
Üç ulu isimle ceme başlarız,
Allah bir, Muhammet Ali diyerek,
Müminleri sever, münkir taşlarız,
Hünkâr Hacı Bektaş Veli diyerek.
Özet
Bu çalışma, Alevi inanç sisteminin kurucu ve merkezî anlatılarından biri olan Kırklar Cemi’ni tarihî arka planı, teolojik anlam dünyası ve içtimai işlevleriyle birlikte ele almayı amaçlamaktadır. Alevilikte cem erkânının mitolojik ve sembolik temeli olarak kabul edilen Kırklar Cemi, yalnızca geçmişte yaşandığına inanılan kutsal bir menkıbe değil Alevi düşüncesinde birlik (tevhit), rıza, ikrar, eşitlik ve paylaşım gibi temel ilkelerin yoğunlaştığı bir sembol alanıdır. Bu yönüyle Kırklar Cemi, Alevi inanç ve ahlak sisteminin kavram bağlamında çekirdeğini oluşturan kurucu bir anlatı niteliği taşımaktadır.
Alevilikte ibadet anlayışı, bireysel dindarlık biçimlerinden ziyade topluluk merkezli bir ahlak ve rızalık düzeni üzerine kuruludur. Cem erkânı, bu anlayışın ibadet düzeyindeki karşılığıdır. Kırklar Cemi anlatısı ise cem erkânının yalnızca şekli unsurlarını değil aynı zamanda ruhunu ve anlam çerçevesini belirler. “Bir can kırk beden” anlayışıyla ifade edilen bu anlatı, tevhidin yalnızca metafizik bir ilke olarak değil içtimai birlik ve eşitlik fikri olarak da kavrandığını göstermektedir. Bu bağlamda Kırklar Cemi, Alevilikte bireyin topluluk içinde eridiği değil topluluk içinde kemale erdiği bir dünya görüşünün sembolik ifadesidir.
Çalışmada, başta Buyruk ve Vilâyetnâme olmak üzere klasik Alevi kaynakları, nefesler ve sözlü kültür ürünleri ile çağdaş akademik literatür birlikte değerlendirilmiştir. Nitel araştırma yöntemi çerçevesinde yapılan bu inceleme, Kırklar Cemi anlatısının tarihi gerçekliğinden ziyade işlevsel ve sembolik değerine odaklanmaktadır. Zira akademik yaklaşımlar, Kırklar Cemi’nin birebir tarihî bir olaydan çok Alevi inanç sisteminin temel ilkelerini görünür kılan kurucu bir mit olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Buradaki mit kavramı, hayalî veya gerçek dışı bir anlatıyı değil değer üreten, içtimai düzen kuran ve inanç sistemine anlam kazandıran sembolik bir yapıyı ifade etmektedir.
Kırklar Cemi anlatısının cem erkânı üzerindeki etkisi, özellikle On İki Hizmet sistemi üzerinden açık biçimde gözlemlenmektedir. Cem meydanında yerine getirilen her hizmet, hem On İki İmam’a atıfla dini bir anlam taşımakta hem de Kırklar Meclisi’nde icra edildiğine inanılan hizmetlerin sembolik devamı olarak görülmektedir. Çerağın uyandırılması ilahi nurun tecellisini, semah kozmik devranı, lokma paylaşımı ise rızalık esaslı içtimai dayanışmayı temsil etmektedir. Bu ibadet yapısı, Alevilikte inanç ile sosyal hayatın birbirinden ayrılmadığını; aksine iç içe geçtiğini göstermektedir.
Araştırmada ulaşılan temel bulgulardan biri, cem erkânının ve ona kaynaklık eden Kırklar Cemi anlatısının, Alevi topluluklarında güçlü bir içtimai teşkilatlanma modeli sunduğudur. Cem meydanı, yalnızca ibadetin icra edildiği bir mekân değil aynı zamanda küskünlerin barıştırıldığı, içtimai sorunların çözümlendiği ve ahlaki denetimin sağlandığı bir uzlaşı alanıdır. Ceme dargın girilememesi, rızalık alınmadan erkânın başlatılamaması, bu ibadetin içtimai barışı koruyan bir işlev üstlendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu yönüyle Kırklar Cemi, Alevi topluluklarında hukuki ve ahlaki düzenin sembolik kaynağı olarak da değerlendirilebilir.
