıyla anlatılır. 1918’de Filistin cephesini görürüz. Türk’ün yaşadığı bozgun ve Şerif Hüseyin’in ayaklandırdığı bedevi Arap kabilelerine değinir. Arap isyancıların ihanetini görürüz bu bölümde. Yıllarca Osmanlı himayesinde yaşayan Arapların kini, ilk fırsatta isyana dönüşür. İngilizlerin, Fransızların desteği ve vaatleriyle “din kardeşlerini” sırtından vurmuşlardır. Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur, bunu birinci bölümde daha iyi anlarız.

İkinci bölümün başlığı, “Düşman Pençesi Altında”dır. Bu bölümde artık Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye mağlup olmuş, Mondros’u imzalamıştır. Bu antlaşma ile artık Türkiye’nin işgalinin önü açılacaktır. İskenderun’un, Antakya’nın İtilaf Devletlerince işgalini görürüz. Türk vatanının nasıl işgal edildiği, bölgedeki Arapçı eşrafın, Ermeni kesimin ve diğerlerinin Türk’süz bir devlet istediğine şahit oluruz. Bu istek karşısında elbette Türk milleti kayıtsız kalmamış, Kara Mehmet Çavuş ilk kurşunu Dörtyol’da ateşlemiştir. Bu kurşun Türk’ün, öz vatanından kolay kolay vazgeçmeyeceğinin sembolüdür.

“Silahlı Mücadele Dönemi” başlığı ile üçüncü bölüme geçtiğimizde Mehmet Çavuş’un kurşununun ilk ama son olmadığını öğreniriz. İşgaller tüm hızıyla devam ederken nice Mehmet Çavuşlar ortaya çıkmıştır. Teslim olan hükümete uymayan nice vatanseverler ayaklanmış, elinde avcunda son kalanlarla silah alıp düşmana karşı gelmiştir. Düşman buyruğuna girmeyen bu yiğitler çete olmuş, mücadelesine beş on kişiyle de olsa devam etmiştir. Dedebeyoğlu Hakkı Bey’in kahraman arkadaşları da çete olmuş, dağa çıkmış, tüm kuvvetiyle mücadeleye girişmiştir.

Dördüncü bölüm, kitabın en uzun kısmıdır. “Ankara’ya Bağlı Kuva-yı Milliye Dönemi” başlamıştır. Mustafa Kemal Paşa vatanın her tarafında savaşan kahramanları Kuva-yı Milliye adıyla toplamış, mücadeleyi çetecilikten düzenli bir vatan savunmasına dönüştürmüştür. Belen Dağlarında, Kuseyr’de en kanlı mücadeleyi veren Hataylıların direnişine yine bu bölümde tanık oluruz.

Beşinci bölümün başlığı “Ankara Antlaşması”dır. Kahraman Türk ordusu Sakarya’da galip gelmiş, Başkomutan Kemal Paşa’nın emriyle Akdeniz’e ilerlemiş, düşmanı İzmir’den denize dökmüştür. Büyük zaferin ardından Lozan’da barış antlaşması imzalanmış yeni Türk devletinin sınırları çizilmiştir. O dönemki şartlar altında imkansızı başararak savaş kazanılsa da antlaşma sonucu birçok Türk toprağı, devletin sınırları dışında kalmıştır. İskenderun Sancağı da Türk toprağı olmasına rağmen düşman işgalinden kurtulamamıştır. Hataylılar için artık yeni bir dönem başlamaktadır.

Cumhuriyet kurulmuş, yıllar geçmiş ancak İskenderun, Antakya hala Fransız mandası altında kalmıştır. Atatürk, sağlığında da uzun uğraşlar verdiği vilayet için hastalığının en sancılı günlerinde bile mücadelesine devam etmiştir. Son bölüm de işte bu dönemi anlatır. Hatay’ı, onun Fransız işgalinden kurtarılarak bağımsız bir devlet haline getirilmesini ve tüm misyonerlik faaliyetlerine, kirli oyunlara, propagandalara rağmen sonunda ait olduğu yere, Türkiye Cumhuriyeti topraklarına dahil olmasını görürüz.

Kitap ne yalnızca bir savaş anlatısı ne de sıradan bir hatırattır. Millî Mücadele’yi derinlemesine inceleyerek Hatay’ın kurtuluşundaki tüm sancıları, oynanan türlü oyunları göstermiştir.

Atatürk’ün şahsî meselesi bildiği Hatay, yakın dönemde çok ağır depremler yaşamış, türlü felaketle karşı karşıya gelmiştir. Binlerce hemşehrim depremde şehit olmuş, ailesinden kopmuştur. Etrafında dolaşırken insanı büyüleyen Antakya sokakları, tarihî yapılar büyük hasar görmüştür. Geçmişte de olduğu gibi Hatay tekrardan ayağa kalkacak, eskisinden çok daha güçlü olacaktır. Türk milleti atalarının hangi durumlardan geçtiğini, daha doğrusu tarihini unutmadıkça onu hiçbir felaket yıldıramayacaktır. Bedenen kalbi dursa da Dedebeyoğlu Hakkı Bey gibi, Tayfur Sökmen gibi, Abdurrahman Melek gibi ve daha nice kahraman gibi bu milletin gözünde ölümsüz olarak kalmaya devam edecektir. Himmet Kayhan da Ahmet Yesevi’nin yol dervişlerinden birisi olarak, bu ölümsüz kahramanların hatırlanması yolunda bir taş döşeyerek büyük bir hizmette bulunmuştur. Darısı, onun yerleştireceği diğer taşlara ve onun gibi yola çıkan tüm dervişlerin başına.

“Büyük Meclis’in kürsüsünden milletime söz verdim: Hatay’ı alacağım… Milletim benim dediğime inanır. Sözümü yerine getirmezsem onun huzuruna çıkamam, yerimde kalamam… Ben şimdiye kadar yenilmedim, yenilmem; yenilirsem bir dakika yaşayamam.”

-Mustafa Kemal Atatürk

[1] Hakkı Dede mahlaslıyla Dedebeyoğlu Hakkı Bey’in kaleminden

[2] Mevzubahis kitap: Himmet Kayhan, Gün Sazak Bir Şehidin Yolculuğu, Yarkın, 2015

[3] Hatay Devleti’nin tek Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen (Mürseloğlu Tayfur Bey) (1892-1980)

[4] Hatay Devleti’nin Maarif ve Sıhhiye Bakanı

[5] Hatay Devleti bağımsız milletvekili, Kuva-yı Milliye kahramanı (1891-1974)

Bu yazı ne kadar faydalıydı?

Puan vermek için bir yıldıza tıklayın!

Ortalama puan 4.5 / 5. Oy sayısı: 6

Henüz oy yok! Bu yazıyı ilk siz değerlendirin.

Bu yazıyı faydalı bulduysanız...

Bizi sosyal medyada takip edin!

Bu yazının sizin için faydalı olmamasından dolayı üzgünüz!

Tell us how we can improve this post?