TÜRK MÜSLÜMANLIĞININ AHLÂKİ BOYUTU YESEVİLİK

5
(1)
TÜRK MÜSLÜMANLIĞININ AHLÂKİ BOYUTU YESEVİLİKMuharrem Turgut

Özet

Bu makale, Türk Müslümanlığının tarihsel oluşum sürecinde merkezi bir rol oynayan Yesevilik tarikatının, İslam ahlakı üzerindeki etkilerini incelemektedir. 12. yüzyılda Ahmed Yesevî tarafından temelleri atılan bu tasavvufî hareket, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan geniş bir coğrafyada, İslam’ın Türk toplulukları arasında kabulünü kolaylaştırmakla kalmamış; aynı zamanda dinî anlayışa ahlaki bir derinlik ve toplumsal bir yön kazandırmıştır. Yesevilik, ferdî arınma, hizmet, tevazu, sabır, cömertlik ve halka hizmet gibi değerleri merkeze alarak, dinî yaşantıyı sadece teorik bilgiyle değil, pratik ve davranış odaklı bir ahlak anlayışıyla temellendirmiştir. Bu yönüyle Yesevilik, Türk Müslümanlığında hem halk İslamının hem de sufi geleneğin ahlaki çerçevesini belirleyen ana damarlardan biri olmuştur. Çalışmada, Ahmed Yesevî’nin Divân-ı Hikmet adlı eseri başta olmak üzere, klasik kaynaklar ve çağdaş literatür incelenerek Yesevî ahlakının temel ilkeleri ortaya konulmuştur.[1]

Giriş

Türk topluluklarının İslamiyet’i kabul süreci, yalnızca bir din değiştirme olayı değil, aynı zamanda kültürel, ahlaki ve sosyal dönüşümleri de beraberinde getiren çok boyutlu bir tarihi süreçtir. Bu süreçte, özellikle Türkistan’da ortaya çıkan Yesevilik tarikatı, İslam’ın Türkler arasında yayılmasında ve halkın günlük yaşamına nüfuz etmesinde önemli bir rol oynamıştır. Yesevilik, Hoca Ahmed Yesevî’nin önderliğinde gelişen ve daha sonra Anadolu ve Balkanlara kadar etki alanı genişleyen bir tasavvufî hareket olarak, İslamın zahiri hükümlerinin ötesinde, batınî (manevi) yönünü ve ahlaki boyutunu vurgulamıştır. Ahmed Yesevî, İslam ahlakını bireyin günlük hayatına uyarlayan, kuru bilgi yerine derin tefekkür ve pratik yaşantıyı ön plana çıkaran bir anlayışı temsil eder. Onun Divân-ı Hikmet adlı eseri, bu ahlaki anlayışın hem kaynağı hem de taşıyıcısıdır. Hikmetler, halka açık, sade bir dille yazılmış olup, sabır, kanaat, tevekkül, hizmet, merhamet, kibirden kaçınma gibi temel ahlaki değerleri işler. Yesevî’nin tasavvuf anlayışı, sadece bireysel kurtuluşu değil, toplumsal bütünleşmeyi ve halkla iç içe yaşamayı da esas alır.

Bu bağlamda çalışma, Yesevîlik geleneğinin ahlaki boyutlarını ele alarak, Türk İslam anlayışının temel karakteristiklerinden biri olan “amelî ahlak” anlayışını ortaya koymayı amaçlamaktadır. İncelemede, Divân-ı Hikmet, Yesevîlik literatürü ve modern akademik çalışmalar ışığında, Yesevî ahlakının yapısı, ilkeleri ve Türk halkı üzerindeki etkileri çok yönlü olarak değerlendirilecektir.