Sonuç olarak Kırklar Cemi, Alevilikte yalnızca geçmişe ait kutsal bir anlatının hatırası değil her cem erkânında yeniden üretilen, yaşayan ve içtimai birlikteliği pekiştiren dinamik bir inanç unsurudur. TevhitTevhid, rıza ve ikrar ilkeleri etrafında şekillenen bu anlatı, Alevi inanç sisteminin hem düşünce boyutunu hem de pratik boyutunu anlamada anahtar bir rol oynamaktadır. Kırklar Cemi’nin doğru biçimde kavranması, Aleviliğin ibadet yapısını olduğu kadar, içtimai ahlak anlayışını ve kültürel sürekliliğini de daha bütüncül bir perspektifle değerlendirmeye imkân sunmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Alevilik, Kırklar Cemi, Ayin-i Cem, TevhitTevhid, İkrar, Rıza, On İki Hizmet
Giriş
Alevilik, İslam medeniyet dairesi içinde tarihi süreçte şekillenmiş; Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan Türk tasavvuf geleneğinin, Türk’ün kültürel tecrübeleri ile hercümerçhercümerc olması sonucu ortaya çıkan özgün bir inanç ve hayat anlayışıdır. Bu yönüyle Alevilik, yalnızca teolojik bir sistem değil(;X); aynı zamanda ahlaki, içtimai ve kültürel bir bütünlük sunan irfan geleneğidir. Türklerin İslam’ı algılama ve yaşama biçiminde belirleyici olan bu yorum, özellikle Ahmed Yesevi geleneği ile şekillenen tasavvufi düşüncenin, Anadolu coğrafyasında Hacı Bektaş Veli ve çevresindeki erenler aracılığıyla yeniden yorumlanmasının bir sonucu olarak değerlendirilebilir.
Alevilikte dinî hayat, bireysel ibadet merkezli bir anlayıştan ziyade topluluk esasına dayanan bir rızalık ve paylaşım düzeni üzerine kuruludur. Bu düzen, insanın yalnızca Tanrı ile değil(,X), aynı zamanda toplumla ve diğer “can”larla kurduğu ilişkiyi de ahlaki bir çerçeveye oturtur. Dolayısıyla Alevilikte inanç, yalnızca inananın iç dünyasında yaşanan bir yönelim değil (;X); gündelik hayatı, toplumsal ilişkileri ve ahlaki sorumlulukları kapsayan bütüncül bir yaşam pratiğidir. Bu bütünlük ibadet, sözlü kültür ve mitolojik anlatılar aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.
Alevi inanç sisteminde bu bütünlüğün en görünür ve kurucu tezahürü, toplu ibadetin temel biçimi olan cem erkânıdır. Cem, yalnızca bir ibadet değil; aynı zamanda ahlaki denetimin sağlandığı, rızalığın tesis edildiği ve içtimai barışın korunduğu bir fiildir. Cem meydanı, bireylerin eşitlik temelinde yüz yüze geldiği, statülerin ve dünyevi farklılıkların askıya alındığı sembolik bir alan olarak karşımıza çıkar. Bu yönüyle cem, Alevilikte dinî pratik ile sosyal düzenin birbirinden ayrılmadığını açık biçimde ortaya koyar.
Cem erkânının mitolojik ve sembolik temeli ise Kırklar Cemi anlatısına dayanmaktadır. Bu anlatı, Hz. Ali’nin öncülüğünde kırk erenin bir araya geldiği, ilahi sırların paylaşıldığı ve Alevi erkânının ilk biçimini aldığı kutsal bir meclisi ifade eder. Kırklar Cemi, Alevi öğretisinde yalnızca geçmişte yaşandığına inanılan bir olayın anlatımı değil; cem erkânının anlam dünyasını kuran temel referans noktasıdır. Anlatıda öne çıkan “bir can kırk beden” anlayışı, tevhidin yalnızca metafizik bir ilke olarak değil, toplumsal birlik ve eşitlik fikri olarak da kavrandığını göstermektedir.
