Bozok koluna mensup olan Alka-Evli boyu ya da Alkaravlı boyu, Oğuz Kağan’ın oğlu Günhan’ın soyundan gelmektedir. Alkaevli boyunun menşeine değinmeden önce sözcüğü inceleyecek olursak Alka-Evli: “Ak çadırlı” veya “Her yere gider, başarır.” anlamına gelir. Kaşgarlı Mahmud’a göre Alka- Bölük, Reşidüddin’e göre Alkaravlı, Yazıcıoğlu ve Ebu’l- Gaziye göre ise Alka- Evli olarak bilinir.  Alkaevli boyu Oğuz Kağan destanına göre savaşçı kimliğiyle tanınmış olan bir boydur.  Alka-Evli boyunun sembolü her boyda olduğu gibi ongonu yani kuşu üzerinedir. Burada ise aksungur olarak karşımıza çıkmıştır. Orta Asya’dan Halep’e göç eden Alka-Evli boyu, Halep’ten Anadolu’ya Kayı boyuyla birlikte göç etmişlerdir. Günümüzde Sivas’ta bulunan Elbeyli aşireti bu boya mensuptur. Çoğunluk Elbeyli aşireti olduğu için zaman içerisinde Alka-Evli boyu Elbeyli ya da İlbeyli olarak bilinir olmuştur. İçeriğine geçmeden önce kelimenin transkribine bakacak olursak önce Türklerde illel, beg/bey ve ilbegi/elbeyi tabirlerinin anlamları üzerinde durmak gerekir. Türk kültür tarihçisi Bahattin Ögel, il kelimesinin birçok anlam taşımakla birlikte, “devlet” ve “memleket” manasının diğerlerine baskın olduğunu belirtmiştir. Dilbilimcilerin birçoğu da, en eski Türk yazıtlarındaki anlamlarından hareketle “baba ocağı”, “ata yurdu”, “yurt” ve “vatan” gibi karşılıkları yüklemişlerdir. Öte yandan Anadolu dışında Türkmenlerin yaşadığı yerlerden biri olan İran Azerbaycan’ın da il tabiriyle, “iskân etmiş ve ziraatla uğraşmayan göçebe veya yarı-göçebe halk” kastedilmiştir. Azerbaycan’da ise bu boy, Alaca veya Alacalılar olarak bilinir. Telaffuz açısından ile yakın olan el kelimesi ise, “ilgi”, “memleket”, “bir yerde yaşayanlar, oturanlar” gibi manalar taşımaktadır. Bununla birlikte Çağatay eski ve çağdaş birçok kaynağa dayanarak kaleme aldığı çalışmasında, il/el kelimesinin, diğer anlamlarıyla birlikte kavim, memleket, devlet, halk, barış anlamları taşıdığını ortaya koymuştur. Eski Türkçe’den bugüne kadar kullanılagelen ve beg, bek, bik şekillerinde de telaffuz edilmiş olan bey kelimesinin ilk anlamı “asilzade” dir. Bunun yanı sıra birtakım başka unvan ve rütbelerle birleşerek genel olarak yüksek makamları ifadede kullanılmıştır. Bu iki kavramdan oluşan ilbegililbeyi/elbeyi deyimine gelince, Türkmenlerin etnografyası üzerine yapılan son çalışma, bu konuda önemli bilgiler sunmaktadır. Buna göre ilbegi birleşik ismi, Sakarların atası olan Alkaevli (Alkarevli) boyundan daha önceleri, çağdaş Türkmenistan devletinin konumlandığı coğrafyada kullanılmakta idi. Sakar Türklerinin atalarına il begi denilmekteydi. Müstakil bir Türkmen boyu olan İl begi boyu tarım ve hayvancılıkla uğraşıp avcılık yapmaktaydı. Maharetli olmalarından dolayı bunlara Türkmen Türkçesinde “tuttuğunu koparan, becerikli ve başarılı” anlamında algır lakabı yakıştırılmış ve algır ilbegiler olarak anılmaya başlamışlardı. Bu lakap zamanla Algıröylü ve nihayet AlkırevIi şeklinde telaffuz edilmiş ve yirmi dört Oğuz boyunun birinin ismi haline gelmiştir. Öte yandan İlbeyli isminin farklı bir versiyonu olan Elbeyli deyimi üzerinde duran bazı yazarlar, söz konusu oymağa yabancı kabileden bey tayin edildiği ne istinaden bu adın verildiğini ileri sürmüşlerdi. Anadolu’nun bazı bölgelerinde bucak müdürü, vali ve mıntıka kumandanına el beyi denilmektedir. Anadolu dışında yaşayan Türkler de il beyi ile bir makamı kastetmektedirler. Örneğin İran Azerbaycan’ında Türkiye hududuna yakın Erdebil ve Karabağ bölgelerinde yaşayan Türk topluluklarından Şahseven grubu içerisinde ve reisIeri olmayan yedi oymağın her birine il beyi adlı bir zabit nezaret etmektedir.15 Günümüzde başta Sivas, Kahramanmaraş, Gaziantep, Kars ve Iğdır olmak üzere birçok yörede yer adı, şahıs adı ve soyadı olarak kullanılan bu kelimelerin Osmanlı Devleti zamanında da yaygın olarak kullanıldığına şüphe yoktur.  18. Yüzyılda yerleşik düzene geçerek bulundukları bölgeye İlbeyli kaza teşkilatı kurulmuştur. Bu durumu 2 asır koruduktan sonra Osmanlının son dönemlerine doğru bu statüyü kaybetmişlerdir. Cumhuriyet döneminin ekonomik ve sosyal şartları nedeniyle göçler başlamıştır ve hala kendilerini İlbeyli olarak tanıtmaktadırlar. Yine akrabalarının yaşadığı 42 köyde İlbeyli olarak tanınmaktadır. Anavatanları bugünkü Türkmenistan topraklarıdır.