Türk Müslümanlığı

İslam, yapısı gereği insan merkezli bir din olarak, yayıldığı bölgelerdeki kültürel ve örfî unsurların tevhid ilkesine aykırı olmadığı sürece devamına imkân tanımış; böylece farklı coğrafyalarda çeşitli dinî yaşayış biçimleri ortaya çıkmıştır. Kur’ân ve Sünnet’in belirlediği temel dinî çerçeve sabit olmakla birlikte, bu çerçevenin farklı toplumlar tarafından yorumlanışı zamanla “İslam” ile “Müslümanlık” arasında kavramsal bir ayrımın yapılmasına zemin hazırlamıştır. Buna göre, ilahî bir vahiy olarak İslam birdir; fakat Müslümanlıklar – yani İslam’ın kültürel tezahürleri- toplumsal yapıya göre farklılık göstermektedir. Bu bağlamda Türk Müslümanlığı, Türklerin İslam’ı kendi tarihi tecrübeleri, kültürel kodları, siyasi teşkilatlanma biçimleri ve ahlaki değerleri üzerinden anlamlandırma sürecinin ürünü olarak şekillenmiştir. “Göçer evli” hayat tarzı, alplik–erenlik ideali, sosyal dayanışmaya dayalı oba düzeni, Gök Tanrı inancının bazı unsurları ve eski Türk töresi, İslam’ın özüne aykırı olmayan yönleriyle devam etmiş; böylece İslam Türk kültürüyle harmanlanarak özgün bir yapıya bürünmüştür. Sosyolojik açıdan, herhangi bir dinin o dini benimseyen toplum üzerindeki tezahürleri, yeni bir din değildir, o toplumun kendilerine özgü bir dindarlık inşasıdır. İslam’ın Türk toplumu üzerindeki tezahürlerini esas aldığımızda da Türklerin İslam’la karşılaşmalarından itibaren kendilerine özgü üretmiş oldukları İslam algısı ve bir dindarlık söz konusudur. Başka bir ifade ile Türklerin kendilerine özgü bir Müslümanlık tarzları vardır. Bu bakımdan İslam’ın Türk toplulukları üzerindeki tezahürleri ve onların İslam’ı yaşama biçimlerini tanımlayacak toplumsal karşılığı olan en iyi kavramsallaştırma “Türk dindarlığı” veya “Türk Müslümanlığı”dır.

[2]Türk Müslümanlığının en belirgin özelliklerinden biri, dinî hayatın pratik (amelî) yönünün teorik boyuttan daha güçlü olmasıdır. Özellikle tasavvufî gelenekler, Türk topluluklarının İslamlaşma sürecinde belirleyici bir rol üstlenmiş; Ahmed Yesevî’nin öncülüğünde ortaya çıkan Yesevîlik, İslam’ı halkın gündelik hayatına uyarlayan manevi ve ahlaki bir zemin oluşturmuştur. Bu nedenle Türk Müslümanlığı tarih boyunca daha halk merkezli, kolaylaştırıcı, tefekkür ile ameli bütünleştiren ve toplumsal dayanışmayı önceleyen bir karakter taşımıştır. Sonuç olarak, Türk Müslümanlığı; İslam’ın evrensel ilkeleriyle Türk kültürünün tarihsel derinliğinin kaynaştığı, dinî pratiklerin kültürel süreklilik içinde anlamlandığı bir medeniyet bileşimidir. Bu bileşim, Türklerin İslam’ı yalnızca bir inanç sistemi olarak değil, aynı zamanda bir kimlik, ahlak ve toplum düzeni olarak benimsemelerini sağlamıştır.

Çevresini kısaca belirtmeye çalıştığımız Türk Müslümanlığının ilk büyük temsilcisi Hoca Ahmed-i Yesevî’dir. Hoca Ahmed-i Yesevî, yaşadığı coğrafyada İslâmiyetle karşılaşan konar-göçer Türklere bu yeni dinin prensiplerini, onların anlayışını ve hayat şartlarını dikkate alarak öğretmeye ve benimsetmeye çalışmıştır.