Bu bağlamda Kırklar Cemi, Alevilikte bireyin tek başına kemale eremeyeceği; ancak topluluk içinde, rızalık ve ikrar temelinde olgunlaşabileceği düşüncesinin sembolik ifadesidir. Kırk sayısı, tasavvuf geleneğinde kemali ve tamamlanmışlığı temsil ederken; Kırklar Meclisi, hakikat yolunda ermiş canların oluşturduğu ideal topluluğu simgeler. Bu sembolik yapı, cem erkânında icra edilen On İki Hizmet’ten semah devranına, lokma paylaşımından rızalık ilkesine kadar pek çok unsurun anlam çerçevesini belirlemektedir.
Bu makale, Kırklar Cemi anlatısının tarihîtarihi kökenlerini, sembolik anlam dünyasını ve Alevi toplulukları içerisindeki işlevsel rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada Kırklar Cemi, yalnızca mitolojik bir anlatı olarak değil; Alevi inanç sisteminin ahlaki, ritüel ve toplumsal yapısını kuran temel bir model olarak ele alınacaktır. Böylelikle Kırklar Cemi’nin, Alevilikte cem erkânının meşruiyet kaynağı olmasının ötesinde, içtimai teşkilatlanma ve toplumsal bütünleşme açısından taşıdığı kurucu rol ortaya konulmaya çalışılacaktır.
Cem / Ayin-i Cem
“Cem” kelimesi, sözlük anlamı itibarıyla toplamak, bir araya getirmek ve bir bütün oluşturmak anlamlarına gelir. Alevi-Bektaşî geleneğinde ise bu kavram, yalnızca fiziki bir toplanmayı değil; gönüllerin, niyetlerin ve rızalığın birleştiği ahlaki ve manevi bir birlikteliği ifade eder. Bu yönüyle cem, Alevilikte ibadet anlayışının merkezinde yer alan, bireysel inanç ile toplumsal sorumluluğu aynı zeminde buluşturan temel bir kavramdır. Cem meydanı, canların eşitlik temelinde bir araya geldiği, dünyevi statülerin ve ayrımların askıya alındığı sembolik bir birlik alanıdır.
Alevi-Bektaşî geleneğinde cem erkânını ifade etmek üzere kullanılan Ayin-i Cem tabiri de bu bütünlüğü vurgular. Ayin-i Cem, tarihîtarihi olarak Alevi topluluklarının belirli zamanlarda bir araya gelerek gerçekleştirdikleri ibadet, muhabbet ve rızalık meclislerini tanımlamak için kullanılmıştır. Bu meclisler, yalnızca dinî ritüellerin icra edildiği toplantılar değil; aynı zamanda içtimai ilişkilerin gözden geçirildiği, dargınlıkların giderildiği ve ahlaki düzenin yeniden tesis edildiği içtimai alanlar olarak işlev görmüştür. Bu durum, Alevilikte dinî hayat ile sosyal hayatın birbirinden kopuk olmadığını, aksine iç içe geçmiş bir yapı arz ettiğini göstermektedir.
Ayin-i Cem kavramının anlam dünyasına dair yapılan açıklamalar, cem erkânının mahiyetini daha iyi kavramaya imkân sunmaktadır. Bektaşi geleneğinin önemli isimlerinden Bedri Noyan, “ayin-i cem” tabirinin aslında “aynü’l-cem” ifadesinden türediğini belirtir. Noyan’a göre “ayn” kelimesi hakikat, öz ve varlık anlamlarına gelir; dolayısıyla “aynü’l-cem”, hakiki birleşme ya da birliğin özü anlamını taşır. Bu yaklaşım, cem erkânının şekli bir ritüelden ziyade, hakikate yönelen bir birlik hâli olduğunu vurgulaması bakımından dikkat çekicidir.
Benzer şekilde sosyolojik bir bakış açısı sunan Mehmet Eröz ise “ayin” kelimesinin Farsça kökenine işaret ederek, kelimenin “töre” ve “kanun” anlamlarını taşıdığını ifade eder. Eröz’ün bu yorumu, cem erkânının yalnızca ibadet boyutuyla değil aynı zamanda içtimai düzen kurucu bir işlevle ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Cem meydanında geçerli olan rızalık ilkesi, ikrar, dargınların barıştırılması ve topluluk içi sorunların çözülmesi gibi uygulamalar, Alevi topluluklarında yazılı hukuktan ziyade ahlaki ve manevi bir töre anlayışının esas alındığını göstermektedir.
