HİKÂYELERLE TÜRK İSTİHBARATININ ASIRLIK SERÜVENİ

0
(0)
HİKÂYELERLE TÜRK İSTİHBARATININ ASIRLIK SERÜVENİSenan Kazımoğlu

Arapça kökenli bir kelime olan “istihbarat” Türk Dil Kurumuna göre “Yeni öğrenilen bilgiler, haberler veya bilgi toplama, haber alma” mânâsında kullanılmaktadır.

Çinli general ve siyasetçi Sun Tzu, 2500 yıllık ünlü eseri Savaş Sanatı kitabında istihbarat ile ilgili şunları söylüyor:

“Bilge hükümdar ile iyi bir komutanın normal askerlere oranla savaşları kolaylıkla kazanıp zafere ulaşması istihbarata bağlıdır. Bu istihbarat ruh çağırmakla gelmez. Tecrübe ya da hesaplamayla da üretilemez. Düşmanın durumu ancak başka insanlardan öğrenilebilir.”

Kitabın sonuna doğru Sun Tzu yine şöyle der:

“Ordunun casusluk kanadını en iyi kullanan hükümdar bilge hükümdar, en iyi değerlendiren komutan ise üstün komutandır. Casusluk sonuç getirir. Ordunun harekâttaki başarısı casusların becerisiyle orantılıdır. Düşmanın durumu bilinmedikçe bir ordunun operasyona kalkışması başarı getirmez. Haber alma ise casus kullanılmadan yapılamaz.”

Türk milletinin savaşçı bir millet olduğunu ve bu konudaki başarılarını düşündüğümüzde, Türklerin savaşta istihbarattan en iyi şekilde yararlandığını ifade edebiliriz. Peki Türk tarihinde istihbaratın örnekleri var mı? Gelin bu konuya beraber göz atalım ve bilinen bazı hikâyeleri yeniden hatırlayalım.

Türk tarihinin bilinen ilk istihbarat hikâyelerinden birisi, Mete Han’ın Çin’e karşı Baideng Savaşı’nda uyguladığı taktiklerdir. Türk orduları, sayı ve teçhizat bakımından kendilerinden katbekat üstün olan Çin ordularını yanıltarak kuzeye doğru çekmiş, soğukta ve zorlu yollarda perişan olan, güçsüz düşen düşmanını mağlup etmiştir. Tarihçiler bu savaş sırasında Hunların istihbaratı çok iyi kullandığını ve Çinlileri yanılttığını ifade eder.

Eski Türklerde “çaşıt” veya “çaşut” şeklinde ifade edilen casuslar, Göktürkler döneminde özellikle Çinlilere karşı kullanılmıştır. Güçlü Göktürk kağanları, Çinlileri birbirine düşürmek, aralarını bozmak ve Türkler aleyhine yapılan planlardan önceden haberdar olmak adına istihbaratı aktif şekilde kullanmıştır.

İstihbaratı etkin kullanan Türk devletleri arasında Selçuklular da vardır. Daha devletin temellerinin atıldığı ilk yıllarda Çağrı Bey’in Anadolu’ya yaptığı keşif yolculuğu malûmdur. Aynı şekilde Sultan Alparslan’ın Anadolu’ya gelince adamlarını kendileriyle arası açılmış gibi gösterip farklı bölgelere casus olarak gönderdiği bilinmektedir. Yine Malazgirt Savaşı öncesinde Sultan Alparslan’ın, Bizans ordusu içindeki Peçenek Türklerini kendi tarafına çektiği de kaynaklarda geçer.

Anadolu Selçuklu döneminde de istihbarat faaliyetleri devam etmiş, özellikle Sultan Alaaddin zamanında Moğolların hareketleri, istihbarat yolu ile Konya’ya ulaştırılmıştır.

Türk devletleri arasında Timurluların da istihbaratı çok iyi kullandığı bilinmektedir. Zira güçlü istihbarat yapısı sayesinde Emir Timur, daha savaşa başlamadan düşmandan bir adım önde oluyordu. Buna misal olarak Ankara Savaşı’nı gösterebiliriz.

Ankara Savaşı’nda Yıldırım Bayezid ile karşılaşan Emir Timur, yürüttüğü istihbarat faaliyetleri sayesinde Osmanlı ordusunun durumunu önceden öğrenmişti. Savaş sırasında Osmanlı ordusunun sağ kanadını oluşturan Anadolu eyalet kuvvetleri ile Kara Tatarlar, Emir Timur tarafına geçmişti. Bu hamle, Yıldırım Bayezid’in yenilgiye uğramasında etkili olan temel sebeplerden biri olmuştur.