Fuad Köprülü, Ahmed-i Yesevî’nin tarihî rolüne işaret ederken şunları söyler:

“Ahmed Yesevî’nin Türk tarihindeki ehemmiyeti, yalnızca beş-on parça yahut birkaç cilt tasavvufî manzumeler yazmış eski bir şair olmasında değil; İslâmiyetin Türkler arasında yayılmaya başladığı asırlarda, onlar arasında ilk defa bir tasavvuf mesleği vücuda getirerek ruhlar üzerinde asırlarca hüküm sürmüş olmasındadır…”[3]

Hoca Ahmet Yesevi ve Tarihi Şahsiyeti

Türk müslümanlığının ahlaki boyutu Yesevilikten bahis açmadan önce Yeseviyye tarikatı diye bilinen tarikatın (tasavvufi düşüncenin) kurucu ismi Hoca Ahmet Yesevi’yi tanımak gerekir. Hoca Ahmet Yesevi ve Yesevilik hakkındaki bilgiler maalesef Hoca Ahmet Yesevi ve düşüncesinin muhtemelen o dönemki muhafazakâr/selefi zihniyeti tarafından “kerih” görülmesinden dolayı hakkındaki bilgiler kısıtlı ve muğlaktır. O yüzden Türk akademisi açısından önemli bir kaynak olan Mehmet Fuat Köprülü’nün “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar” eserinden kaynaklanarak Hoca Ahmet Yesevi’den bahsedeceğiz.

Ahmed Yesevî, Türkistan’daki Çimkent şehrinin doğusunda Sayram kasabasında doğdu. İspicâb (İsfîcâb) veya Akşehir adıyla da anılan Sayram kasabası eskiden beri önemli bir yerleşme merkeziydi (Köprülü,1984: 61-62; Eraslan, 1989: 15-16; Konukçu, 1993: 250; Baş, 2011: 25).

 Ahmed Yesevî’nin doğum tarihi (1093?) kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Hâce Yûsuf el-Hemedânî’ye (ö. 1140–41) intisabı ve onun halifelerinden biri oluşu dikkate alındığında, XI. yüzyılın ikinci yarısında dünyaya geldiğini söylemek mümkündür. Sayram’ın tanınmış şahsiyetlerinden olan babası, kerametleri ve menkıbeleriyle tanınan, Hz. Ali soyundan geldiği kabul edilen Şeyh İbrahim adlı zattır. Annesi ise Şeyh İbrahim’in halifelerinden Mûsâ Şeyh’in kızı Ayşe Hatun’dur. Şeyh İbrahim’in Gevher Şehnaz adlı kızından sonra ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Ahmed Yesevî, anne ve babasını kaybettikten sonra, Gevher Şehnaz ile birlikte bilinmeyen bir sebeple Yesi şehrine gitmiş ve buraya yerleşmiştir (Köprülü, 1984: 62–63; Eraslan, 1989: 160; Baş, 2011: 26).

Gerek Yesevî lakabını alması gerekse Arslan Baba’nın onunla Yesi’de buluşması hakkındaki anane, bu bilgiyi doğrulamaktadır. Yesi, bugünkü adıyla Türkistan şehridir. Kız kardeşiyle birlikte bu şehre gelip yerleşen Hoca Ahmed, burada Arslan Baba adlı tanınmış Türk şeyhinin teveccüh ve iltifatına, hayır ve duasına mazhar olmuştur. Ancak Arslan Baba, Ahmed Yesevî henüz küçükken vefat ettiği için, onun şahsiyeti üzerinde kuvvetli bir tesir bıraktığına dair anane tarihî bakımdan belirsizlik arz etmektedir (Köprülü, 1984: 63–64; Baş, 2011: 26).

