
Her sömürge ve emperyalist rejimde olduğu gibi Rus sömürgeciliği de işgal ettiği milletin tarihini kendi istediği gibi yazmaktadır. Sömürge tarihçiliğine göre Ruslar Azerbaycan’a geldiklerinde millet onları ellerinde güllerle, çiçeklerle, sevinç ve neşeyle karşılamıştı. Sözde “kurtarıcı Rus” Azerbaycan’ı ve Azerbaycan Türklerini feodal yapılardan kurtarmıştı (!) Bu, işgalcilerin bize yıllarca anlatıp inandırmak istedikleri tarihti. Fakat gerçek tarih bize bambaşka şeyler söylemektedir.
Rusya’nın Kuzey Azerbaycan’ın işgalini tamamladığı 1828 yılından itibaren Rus işgali dayanılmaz boyutlara ulaştı. Ruslar Azerbaycan toprakları üzerinde türlü oyunlar kurarak millete zulmediyordu. Köylülerin topraklarını zorla ellerinden alıyor, bölgeye başta Ermeniler olmak üzere yabancı unsurları göç ettiriyor, koydukları ağır vergilerle halkı belini doğrultamaz hâle getiriyorlardı. Bununla da yetinmeyen Ruslar, içeriden adamlar devşirerek onlara belli statüler veriyor ve çoğu zaman millete bu kişiler üzerinden zulüm uyguluyorlardı.
Ruslardan emir alan yerli ağa, bey ve tüccar takımı da kendi milletinin kanına susamıştı. İşgalcilerin isteklerinden katbekat fazlasını kendilerine pay çıkaran bu yapılar, millete karşı bazen düşmandan bile beter davranıyordu. Ruslar bunu bilerek körüklüyor, nefreti yerli memurlara yönlendirerek kendilerini geri planda tutuyor bazen de doğrudan müdahale ederek gerçek yüzlerini gösteriyorlardı. Fakat halk durumun farkındaydı. Ülkede rüşvet, adam kayırma, hukuksuzluk ve düzensizlik alabildiğine yayılmıştı.
Bu sebepten Ruslara karşı Azerbaycan’ın farklı bölgelerinde isyanlar görülüyordu. Buna 1830’da Car Balaken İsyanı, 1831’de Lenkeran İsyanı, 1837’de Kuba İsyanı, 1838’de Şeki İsyanı’nı gösterebiliriz. Bunun yanında Azerbaycan Türkleri ilk önceleri işgalcilere karşı pasif mücadeleyi tercih ederek günümüzdeki tabirle boykot yoluna gidiyordu. Vergi vermemek, Rus mallarını almamak, onların emirlerine uymamak ve toplumsal hafızada her kötülüğün kaynağı olarak Rusları göstermek bu direnişin yöntemleriydi.
Ancak zulüm arşa dayandığında ve pasif mücadele fayda etmediğinde milletin içinden çıkan kahramanlar, halkı korumak için işgalci Ruslara ve yerli işbirlikçilerine karşı silahlı mücadeleye atıldılar. Ruslara karşı verilen ve Azerbaycan millî bağımsızlık tarihinde özel bir yeri olan bu mücadeleye “Kaçak Harekâtı” denilir. Bu hareketin liderlerine ise millet “Kaçak” adını vermiştir. Konudan uzaklaşmadan belirtmek gerekir ki Anadolu’daki Millî Mücadele döneminde ilk Kuvayı Milliye birlikleri de benzer şekilde “Kaçak” olarak adlandırılmıştır.
Azerbaycan Türkleri Kaçakları bağırlarına basmış, onları adeta bir kurtarıcı olarak görmüştür. Kaçakların şanına şiirler, türküler ve destanlar söylenmiş; millet, bu yiğit evlatlarını dillerinden düşürmemiştir. Halkın her türlü desteğini alan Kaçaklar, Rus işgal kuvvetlerine ve yerli işbirlikçilerine adeta kök söktürmüştür. İşgalcilerin bütün hile, tuzak ve baskılarına rağmen Kaçak Harekâtı Azerbaycan’ın dört bir yanına yayılmıştır.
Kuba’da Kaçak Mayıl, Kazah’ta Kaçak Kerem, Balasöyün, İsfendiyar, Karabağ’da Süleyman ve Murtuza, Şuşa’da Memmed Bey Kavaler, Zengezur’da Kaçak Nebi ve Sultan Bey, Gence’de Deli Alı ve Gember, Zakatala’da Yusuf, Şeki’de Kutkaşenli Kerim Efendi gibi isimler buna örnektir. Bu kaçaklardan bazıları üzerinde özellikle durmak istiyorum.