İlbeyli Türkmenlerinin yayıldıkları saha yalnızca Sivas bölgesiyle sınırlı değildir. 15. yüzyılda Halep’in kuzeybatısı ile Maraş’ta da kalabalık bir İlbeyli grubunun varlığı bilinmektedir. Ağacan Beyoğlu, bunların 13. ve 14. asırlarda Ortadoğu’ya göç eden İlbegiler (Alkırevli-Karaevli Türkmenleri) olduğunu, yeni topraklarında küçük bir değişiklikle İlbeyliler diye adlandırıldıklarını ileri sürmektedir. Faruk Sümer’in görüşü ise, Maraş İlbeylileri olarak adlandırılan bu grubun Sivas’taki İlbeylilerle isim benzerliğinden başka hiçbir ortak taraflarının bulunmadığı yönündedir. Aynı müverrih bir başka çalışmasında, bu grubu Dulkadirli ulusu (Şam Bayadı) içerisinde göstermiştir. Nitekim çoğunluğu Akkoyunluların bakiyeleri olan ve doğu ve güneydoğu Anadolu’ya yayılmış bulunan Bozulus Türkmenlerini oluşturan aşiretlerden birisi de İbeylilerdir. 1540 yılında Bozulus içinde sadece beş hane ile temsil edilmekte olan bu grup Antep bölgesinde yaşamaktadır. Bunlar da Sivas’takiler gibi çiftçilik ve hayvancılıkla iştigal etmektedirler. Aynı zamanda Halkın başlıca gelir ve geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktı. Kazada yetişen arpa ve buğdaydan bir kısmı İstanbul ihtiyacı için Samsun iskelesinden deniz yoluyla başkente gönderilmekteydi.  İlbeyli kazasının Tanzimat arifesindeki demografik yapısına gelince, Osmanlı İmparatorluğu’nda 1831 yılında yapılan ilk resmi sayımda kazanın erkek nüfusu 2.501 olarak tespit edilmiştir. Nüfusun 950’si çocuk, 987’si genç, 564’ü de yaşlılardan oluşmaktadır.46 Bundan sonraki beş yıllık dönemde nüfusta önemli bir dalgalanma meydana gelmemiştir. Tanzimat’tan Sonra İlbeyli Kazası Tanzimat’ın ilanından sonra, o tarihe kadar değişik isimler altında alınan vergilerin yerine tek bir verginin ikamesi için hane reislerinin gelirlerinin tespiti maksadıyla temettü sayımlan yapılmış; sayımlardan elde edilen veriler temettüat defterlerinde toplanmıştır. İlbeyli halkının konargöçer geleneğinden gelmesi, kazada dokumacılık sektörünün gelişmesini sağlamıştır. Küçükbaş hayvanların yünlerinden elde edilen ve bitki kökleriyle renklendirilen iplerden dokunan kilimler sağlamlık ve zarafeti ile memleket sathında şöhret kazanmıştı. Özellikle kadınlar tarafından dokunan İlbeyli kilimleri mihraplı, kolanlı ve boncuklu gibi çeşitleriyle ün salmıştır. 19. yüzyılın ikinci yarısında Kafkasya’dan Anadolu’ya gelen Çerkez muhacirlerinden bir kısmı Sivas ve kazalarına yerleştirilmişti.