Fuad Köprülü, Arslan Baba’nın Ahmed Yesevî’nin tarihî şahsiyeti üzerinde kuvvetli bir etki yaptığı yönündeki ananeyi tarihî bakımdan doğru bulmazken, Mehmet Şeker bu görüşe katılmamaktadır. Şeker, hikmetlerden hareketle Ahmed Yesevî’nin Arslan Baba’dan yalnızca etkilenmekle kalmayıp, ondan ilköğrenimine başladığının anlaşıldığını ifade etmektedir (Köprülü, 1984: 64; Şeker, 1993: 359–360; Baş, 2011: 26).

Ahmed Yesevî, Arslan Baba’nın vefatından bir müddet sonra, dönemin önemli İslâm merkezlerinden biri olan Buhara’ya gitmiştir. Bu şehirde devrin önde gelen âlim ve mutasavvıflarından Şeyh Yûsuf el-Hemedânî’ye intisap ederek onun irşad ve terbiyesi altına girmiştir. Yûsuf el-Hemedânî’nin vefatı üzerine, 1160 yılında Ahmed Yesevî irşad postuna oturmuştur. Bir müddet sonra, vaktiyle şeyhi Yûsuf el-Hemedânî’nin verdiği bir işaret üzerine irşad makamını Şeyh Abdülhâlik-i Gucdüvânî’ye bırakarak Yesi’ye dönmüş ve vefatına kadar (1166?) burada irşad faaliyetlerini sürdürmüştür (Köprülü, 1984: 64–72; Köprülü, 1940: 210; Eraslan, 1989: 160; Baş, 2011: 27).

Tarihî gerçek kişiliğinden ziyade, söylencelerdeki anlatımlarla hayatını bildiğimiz Ahmed Yesevî’nin doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Efsanelerle örülmüş bir hayata sahip olan Ahmed Yesevî, Hacegâh-Hocalar silsilesine mensup olduğu için Hace/Hoca unvanıyla anılmıştır. Muhtemelen XI. yüzyılın ikinci yarısında, Taşkent’in kuzeydoğusunda, bugünkü Çimkent yakınlarında bulunan Sayram’da doğmuş; buranın kuzeybatısında, Sir Deryâ havzasındaki Yesi’de yaşamıştır. Yesevî nisbesi de buradan gelmektedir (Köprülü, 1940: 210; Köprülü, 1987: 61–62; Melikoff, 1999: 30-35; Ocak, 1996: 31).

Sayram kasabası, İsfîcâb veya Akşehir adlarıyla da bilinmekte olup, söz konusu dönemde İslâm kültürünün önemli merkezlerinden biri olan bu şehirde Türkler ve İranlılar yaşamaktaydı (Kaplan, 2002: 42).

Yesi kasabasına bugünkü adı olan Türkistan ismi, XVI. yüzyılda Timur sülalesinin yerine geçerek Mâverâünnehir’i yöneten Özbek hanları tarafından, Ahmed Yesevî’nin şahsiyetine atfedilen kutsiyet ve hürmet sebebiyle verilmiştir. Nitekim onlar, Yesevî’yi “Pîr-i Türkistan” diyorlardı (Köprülü, 1940: 210–213; Melikoff, 1999: 35).

İlk tahsil yıllarını Yesi’de geçiren Yesevî, daha sonra Mâverâünnehir’in en önemli İslâm merkezlerinden biri olan Buhara’ya gitmiştir. O dönemde Selçukluların siyasî hâkimiyeti altında bulunan Karahanlıların egemenliğindeki bu şehir, İslâm kültürünün son derece önemli merkezlerinden biriydi. Ahmed Yesevî, Buhara’da devrin önde gelen âlim ve mutasavvıflarından Şeyh Yûsuf el-Hemedânî’ye (1049–1140) intisap etmiş, ondan derinden etkilenmiş ve şeyhinin üçüncü halifesi olmuştur. Şeyhinin vefatından sonra, yerine geçen ilk iki halifenin ardından Buhara’da irşad postuna oturarak bir süre şeyhlik yapmış; ancak daha sonra şeyhinin manevî bir işareti üzerine Yesi’ye dönmüş ve vefatına kadar burada güçlü bir tasavvuf faaliyeti yürütmüştür (Köprülü, 1940: 210; Köprülü, 1987: 31).

