ARAP DÜNYASINDA TÜRKMEN VARLIĞI

5
(1)
ARAP DÜNYASINDA TÜRKMEN VARLIĞISenan Kazımoğlu

Geçenlerde Filistin ile ilgili araştırma yaparken karşıma Filistin Türkmenlerine ait bir dernek çıktı. Dernek başkanına ulaştım. Başkan, Türkmen olduklarının farkında olduklarını ancak maalesef Türkçeyi unuttuklarını söyledi. Konuştukça çok şaşırmıştım. Filistin’de Türkmen olabileceğini tahmin ediyordum ancak bölgede bu kadar büyük bir Türk varlığının olduğundan habersizdim. Aslında mantıken de asırlarca Türk yurdu olan bu bölgede Türklerin olmaması imkânsızdı. Bu düşünceyle “Arap Coğrafyasındaki Türkmenler” başlığı altında bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Yazıyı hazırlarken Prof. Dr. Metin Akar Hoca’nın 1993 yılında Türklük Araştırmaları dergisinin 7. cildinde yayımlanan makalesi dikkatimi çekti. Fas Arapçasında Osmanlı Türkçesinden Alınmış Kelimeler adlı makalesinde hoca, Arap coğrafyasında bulunan Türklerle ilgili şunları söylüyor:

“Arap dünyasında hâlâ Türk asıllı aileler mevcuttur. Bunların nüfusu; Irak’ta 2 milyon, Suriye’de 3.5 milyon, Mısır’da 1.5 milyon, Cezayir’de 1 milyon, Tunus’ta 500 bin, Suudi Arabistan’da 150 bin, Libya’da 50 bin, Ürdün’de 60 bin olmak üzere toplamda yaklaşık 8 milyon 760 bin civarındadır.”

Hocanın bu tespiti, beni bu konuya daha fazla vakit ayırmaya sevk etti. 1993 yılı için neredeyse 9 milyonluk bir nüfus çok büyük bir sayı. Üstelik Hoca burada Lübnan, Yemen ve Filistin gibi ülkelerden hiç bahsetmemiş. Biz de kollarımızı sıvayarak “Bismillah” diyoruz.

Irak ve Suriye Türkmenleri bilindiği için yazıyı uzatmamak adına bu ülkeleri es geçiyorum. Ancak Suriye Türkmenleriyle ilgili şu önemli noktayı belirtmek gerekiyor: Bilinenin aksine Suriye Türkmenlerinin yaşadığı bölgeler sadece Halep ve Bayırbucak’tan ibaret değil. Hama, Humus, Şam ve Dera şehirlerinin hem merkezlerinde hem de kırsal bölgelerinde on binlerce Türkmen yaşamaktadır. Hatta bu bölgelerde nüfusunun tamamı Türkmen olan köy ve kasabalar da bulunmaktadır.

Buradaki Türkmenlerin bir kısmı eski dönemlerden beri varlığını sürdüren topluluklardan oluşsa da bazı Türkmenler, Osmanlı döneminde yerleşenlerden veya daha sonra göç edenlerden oluşmaktadır. Özellikle eski bir Türk yurdu olan Golan Tepeleri’nin İsrail tarafından işgal edilmesinden sonra pek çok Türkmen, Suriye’nin iç kesimlerine göç etmek zorunda kalmıştır.

Suriye’den sonra haritaya göre ilerlediğimizde karşımıza Lübnan Türkmenleri çıkmaktadır. Lübnan, sosyolojik yapısı itibariyle her zaman dikkat çeken bir ülke olmuştur. Bu kadar farklı grupların arasında her ne kadar sesleri duyulmasa da Lübnan’da çok eski zamanlardan beri var olan Türkmen bir nüfus mevcuttur.

Bu nüfus sadece Osmanlı döneminde değil, ondan önce de bölgeye yerleşen Türkmen gruplarıyla oluşmuştur. Ülkenin farklı bölgelerine gelen Türk nüfusun geliş süreçleri Tolunoğulları, Selçuklular, Zengiler, Memlükler ve Osmanlı dönemlerine dayanmaktadır. Ayrıca, Girit’teki Yunan katliamından kaçan Türklerin de buraya sığındığı bilinmektedir.

Genel olarak Lübnan’daki Türkmenlerin sayısının 60 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bunun yanında İsrail-Filistin ve İsrail-Suriye savaşları ile Suriye’deki iç savaş sonrasında yüz binlerce Türkmen’in Lübnan’a sığındığı düşünülmektedir. Ancak ne yazık ki bu kadar çok Türkmen arasında Türkçe bilenlerin sayısı oldukça azdır. Bilenlerin çoğunu da yaşlı kesim oluşturmaktadır.

Bölgede Türkmenlerin yaşadığı bir diğer ülke Ürdün. Sayılarının 50.000 ile 60.000 civarında olduğu düşünülen Ürdün Türkmenleri, esasen ülkenin başkenti Amman ve Medeba vilayetlerinde yaşamaktadır. Ürdün’e ilk Türk göçleri Emeviler zamanında başlamış ve Osmanlı’nın son dönemine kadar devam etmiştir. Ancak Ürdün’de okuma yazma oranının düşük olması ve Türkçenin unutulması nedeniyle Türkmenler, kültürel olarak varlık mücadelesi vermeye devam etmektedir.

