

İnsan ister bedenen ister zihnen çalışsın, meşru zeminde ve iyi niyetlerle hareket ettiği müddetçe övülmeye değer bir iş yapmaktadır. Kendinin ve çoluk çocuğunun maişetini kazanmak için helal yollardan ekmeğini çıkarmak isteyen kimseleri dinimiz över. Yüce Peygamberimiz, bu sebepten ‘’İnsan, kendi el emeğinden daha hayırlı bir gelir kazanmamıştır.’’ diye buyururlar.
Şanlı kitabımız Kur’an-ı Kerim’de, insan devamlı olarak din ve dünyası için çalışmaya teşvik olunur, insanların boş ve tembel oturması istenmez. Kur’an-ı Kerim’de, çalışarak yorulmak övülür. ‘’O halde, boş kaldın mı hemen yorul.’’ diye emredilir (Bkz. Kur’an’ı Kerim, El-İnşirah Suresi, ayet: 7). Yine mukaddes kitabımızın Cuma Suresi’nde: “Artık namaz kılınınca, yeryüzüne dağılırız. Allah’ın fazlından (nasip) arayın.’’ diye buyurulur. (Bkz. Cuma Suresi, ayet: 10).
İslamiyet; tembelliği, dilenciliği ve tufeyliliği sevmez. İslam’da hor ve hakir görülen çalışmamak ve parazit yaşamaktır. Kur’an-ı Kerim’in açık hükümlerine göre gerçek bir Müslüman ‘’Allah’tan başkasına kulluk etmez ve Allah’tan başkasından istemez.’’ (Bkz. Fatiha Suresi, ayet: 4). Yüce ve Şanlı Peygamberimiz; ‘’İnsanlardan hiçbir şey dilenme.’’ diye buyurur (Sünen-i Ebu Davut). Yine O ‘’Veren el, alan elden daha hayırlıdır.’’ ölçüsünü koyar (Buhârî). İslâmiyet; insanların şerefini, meşru yollardan maişetini kazanmak için tuttuğu iş ve meslekte aramamıştır. İslâm’a göre, maişetini helal yollardan kazanmak için çırpınan ve cemiyetin aşağı bulduğu iş ve mesleklerde çalışan bir mümin, cemiyetin en yüksek katlarında yaşayan tufeyli ve gayr-ı meşru gelir kapıları arayan haramzadelerden elbette daha şereflidir. Bu konuda yüce peygamberimiz şöyle buyururlar: ‘’Helal kazanmak için, beğenilmeyen bir yerde bulunana cennet vacip olur.’’ (Bkz. İmam-ı Gazali, Kimyay-ı Saadet, (A.F. Meyan), 1971, s. 234). İslâm dinine göre, hiç kimse, sahip olduğu paraya, mala, mülke ve maddi zenginliğe binaen şerefli ve üstün adam sayılamaz. İslamiyet, sırf parası ve maddi gücü var diye insanlara saygı duyulmasını kesin olarak meneder. Yüce ve şanlı peygamberimiz bu konuda şöyle buyuruyorlar: ‘’Zalim olmasa bile bir zengine, zenginliğinden dolayı tevazu edenin dininin yarısı gider.’’ (Bkz. A.g.e. s. 271). Yine yüce peygamberimiz şöyle buyururlar: ‘’Zalime, Allah sana uzun ömür versin diyen, yeryüzünde Allahuteala’nın yasak ettiği şeyleri yapmak isteyen bir kimsenin daima bulunmasını ister.’’ (a.g.e. s. 271). İslamiyet, ilmi ve ilim adamını övmekle beraber, ilim adamının hak ve hakikat aşkı ile dolu olmasını, gerçekleri dosdoğru ortaya koymasını dünyalık için değil Allah rızası için çalışması gerektiğini ister. Yüce Peygamberimiz bu konuda şöyle buyuruyorlar: ‘’İlminden maksadı, Allahuteala olan âlimden herkes korkar, maksadı dünya olan âlim ise herkesten korkar.’’ (a.g.e. s. 273). Şanlı peygamberimizin şu muhteşem hadislerini; zulme uşaklık eden, dalkavuk, riyakâr ve dünyaya tapınan ilim adamlarına (!), profesörlere (!) ve yağlı lokmaların peşinde bulunan uzmanlara (!) ithaf ediyorum. Şanlı peygamberimiz buyuruyor ki “Benden sonra zalim idareciler gelir. Onların yanlarında bulunan ve zulümlerine göz yuman ve bu hareketleri beğenenler, benden değildir. Kıyamette, benim havuzumdan su içemezler.’’ (a.g.e. s. 270).
Görüldüğü üzere İslam ekonomi sisteminde insanlar zenginliklerine, makam ve mevkilerine göre şeref kazanmazlar. İyi niyetli olan, meşru zeminde çalışan, hakka riayet eden herkes ister bedenen ister zihnen çalışsın, takvası ölçüsünde şeref kazanır. İnsanlar, ekonomik güçlerine göre şeref bakımından sınıflandırılamazlar.
KAYNAKÇA
Seyyid Ahmet Arvasi, Türk İslam Ülküsü, Bilgeoğuz Yayınları, İstanbul 2009, sf. 102