“…İslâm Asyası’nın her tarafında tarikatların kuvvetlendiği, her köşede tekkelerin yükseldiği bu esnada, Doğu Türkistan’da Kulca civarında ve Yedisu havalisinde yeni ve güçlü bir İslâmlaşma cereyanı da inkişaf ediyordu. İşte Ahmed Yesevî, bu müsait şartlar içinde Sır Derya havalisinde, Taşkent ve çevresinde, Seyhun ötesindeki bozkırlarda büyük bir nüfuz kazanmıştır. Onun etrafında toplananlar ise İslâmiyet’e yeni girmiş, fakat bu dine çok güçlü ve samimi bağlarla bağlanmış göçebe yahut köylü Türklerdi.” (Köprülü, 1940: 211; Köprülü, 1980: 193–194).[4]

Yesevilik’te Temel Ahlaki İlkeler

Hoca Ahmed Yesevi Divan-ı Hikmet ve Fakrname eserlerinde salih amel kavramı üzerinden pratik ahlakı esas almıştır. Ona göre kendinden başkasına yararlı olmak salih ameldir. Bu bağlamda halka hizmet, Hak’ka hizmettir ve halk içinde Hakla beraber olmak düsturunu benimsemiştir.

Yesevî’nin eğitim metodu başlıca şu başlıklarda toplanabilir.

1. Tebliğden ziyade temsil metodu:

Bir nevi anlatımdan çok öze dayanır. Kendi yapıp ettikleriyle örnek olmaya çalışır. Yaptıklarıyla insanlara çağrıda bulunur. Sözden çok öze bakar.

2. Sohbet metodu:

“Din nasihattir” prensibinden yola çıkarak insanları güzel öğütlerle eğitmeye çalışır. Onlara gelen insanlara nasihat ederler. Bu nasihatler insanların içinde bulunduğu duruma göre şekillenir. Sohbetler evliya menkıbeleriyle süslenir. İnsanlar büyük bir aşk-şevk ve heyecan içinde bu sohbetlerden yararlanırlar.

3. Sevgi metodu:

Mürşit ile mürit arasında sevgi olmadan hiçbir şey olmaz. O nedenle mürşit ile mürit arasında manevî yönden çok iyi bir sevgi köprüsü kurulmalıdır. Bu köprü kurulduktan sonra tasavvuf terbiyesinde yol alınır. Mevlana Hazretleri’nin, “Sevgi ölüleri bile dirildir” sözü tasavvuf-terbiye metodunu özetleyen bir sözdür. Sevgili olmayan bir terbiye metodu düşünülemez. Sevgi köprüsüyle gönüller birbirine bağlanır. Bu yolla insanlar iyilik ve faydalı işlerde yapmada birbirleriyle yarışırlar.

4. Hoşgörü metodu:

Mutasavvıf hoşgörülüdür. Korkutmadan sevgi yoluyla meseleye yaklaşır. Her meselenin içinden hoşgörü kültürüyle hareket eder. İnsanlar günahlarından dolayı sohbet halkalarından kovulmazlar. Onlara daha çok nasihat edilir ve kuşatıcı bir ortam sunulur. Hoşgörü metodu sayesinde insanlar günahkâr da olsa mutasavvıflara gelerek dertlerine derman ararlar. Onlar da bu gelen insanları kapılardan kovmadan ve hatta soğutmadan onlara iyi ve doğru yolu göstermeye ve bu yolda devam etmeleri gerektiğini öğütlerler.