Arap coğrafyasında Türkmenlerin en yoğun yaşadığı ülkelerden biri de Filistin’dir. 1987 tahminlerine göre 500.000’den fazla Türkmen’in bölgede yaşadığı belirtilmektedir. Bölgedeki ilk Türkmen yerleşimleri bin yıldan öncesine dayanıyor. 1060-1080 yılları arasında Filistin’e yerleşen Türkmenler, bölgedeki Türk devletlerinin hükümranlığı ile daha da çoğalmıştır.

Bunda, Filistin’in ticaret yolları üzerinde bulunması ve bölgedeki devletlerin Haçlılara karşı kutsal mekânları koruma amacıyla, savaşçılığıyla bilinen Türkmenleri bölgeye yerleştirme isteği de önemli bir rol oynamıştır.

Osmanlı sonrası İngiliz ve İsrail saldırılarına maruz kalan Filistin Türkmenleri zor günler geçirmiştir. Saldırılar nedeniyle civar ülkelere göç etmek zorunda kalan Türkmenler, birbirlerinden ayrı düşmüştür. İsrail’in hedef aldığı Filistin’deki Türkmen mahalleleri yoğunluk teşkil etmektedir.

Örneğin, iki yıldan fazla süredir devam eden İsrail’in Gazze saldırıları sırasında yok edilen Eş-Şecaiyye Mahallesi’nde 57.000’den fazla Türkmen’in yaşadığı bilinmekteydi. Günümüzde her ne kadar İsrail saldırıları nedeniyle büyük sıkıntılar yaşansa da Filistin Türkmenleri hâlâ önemli bir nüfusa sahiptir.

Tolunoğulları Devleti’yle başladığı düşünülen Mısır’daki Türk varlığı, sırasıyla Akşitler, Eyyubiler, Memlükler ve Osmanlı Devleti ile devam etmiştir. Ayrıca, Yunan mezaliminden kaçan bazı Giritli Türklerin de Mısır’a sığındığı bilinmektedir.

Tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan Mısır, uzun süre Türk kontrolünde kalmış ve bölgede Türk varlığı etkisini güçlü bir şekilde göstermiştir. Hatta bu etki 20. yüzyılın başlarına kadar devam etmiştir.

Öyle ki Türkçülüğün manifestosu sayılan “Üç Tarz-ı Siyaset” eserini Yusuf Akçura, 1904 yılında Kahire’de yayımlanan Türk adlı gazetede kaleme almıştır.

Günümüzde 1.5-2 milyon civarında olduğu düşünülen Mısır Türklerinin büyük bir kısmı dillerini unutmuş olsa da önemli bir kesimi hâlâ millî kimliklerinin bilincindedir.

Stratejik bir konumda bulunan Yemen’e Türklerin gelişi büyük ihtimalle Eyyubiler döneminde olmuştur. Yemen halkının iç karışıklıklar nedeniyle Mısır’daki Eyyubilerden yardım istemesi üzerine, Selahaddin Eyyubi bölgeye kardeşi Şemsüddevle Turanşah’ı göndermiştir. Böylece Eyyubi ordusu içinde bulunan Türkmenler zamanla bölgeye yerleşmiştir.

Selahaddin Eyyubi, kardeşinden sonra oğlu Tuğtekin’i ve daha sonra ünlü kumandanlarından Kutluğ Ebe’yi de Yemen’e göndermiştir. Bu sayede Türklerin bölgedeki varlığı güçlenmiştir.

Eyyubilerden sonra Yemen, Türk soyundan geldiği düşünülen Resulîler’in kontrolüne girmiş ve 200 yıl boyunca bu hanedan tarafından yönetilmiştir. Daha sonra Tahirîler bölgeyi ele geçirmiştir. Osmanlı’nın bölgeye gelişiyle birlikte Yemen yeniden Türk egemenliğine girmiş ve I. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Osmanlı kontrolünde kalmıştır.

Günümüzde hâlâ iç karışıklıklar ve savaşlarla anılan Yemen’de 10.000 ila 100.000 arasında Türk nüfusun olduğu tahmin edilmektedir. Bunların yaklaşık 6.000’i başkent Sana’da yaşamaktadır.

Yukarıda adı geçen ülkeler dışında Libya, Cezayir ve Tunus’ta da çok büyük Türk nüfusunun yaşadığı bilinmektedir. Bu ülkelerin bazılarında Türkler, nüfusun %25’ini oluştururken bazılarında Araplar ve Berberilerden sonra üçüncü büyük etnik grup konumundadır.

Ancak, Allah ömür verirse bu konuyla ilgili ayrı bir yazı hazırlamayı düşündüğümden, şimdilik bu konuyu detaylandırmadan yazıyı burada noktalıyorum.

Bu yazı ne kadar faydalıydı?

Puan vermek için bir yıldıza tıklayın!

Ortalama puan 5 / 5. Oy sayısı: 1

Henüz oy yok! Bu yazıyı ilk siz değerlendirin.

Bu yazıyı faydalı bulduysanız...

Bizi sosyal medyada takip edin!

Bu yazının sizin için faydalı olmamasından dolayı üzgünüz!

Tell us how we can improve this post?

Yorum bırakın