Kaçaklar ve Kaçak Harekâtı denilince Azerbaycan Türklerinin aklına gelen ilk şahıs istisnasız Kaçak Nebi’dir. 1854 yılında Azerbaycan’ın Kubadlı rayonunda doğan Nebi, kahramanlıklarıyla milletin gönlünde taht kurmuştur. Vefatından uzun yıllar geçmesine rağmen hâlâ halkın hafızasında yaşamaktadır. Şanına şiirler, türküler ve destanlar söylenmiştir. Kaçak Nebi’yi anlatan bir film de bulunmaktadır. Sadece Nebi için değil, hayat arkadaşı Hecer Hanım için de şiirler yazılmıştır. Bu şiirlerden anlaşıldığı kadarıyla Hecer Hanım, Kaçak Nebi’ye yaraşır derecede yiğit ve cesur bir kadındır.
Kaçak Nebi hakkında söylenen şiirlerden bazılarına göz atalım:
Nebinin gözleri aladı, ala,
Koç Nebi oluptur düşmana bela,
Nebinin meskeni uca (yüce) bir kala,
Koy sana desinler ay Kaçak Nebi,
Hecer’i özünden ay koçak (yiğit) Nebi.
Dağların başları dumandı, duman,
Nebiden çekirler zalımlar aman,
Koç Köroğlu kimi (gibi) Nebi kahraman,
Koy sana desinler ay Kaçak Nebi,
Hecer’i özünden ay koçak Nebi.
Nebinin bığları eşme eşmedi,
Papağı gülleden (kurşundan) deşme deşmedi (delik deşik),
Nebinin atını heç at geçmedi,
Koy sana desinler ay Kaçak Nebi,
Hecer’i özünden ay koçak Nebi.
Nebinin kaşları karadır, kara,
Düşmen yüreğine vurubdu yara,
Beyleri, hanları getirib zara (bıktırmış),
Koy sana desinler ay Kaçak Nebi,
Hecer’i özünden ay koçak Nebi.
Bir başka şiirde ise Hecer Hanım’ın dilinden şöyle söylenmiştir:
Gazamat (hapishane) istidi (sıcak) yatabilmirem,
Ayakta gandalaq (kelepçe) kaçabilmirem,
Açar (anahtar) Urustadı (rus) açabilmirem,
Menim bu günümde gelesen Nebi,
Gazamat dalını delesen Nebi.
Kaçak Nebi’nin dilinden söylenen bir başka şiirde de şöyle denir:
Ne düşübsünüz fağır (sakin, zavallı) halkım canına,
Rahminiz gelmeyir (merhamet etmek) akan kanına,
Mert merdane durup geldim yanına,
Bacarırsan (başarabilirsen) indi özün tut meni,
Beyler üçün anam doğup kurt meni.
Mert oğluyam, beyden, handan kaçağam,
Düşmenin gözüne iti (keskin) bıçağam,
Yoksul üçün ipek kimi yumşağam,
Sizin üçün anam doğup sert meni,
Bacarırsan indi özün tut meni.
Gel Nebinin yahşı bak sen boyuna,
Evini dönderer matem toyuna,
Sizin kimi sürü sürü koyuna,
Anam doğup iti dişli kurt meni,
Bacarırsan indi özün tut meni.
Bir diğer şiirde ise şöyle söylenir:
Nebinin atlısı ellidir, beştir,
Kırk güzel içinde Hacer’i seçti,
Gülleler urusun böğrünü deşti (deldi),
Koy mene desinler ay Kaçak Nebi,
Arvadı (hanımı) özünden ay koçak Nebi.
Kaçak Nebi ile ilgili bu destanlar uzayıp gider. Kaçak Nebi yalnızca Kuzey Azerbaycan’da değil, zaman zaman Aras Nehri’ni geçerek güneydeki soydaşlarına da el uzatıyordu.
Kaçaklar sadece Ruslara ve onların yerli iş birlikçilerine karşı değil, Rusların Azerbaycan’ın başına bela ettiği Ermenilere karşı da mücadele ediyordu. Azerbaycan tarihine 1905–1906 Soykırımı olarak geçen bu kanlı dönemde, Rusların açık desteğiyle Ermeni terör örgütleri neredeyse Azerbaycan’ın bütün bölgelerinde katliamlara girişti. Ermenilere Rusların desteği o kadar fazlaydı ki Ermenilerin püskürtüldükleri yerlerde dahi Rus askerleri devreye giriyor ve ağır silahlarla Azerbaycan Türklerini katlediyordu.