Bu çerçevede cem, şer’î anlamda zorunlu bir ibadet olarak değil; Alevi topluluğunun rızalık ve gönüllülük temelinde oluşturduğu ahlaki bir birlik pratiği olarak değerlendirilmelidir. Ceme katılım, bireyin yalnızca Tanrı’ya yönelişini değil; aynı zamanda topluluğa karşı sorumluluğunu ve ikrarını da ifade eder. Cem meydanına çıkan can, hem ilahi huzura hem de toplumun vicdanına çıkmış kabul edilir. Bu yönüyle cem, Alevilikte metafizik anlam ile sosyal sorumluluğun kesiştiği merkezi bir alan niteliği taşır.
Sonuç olarak Cem ve Ayin-i Cem kavramları, Alevi inanç sisteminde ibadet, ahlak ve içtimai düzenin birbirinden ayrılmaz bir bütün oluşturduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Cem erkânı, tevhidin içtimai birlik olarak somutlaştığı, rızalık esaslı bir hayat anlayışının ritüel düzeyde yeniden üretildiği kurucu bir mekân olarak Alevi düşüncesinin merkezinde yer almaktadır.
Kırklar Meclisi’nin Mitolojik ve Tarihî Boyutu
Alevilikte Kırklar Cemi Hz. Muhammed’in (sav) miracında yaşanan bir rivayet olarak şöyle aktarılır:
“Bir gün Cebrail, Hz. Muhammed’e Hakk’ın davetini bildirir ve O’na Miraç yolculuğunda rehberlik eder. Sema’da, yolculuk sırasında, önlerine bir aslan çıkar ve kükremeye başlar. Muhammed, ne yapacağını şaşırmış durumdadır. O anda bir ses, “Ey Muhammed, yüzüğünü aslanın ağzına ver!” der. Muhammed, söyleneni yapar; yüzüğünü, aslanın ağzına verir. Aslan, yüzüğü alınca sakinleşir. Muhammed, yoluna devam eder; göğün, en yüksek katına ulaşır. Sonunda Hakk tecelli eder ve Hakk’ın yüzünü görür, dost dosta kavuşur. Dost dostla sessiz ve sözsüz olarak doksan bin sır söyleşir. Bunlardan otuz bini şeriat olur, insanlara iner; kalan altmış bini ise Ali’de sır olur. Cennet’te Muhammed’e bal, süt ve elmadan oluşan bir yemek gelir. Muhammed, Miraç’tan dönerken kentte bir kubbe ilgisini çeker, yürüyüp kapısına varır, kapıyı çalar. İçeriden bir ses, “Kimsin, niçin geldin?” diye sorar. Hz. Muhammed, “Ben peygamberim. Açın içeri gireyim. Erenlerin güzel yüzünü göreyim!” karşılığını verir. Bu kez içeriden, “Bizim aramıza peygamber sığmaz. Var peygamberliğini ümmetine yap.” yanıtı gelir. Bunun üzerine Muhammed, kapıdan ayrılır. Tam gideceği sırada Tanrı dile gelir ve “Ey Muhammed, o kapıya var!” buyurur. Muhammed, Tanrı’nın buyruğu üzerine yeniden o kapıya varır, kapıyı çalar. İçeriden, “Kim o?” diye bir ses duyulur. Muhammed, “Ben peygamberim. Açın içeri gireyim. Mübarek yüzlerinizi göreyim” der. Bu kez içerideki ses, “Bizim aramıza peygamber sığmaz. Ayrıca bizim peygambere de gereksinimimiz yok” karşılığını verir. Tanrı elçisi umarsız geri döner, makamına varıp sakinleşmeyi diler. Uzaklaşırken Tanrı yeniden dile gelir, “Ey Muhammed geri dön. Nereye gidiyorsun? Var o kapıyı arala, o meclise dâhil ol!” buyurur. Muhammed, Tanrı’nın buyruğuna uyar. Yine o kapıya varır, kapının halkasına el vurur. İçeriden, “Kimsin?” diye ses geldiğinde, “Yoktan var olmuş bir yoksul oğluyum. Sizi görmeye geldim. Girmeme izin var mı?” diye sorar. O an kapı açılır, “Merhaba! Hoş geldin, kadem getirdin. Gelişin kutlu olsun, ey kapılar açan!” diyerek kendisini karşılarlar. Tanrı’nın elçisi, “Kutsal kapı, hayırlar kapısı açıldı. Esirgeyen ve bağışlayan Tanrı’nın adıyla” deyip, önce