Günümüzde kendisini İlbeyli olarak kabul eden ve ağırlıklı olarak Sivas şehir merkeziyle şehrin güneybatısında kırk iki köyde yaşayan bu topluluğun kökenine ait bilinenler, bunların güneyden, Halep bölgesinden geldiği yönündeydi. Bu bilgi doğru olmakla birlikte, Halep’ten önceki vatanlarının neresi olduğu, bir soru olarak zihinlerde yer etmişti. İşte son yapılan çalışmalar bu konudaki soruları ortadan kaldırmış durumdadır. Gerek yukarıda atıfta bulunduğumuz Ağacan Beyoğlu’nun kapsamlı eseri, gerekse Sovyet Rusya’nın dağılmasından sonraki kültürel çalışmalar, Sivas İlbeylilerinin asıl vatanlarının günümüzdeki Türkmenistan coğrafyası olduğunu ortaya koymuştur. Bunların yirmi dört Oğuz boyundan Alkarevli boyuna mensup oldukları da ortadadır. 13. asırda Orta Asya’ dan Anadolu ‘ya vuku bulan göçler sırasında İlbeyli Türkmenleri Halep yoluyla Sivas’a gelmişlerdir. Yaklaşık beş asırlık konargöçer hayatından sonra 18. Asırda yerleşik düzene geçen İlbeylilerin meskûn oldukları bölgede aynı isimle kaza teşkilatı oluşturulmuş; İlbeyli kazası bu statüsünü iki asra yakın korumuştur. Osmanlı’nın son döneminde nahiye haline getirilen İlbeyli, daha sonra bu konumunu da kaybetmiştir. Cumhuriyet döneminin ekonomik ve sosyal şartlarından dolayı şehir merkeziyle birlikte büyük şehirlere de göç eden bu insanlar kendilerini hala İlbeyliler olarak tanımakta; akrabalarının yaşadığı kırk iki köyün bulunduğu bölge de halk arasında İlbeyli olarak bilinmektedir. Elbeyi ile Alka-Evli boyu arasındaki yakınlığı bizlere ilk defa Prof. Dr. Kemalettin Kuzucu “Osmanlı Döneminde Sivas İlbeylileri ve İlbeyli Kazası” adlı çalışmasında Halep’ten Sivas’a göç eden Türkmenlerin Alka-evli boyuna ait olduğunu İran bölgesine göç eden bir grubun da Beğdili boyuna ait olduğu kaynaklarda yer alır fakat tartışmalı bir durum olarak karşımıza çıkar ki hali hazırda araştırılmaya devam ediliyordur.

Yrd. Doç. Dr. Doğan Kaya, “Sivas İlbeyi Yöresi Türkmenleri Halk Şairleri” makalesinde bu tartışmaya yer vermiştir:

… İlbeyi Türkmenlerinin hangi Oğuz boyuna ait oluşları hakkında elimizde kesin bir bilgi yoktur. Bayat, Alkaevli veya Avşar boyuna ait olabileceğine dair bazı görüşler vardır.