5. Taklit ve tatbik metodu:

Yol gösteren mürşidini mürit önce taklit eder, daha sonra fiiliyata geçirerek tatbik eder. İnsanlar gördüklerini tatbikte gecikmezler. Önlerinde bir örnek görürlerse onu tatbik etmek daha da kolaylaşır. İnsanoğlu doğduğundan itibaren görerek öğrenir. Görmek sözden daha önemli ve etkilidir.

6. Sabır metodu:

Tasavvuf yolunda ilerleyen derviş daima sabırlı olur. Sabrı hiç elden bırakmaz. Kendine yapılan haksızlığa gerekirse sabreder. Burada nimete şükür ve külfete sabır gösterir tasavvuf yolcusu. Sevgi, saygı, sorumluluk, sabır, sebat, sadakat ve sonucunda saadet gelir. O nedenle sabır en önemli eğitim, yani terbiye yoludur. Fedakârlık da aynı zamanda bir sabır yoludur. Sabır başarmanın en önemli yollarından biridir.

7. Göz teması metodu:

Bugün modern eğitim sisteminde, söz göze verilir, ağızdan dinlenir. Mürşit müridinin gözünün içine bakar, mürit ise çıkan sözü ağızdan dikkatle takip eder. Göz kalbin aynasıdır. Kalbe ışık (nur) gözden gider. Hazreti Mevlana; “İnsan gözden ibarettir” demiştir. Anonim olan şu şair sözü de bu metodu doğrulamaktadır:

Bir bakış bir bakışa neler neler anlatır.

Bir bakış bir aşığı senelerce ağlatır.

8. Rol-model metodu:

İnsanlara sözden ziyade yaşantılarıyla örnek olurlar. Yapmadıklarını adeta söylemezler. İyilik, güzellik ve faydalı işlerde yarışırlar. Yaptıklarıyla toplumun önünü açmakla kalmaz, gelecek nesiller için de örnek davranışlar ortaya koyarlar. Bu yaptıkları söz ve fiiller kulaktan kulağa anlatılarak herkesin iyi davranış ortaya koymalarına da örnek olurlar.

9. Hicret-hizmet metodu:

Hoca Ahmet Yesevi özellikle bir yerden diğer yere giderek Peygamber’imizin hicret metodunu kullanmış ve hicreti adeta hizmete dönüştürmesini bilmiştir. Gittiği yerlerde basit ve yalın bir hayat yaşayarak gösterişsiz bir şekilde insanlara iyi ve doğru davranışlar ortaya koymuştur.[5]

Hoca Ahmed Yesevi insanı esas alan bu eğitim sistemi ve pratik ahlak nazariyesi ile Türklerin İslam’a girişinde ve bir Türk-İslam medeniyeti inşasında büyük rol oynamıştır. Bu bakımdan ahlakın işlerliği ve İslam’ın diğer insanlara tebliğinde de Hoca Ahmed Yesevi’nin metodu bize önemli bir bakış açısı kazandırabilir.

Sonuç

Bu çalışma, Türk Müslümanlığının ahlâkî boyutunun teşekkülünde Yesevilik geleneğinin belirleyici rolünü ortaya koymayı amaçlamıştır. İnceleme sonucunda görülmüştür ki, Hoca Ahmed Yesevî ve onun temsil ettiği tasavvuf anlayışı, Türklerin İslamiyet’i benimseme sürecinde yalnızca dinî bilgiyi aktaran bir yapı değil; ahlâkı merkeze alan, pratiğe dayalı ve toplumsal hayata nüfuz eden bir dindarlık modeli sunmuştur. Yesevilik, İslam ahlâkını soyut ilkeler düzeyinde bırakmamış; bireyin gündelik yaşamında karşılık bulan, davranış ve amel merkezli bir ahlâk anlayışı geliştirmiştir.