sağ ayağını basarak içeri girer. İçeride otuz dokuz can oturmaktadır; yirmi ikisi erkek, on yedisi kadındır. Muhammed’in içeri girdiğini görünce hepsi kıyama dururlar, O’na yer gösterirler. Muhammed, geçip Ali’nin yanına oturur, ama O’nun Hz. Ali olduğunu anlayamaz. Derken, “Bunlar kimler? Büyükleri hangisi, küçükleri hangisi?” diye düşünmeye başlar. Sonunda dayanamaz ve “Sizler kimlersiniz? Size kim derler?” diye bir soru yöneltir. “Bizler Kırklarız” karşılığını verirler. Muhammed, “Peki sizin ulunuz kim, küçüğünüz kim? Ben anlayabilmiş değilim.” deyince “Bizim ulumuz da uludur, küçüğümüz de uludur. Bizim kırkımız bir, birimiz kırktır” yanıtını verirler. Muhammed’in, “Ama biriniz eksik, o birinize ne oldu?” sorusuna içeridekiler, “O birimiz Selman’dır; taşraya, parsaya çıktı. Hem niçin soruyorsun? Selman da buradadır. O’nu aramızda say.” derler. Hz. Muhammed, Kırklardan bunu kanıtlamalarını ister. O an Hz. Ali, mübarek kolunu uzatır. Kırklardan biri destur çekip Hz. Ali’nin koluna bıçakla bir kesik atar; kolu, kan revan içinde kalır. Bu sırada diğer otuz dokuz canın kolundan kan akmaya başlar. Bir damla kan da pencereden gelip meydana dökülür; bu kan taşrada, parsada bulunan Selman’ın kolunun kanıdır. Sonra Kırklardan biri Hz. Ali’nin kolunu bağlar, kanı diner. O an diğer tüm canların da kanı durur. Bu sırada devşirmeden dönen Selman, getirdiği bir üzüm tanesini Hz. Muhammed’in önüne koyar ve “Ey yoksullar hizmetkârı, bir hizmet et de bu üzüm tanesini paylaştır!” der. Muhammed kendi kendine, “Bunlar kırk kişi, üzüm ise bir tane. Bu bir tane üzümü kırk kişiye nasıl bölüştüreyim?” diyerek kararsızlığa düşer. Bunu gören Tanrı Cebrail’e, “Sevgili Muhammed zorda kaldı. Tez yetiş, Cennet’ten bir nur tabak al, ilet. O üzüm tanesini bu tabağın içinde ezip şerbet etsin, Kırklar’a paylaştırıp içirsin” buyurur. Cebrail, Cennet’ten bir nur tabak alır; Tanrı elçisinin huzuruna gelir, Tanrı’nın selamını arz edip o tabağı Muhammed’in önüne koyar. “Şerbet eyle, ya Muhammed!” der. Kırklar, üzüm tanesini ne yapacak, nasıl paylaştıracak diye seyrederken birden Hz. Muhammed’in önünde, nurdan bir tabak belirdiğini görürler. Tabak güneş gibi balkır. Muhammed, tabağın içine bir damla su koyar; sonra mübarek parmağıyla o üzüm tanesini ezip şerbet eder, Kırklar’a sunar. Kırklar, şerbetten içer; tümü mest olur. Ayağa kalkar, “Ya Allah” diyerek dest verirler. Üryan büryan semaha dururlar. Muhammed de bunlarla birlikte semaha girer. Semah sırasında Hz. Muhammed’in başından mübarek imamesi düşer. Kırklar, imameyi alıp kırk parça ederler. Her bir parçayı biri alarak kırk parçayı kırk kişi bağlayıp tennure yaparlar. Sohbet / semah sona erdikten sonra Muhammed bunlara pirlerini ve rehberlerini sorar. Kırklar, “Pirimiz Şah-ı Merdan Ali’dir ve rehberimiz Cebrail Aleyhisselam’dır” derler. Bu yanıt üzerine Muhammed, Hz. Ali’nin Kırklar Meclisi’nde olduğunu anlar. Ali, Muhammed’e doğru yürür; Ali’nin yaklaştığını gören Muhammed, tecella ve temenna ile O’na yer gösterir. Kırklar da Hz. Muhammed’e katılır, saygıyla eğilip O’na yol açarlar. Bu sırada Hz. Muhammed Hz. Ali’nin parmağında, Miraç’a giderken aslanın ağzına verdiği yüzüğü görür” (Yorumlu İmam Cafer Buyruğu, 2013, 15-19).