Bu katliamlardan en az yarayla kurtulan nadir yerlerden biri Gence şehriydi. Silahsız Azerbaycan Türklerini katletmek için planlar yapan Rus ve Ermeni kuvvetlerinin harekâtları Gence’deki Azerbaycan aydınlarına ulaşınca Genceliler meşhur Kaçak Deli Alı’yı yardıma çağırdı. Ermeniler baskına hazırlanırken harekete geçen Deli Alı’nın kuvvetleri, Rus destekli Ermeni birliklerini darmadağın etti. Ardından düşman tarafı araya aracılar koyarak af dileyip canını zor kurtarabildi. Böylece Kaçaklar Gence halkını topyekûn yok olmaktan kurtardı.
Sadece Çarlık Rusya’sı döneminde değil, Bolşeviklere karşı savaşan Kaçaklar da vardı. Bunların başında Kaçak Mecid Ağa gelmektedir. Soyu Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’a dayanan Kaçak Mecid, özellikle Azerbaycan’ın kuzeybatı taraflarında faaliyet göstermiş ve düşmana aman vermemiştir. Mücadelesine Çarlık döneminde başlayan Kaçak Mecid, 1918 yılında Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulmasında büyük katkı sağlamış, Rus ve Taşnak kuvvetlerine bölgede geçit vermeyerek halkı katliamlardan korumuştur.
Cumhuriyet kurulduktan sonra devlet görevlisi olarak hizmet etmiş, Bolşevik işgalinden sonra ise yeniden mücadeleye atılmıştır. İlk olarak Gence’de başlayan isyana destek vermiş, isyan bastırılınca dağlara çekilmiş ve mücadelesini 1930 yılına kadar sürdürmüştür. Defalarca Rus ve Ermeni kuvvetlerini dağıtan Kaçak Mecid, düşmana bölgede rahat vermemiştir. Son olarak Sovyet rejimiyle girilen çatışmada Rus komutanı etkisiz hâle getirip düşmana ağır kayıplar verdiyse de yiyecek ve cephanesi tükenmiştir. Abdest alıp namaz kıldıktan sonra önce beylik alameti sayılan atını vurmuş, ardından Rusların eline geçmemek için son kurşunuyla hayatına son vermiştir. Kaçak Mecid’in naaşının hemen yanında bulunun tüfeğinin kabzasına son sözleri olarak şunları yazmıştı: “Mecid, Mecid’i vurdu.”
Bu mücadele zincirine, 1930’lu yıllara kadar direnişini sürdüren Samuhlu Kaçak Memmed Kasım da eklenebilir.
Kaçak mücadelesinde yalnızca erkekler değil Hecer Hanım, Mehri Hanım, Nigar Hanım ve Kaçak Gülsüm gibi kahraman Türk kadınları da iştirak etmiştir. Özellikle Kaçak Gülsüm’den ayrıca bahsetmek gerekir. Rus rejiminin yerli memurları babasından haksız vergi talep etmiş, alamayınca da gözleri önünde işkence yapmıştır. Buna dayanamayan Gülsüm, memurları oracıkta öldürerek dağlara çekilmiştir. Kendini gizlemek için Kaçak Süleyman adını kullanmış ve uzun süre erkeklere liderlik etmiştir. Her yerde nam salan bu kahramanın aslında Kaçak Gülsüm olduğu ise çok sonradan anlaşılmıştır.
Velhasıl, Azerbaycan’da Rus işgaliyle başlayan bağımsızlık mücadelesi, özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan Kaçak Harekâtı’yla yeni bir safhaya taşınmıştır. 1930’lu yıllara kadar süren bu direniş, Azerbaycan Türklerinin bağımsızlık ve özgürlüğe ne kadar bağlı olduklarının açık bir ispatıdır. Azerbaycan Türkleri hiçbir zaman Rus işgaliyle barışmamış, ele geçen her fırsatta düşmana karşı mücadele etmiştir. Kaçak atalarımızdan ilham alınan özgürlük ve mücadele ruhu 1918’de ve son olarak 1991’de yeniden bağımsızlığın kazanılmasıyla sonuçlanmıştır.