Türk devletleri içerisinde bu konuda önemli başarılardan birisi de hiç şüphesiz Osmanlı döneminde gerçekleşmiştir. Osmanlı’nın kuruluşundan itibaren istihbarat faaliyetlerine önem verildiği bilinmektedir. Osmanlı’nın ilk istihbaratçısı olarak kabul edilen kişi, Köse Mihal’dir. Daha Müslüman olmadan önce Osman Gazi ile olan dostluğu sayesinde civardaki Bizans tekfurlarının Türkler aleyhine planlarını Osmanlı yönetimine önceden bildiriyordu. Köse Mihal, ilerleyen süreçte Müslüman olup Gazi Mihal adını alacak ve soyundan akıncı beyleri yetişecekti.

Hazır akıncılardan söz etmişken akıncı beylerinin istihbarat konusundaki faaliyetlerini de es geçemeyiz. Özellikle barış zamanlarında düşman memleketlerinde, yer yer domuz kasabı veya papazlık gibi meslekler yaparak gizlenen bu beyler, öğrendikleri istihbarat bilgilerini padişaha iletiyorlardı.

Devletin güçlü olduğu dönemlerde Osmanlı istihbaratının da güçlü olduğu görülür. Buna en iyi örnek, Kanuni Sultan Süleyman dönemidir. Avrupa’da Hristiyanların din birliği oluşturmasının önüne geçmek isteyen Kanuni’nin, Katoliklere karşı Protestan mezhebini ortaya çıkaran Martin Luther’i desteklediği ve onu Avrupa’daki birliği dağıtma amacıyla kullandığına dair bilgiler mevcuttur.

Osmanlı zamanında istihbarat ile kazanılan en büyük savaşlardan biri de hiç şüphesiz Kanije Savaşı’dır. Kanije Kalesi’ni savunmakla görevli, 80 küsur yaşındaki Tiryaki Hasan Paşa, düşmanı yanıltmak ve onların üzerinde psikolojik baskı kurmak için çeşitli istihbarî faaliyetler yürütmüştür. Neticede bazı kaynaklarda sayıları yüz bin olarak belirtilen düşman ordusuna karşı dokuz bin askerle galip gelmiştir.

Osmanlı istihbaratı denildiğinde akla gelen ilk büyük teşkilatlardan biri, Sultan II. Abdülhamid tarafından oluşturulan Yıldız İstihbarat Teşkilatı’dır. Her ne kadar teşkilat zaman zaman çizgisinden çıksa da devletin ayakta kalması için önemli faaliyetler yürüttüğü bilinmektedir. Özellikle İslam dünyasında ve Avrupa’da yaptığı çalışmalar dikkat çekicidir.

Sultan Abdülhamid Han’dan sonra da Türk istihbaratı faaliyetlerine devam etmiştir. Bu dönemde Süleyman Askerî Bey tarafından kurulan Teşkilat-ı Mahsusa özellikle önem taşır. Günümüz Millî İstihbarat Teşkilatı’nın da temellerini oluşturan Teşkilat-ı Mahsusa, Birinci Dünya Savaşı sırasında devleti birçok felaketten kurtarmıştır. Yine bu teşkilatın devamı niteliğinde faaliyet gösteren gruplar, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşunda da büyük katkılar sunmuştur.

Mütareke dönemi olarak adlandırılan, Osmanlı Devleti’nin İtilaf Devletleri tarafından işgal edildiği süreçte; düşman içinde faaliyet gösteren, Ankara Hükûmeti’ne bilgi sağlayan, Anadolu’ya cephane ve insan kaçıran teşkilatlar da Türk istihbaratının örnekleri arasındadır. Bunların en bilinenleri arasında Karakol Cemiyeti, Mim Mim Grubu, Felah Grubu ve Berzenci Grubu sayılabilir. Yine Topkapılı Mehmet Cambaz, Hüsamettin Ertürk, Ahmet Berzenci, Yüzbaşı Seyfettin, Yenibahçeli Şükrü ve Mustafa İzzet gibi isimler bu mücadelede öne çıkan kahramanlardandır.

Bunların dışında, özellikle düşman kuvvetlerine sızarak onlardan biri gibi görünen ancak aslında Türk ordusuna çalışan kahramanlar da vardır. İşte bu kahramanların canları pahasına yürüttükleri faaliyetler sayesinde bugün bu topraklarda huzur içinde yaşayabiliyoruz. Her biri vatan evladı olan bu kahramanlarımız dün olduğu gibi bugün de var, gelecekte de var olacaktır.

Rabbim vatanımızın huzuru ve emniyeti için ay-yıldızlı bayrağımızın bu topraklarda ebediyen dalgalanması adına hayatını ortaya koyan, ismi bilinen ve bilinmeyen tüm kahramanlarımızdan razı olsun. Geçmişten günümüze bu uğurda şehit olanların ruhları için El-Fâtiha.

Bu yazı ne kadar faydalıydı?

Puan vermek için bir yıldıza tıklayın!

Ortalama puan 0 / 5. Oy sayısı: 0

Henüz oy yok! Bu yazıyı ilk siz değerlendirin.

Bu yazıyı faydalı bulduysanız...

Bizi sosyal medyada takip edin!

Bu yazının sizin için faydalı olmamasından dolayı üzgünüz!

Tell us how we can improve this post?

Yorum bırakın