Divân-ı Hikmet ve Yesevîlik literatürü incelendiğinde, Yesevî ahlâkının temelinde salih amel, halka hizmet, tevazu, sabır, hoşgörü ve sevgi gibi değerlerin yer aldığı açıkça görülmektedir. Bu değerler, Yesevî’nin eğitim metotlarıyla birlikte ele alındığında, Türk Müslümanlığının pratik, halk merkezli ve kolaylaştırıcı karakterinin nasıl şekillendiği daha net anlaşılmaktadır. Tebliğden ziyade temsilin esas alınması, sohbet ve rol-model yöntemleriyle ahlâkın içselleştirilmesi, sevgi ve hoşgörü merkezli bir irşad anlayışının benimsenmesi, Yesevîliğin toplumsal karşılığını güçlendiren unsurlar olmuştur.

Ayrıca Yesevî’nin hicret-hizmet anlayışı ve sade yaşam tarzı, İslam ahlâkının gösterişten uzak, samimi ve insan merkezli bir biçimde yaşanabileceğini ortaya koymuştur. Bu yönüyle Yesevilik, Türk Müslümanlığının tarihsel gelişiminde yalnızca bir tasavvuf ekolü değil, aynı zamanda bir ahlâk ve medeniyet inşa modeli olarak değerlendirilmelidir. Yesevî geleneği, İslam’ın evrensel ilkeleri ile Türk kültürünün tarihsel ve sosyal dinamiklerini uzlaştırarak özgün bir Türk dindarlığı anlayışının oluşmasına zemin hazırlamıştır.

Sonuç olarak, Hoca Ahmed Yesevî’nin ahlâk merkezli tasavvuf anlayışı, Türk Müslümanlığının karakteristik özelliklerini belirleyen temel unsurlardan biri olmuştur. Günümüzde ahlâkın teorik düzeyde tartışıldığı ancak pratikte zayıfladığı bir ortamda, Yesevî’nin temsil, hizmet ve amel merkezli yaklaşımı hem bireysel hem de toplumsal düzeyde yeniden düşünülmesi gereken güçlü bir referans sunmaktadır. Bu bakımdan Yesevîlik, yalnızca tarihsel bir olgu olarak değil, çağdaş dinî ve ahlâkî sorunlara ışık tutabilecek canlı bir miras olarak önemini korumaktadır.

KAYNAKÇA

Kutlu Sönmez, Türk Müslümanlığının Mahiyeti, Kaynakları ve Temel Değerleri

Pala Ayhan Yesevîlikten Bektaşîliğe Türk Müslümanlığı,

Karakök Tunay, Türk Edebiyatında Bir Mutasavvıf: Ahmet Yesevi ve Yesevilik (M. Fuad Köprülü’ye Göre)

Doğan, Süleyman. Hoca Ahmet Yesevi’nin Ahlak ve Eğitim Öğretisi.


[1] Anahtar Kelimeler: Yesevilik, Türk Müslümanlığı, Ahmed Yesevî, İslam Ahlakı, Tasavvuf, Divân-ı Hikmet

[2] Türk Müslümanlığının Mahiyeti, Kaynakları ve Temel Değerleri, Sönmez Kutlu

[3] Yesevîlikten Bektaşîliğe Türk Müslümanlığı*

Ayhan Pala**

[4] Türk Edebiyatında Bir Mutasavvıf: Ahmet Yesevi ve Yesevilik (M. Fuad Köprülü’ye Göre), Öğr. Gör. Tunay Karakök

Bartin Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Ortaçağ Tarihi ABD tkarakok@bartin.edu.tr

[5] Hoca Ahmet Yesevi’nin Ahlak ve Eğitim Öğretisi, Süleyman Doğan

Bu yazı ne kadar faydalıydı?

Puan vermek için bir yıldıza tıklayın!

Ortalama puan 5 / 5. Oy sayısı: 1

Henüz oy yok! Bu yazıyı ilk siz değerlendirin.

Bu yazıyı faydalı bulduysanız...

Bizi sosyal medyada takip edin!

Bu yazının sizin için faydalı olmamasından dolayı üzgünüz!

Tell us how we can improve this post?

Yorum bırakın