Mehmet Aydın: “Bir kol da Sivas’ın güneyindeki Yeni-İl’e, önce beş altı oba olarak daha sonraları çevreden birleşenlerle bir arada yerleşmişlerdir. Bugün Sivas’ın güneybatısında bulunan Bayat boyundan 41 köy ve kasaba İlbeyli adını taşımakta…” derken onların Oğuzların Bayat boyundan geldiğini ileri sürer. (Aydın,1984:71)

Ağacan Beyoğlu ise, İlbeylileri Oğuzların Alkaevli boyuna bağlamıştır. Beyoğlu, “Türkmen Boylarının Tarih ve Etnografyası” adlı kitabında bize konuyla ilgili olarak şunları söylemektedir: “İlbeyi boyu kendi başına bir Türkmen boyu olarak ekin ekip, av avlayıp, hayvan besleyerek hayatlarını sürdürmüşlerdir. Bu İlbeylilere başarıları ve beceriklilerinden ötürü halk arasında ‘Algır İlbeğlileri’ de denilmiştir. Türkmen Türkçesinde ‘algır’, ‘tuttuğunu koparan, becerikli ve başarılı’ gibi manalara gelen bir kelimedir. (Beyoğlu,2000:51)

“İl-Beğliler denilen Oğuz Türkmen boyu, Türkistan’daki İlbeylilerle aynı kökten türemiş olmalıdır. 13. Ve 14. Asırlarda Ortadoğu’ya gitmiş olan İlbeylilerin (Alkırevli-Karaevli Türkmenleri) o topraklarda “İl-Beğliler” diye adlandırılmış olması mümkündür. (Beyoğlu, 2000:53)

Mahmut Işık ve Tahir Kutsi gibi araştırmacılar da İlbeylilerin Afşar boyundan geldiğini ifade etmişlerdir.

İlbeyi Türkmenlerinin 12. Yüzyılın sonlarında İran’ın Horasan bölgesinden Anadolu’ya geçtikleri tahmin edilmektedir. Bizleri bu düşünceye götüren Faruk Sümer’in ve Osman Turan’ın verdiği bilgiler olmuştur. Sümer: “1172 yılında Moğolların horasanı kesin olarak idareleri altına almaları üzerine de oraya yığılmış olan Türkmenlerin pek çoğu batıya doğru göç ederek Anadolu’ya ulaştılar…” demesi ve Osman Turanın da: “12. asır sonlarında, yakın şarka ve Türkiye’ye doğru yeni muhaceretler vuku buldu. Bu devirde hareket eden oğuz boyları arasında Moğol istilasından önce Yıva, Afşar, Begdili, Kınık ve Dögerlerin Anadolu’ya göçtüklerini kaynaklarda görüyor; vakfiyelerde adlarına göre diğer oğuz kabilelerini tespit ediyoruz.” Şeklindeki ifadeleriyle desteklemiş oluyoruz.

  1. Yüzyıl Anadolu’sunda oğuz boylarının yerleştikleri yerlerinin sancak dağılımlarına bakacak olursak Alkaevli boyu şu sancaklarda yer almıştır:

Kütahya sancağı, Karahisar-ı Sahib sancağı, Sultan önü sancağı, Hamid sancağı, Ankara sancağı, Bolu sancağı, Kastamonu sancağı, Kengiri sancağı, Kocaili sancağı, Hüdavendigar sancağı, Biga sancağı, Karesi sancağı, Saruhan sancağı, Menteşe sancağı, Teke sancağı, Alaiyye sancağı, Konya sancağı, Beyşehri sancağı, Akşehir sancağı, Larende sancağı, Aksaray sancağı, Niğde sancağı, Kayseriyye sancağı, İçil sancağı, Amasya sancağı, Çorumlu sancağı, Sivas sancağı, Tokat sancağı, Sonisa ve Niksar sancağı, Karahisar-i Şarki sancağı, Canik sancağı, Trabzon sancağı, Kemah sancağı, Bayburd sancağı, Malatya sancağı, Gerger ve Kâhta sancağı, Divriği sancağı, Darende sancağı, Amid sancağı, Mardin sancağı, Arapkir sancağı, Ergani sancağı, Siverek sancağı, Kığ sancağı, Çemişkezek sancağı, Ruha sancağı, Adana sancağı, Üzeyir sancağı, Tarsus sancağı, Sis sancağı, Maraş sancağı, Bozok sancağı, Ayıntap sancağı, Edirne ve Paşa sancağı, Erzurum sancağı.

KAYNAKÇA

Faruk Sümer-Oğuzlar- TDV İslam Ansiklopedisi
Ç.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt:26, Sayı:3,2017, Sayfa:45-59