Alevi literatüründe cem erkânının kökeni ve meşruiyet zemini olarak Kırklar Meclisi anlatısı merkezî bir yere sahiptir. Bu anlatıya göre Kırklar Meclisi; Hz. Ali’nin öncülüğünde kırk erenin bir araya geldiği, ilahi sırların paylaşıldığı ve Alevi erkânının temel ilkelerinin şekillendiği kutsal bir birlik meclisidir. Bu mecliste semah dönülmesi, lokmanın paylaşılması ve herkesin eşit kabul edilmesi, cem erkânında bugün de sürdürülen uygulamaların sembolik kökeni olarak değerlendirilir. Dolayısıyla Kırklar Meclisi, Alevi inanç pratiğinde yalnızca geçmişte yaşandığına inanılan bir hadise değil cem erkânının anlam dünyasını kuran temel referans noktasıdır.
Ancak bu noktada kaçınılmaz bir soru ortaya çıkmaktadır: Kırklar anlatısı tarihi bir hadise midir, yoksa sembolik bir kurgu mudur? Bu soru, Kırklar Cemi’nin mahiyetini anlamada belirleyici bir öneme sahiptir. Akademik literatürde ağırlıklı görüş, Kırklar Meclisi anlatısının tarihi bir olaydan ziyade, Alevi inanç sisteminin temel değerlerini görünür kılan sembolik bir model sunduğu yönündedir.
Tasavvuf geleneğinde “kırk” sayısı; kemali, olgunluğu ve hakikat yolunda tamamlanmışlığı temsil eden güçlü bir semboldür. Çile geleneğinde kırk gün, ermişlik anlatılarında kırk makam ve kırklar motifi, bu sembolizmin farklı yansımalarıdır. Bu bağlamda Kırklar Meclisi, hakikat yolunda kemale ermiş insan tipinin ideal bir temsili olarak okunabilir. “Bir can kırk beden” anlayışı, bireysel benliğin aşılması ve topluluk içinde erime fikrini ifade ederken; tevhidin yalnızca metafizik bir inanç değil içtimai bir birlik ilkesi olarak kavrandığını da ortaya koymaktadır.
Kırklar Cemi anlatısının bir diğer önemli boyutu, Türk tasavvuf geleneğiyle kurduğu tarihsel ve kültürel bağdır. Bazı araştırmacılar, Orta Asya Türk topluluklarında kam eşliğinde icra edilen ritüeller ile cem erkânı arasında yapı ve işlev bakımından benzerlikler bulunduğunu ileri sürmektedir. Kam ritüellerinde topluluğun bir araya gelmesi, kutsal anlatıların paylaşılması, müzik ve devran benzeri hareketlerin yer alması, bu süreklilik iddiasını destekleyen unsurlar arasında sayılmaktadır. Bu benzerlikler, Aleviliğin Anadolu’da ortaya çıkmış izole bir yapıdan ziyade Türkistan’dan taşınan Türk irfan ve inanç birikiminin İslami çerçevede yeniden yorumlanmış bir devamı olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Bu perspektiften bakıldığında Kırklar Meclisi, yalnızca Alevi inanç dünyasına ait kapalı bir mitolojik anlatı değil Türk tasavvuf düşüncesinin birlik, eşitlik ve paylaşım merkezli ahlak anlayışının sembolik bir ifadesi olarak değerlendirilebilir. Kırklar Cemi anlatısı, cem erkânı aracılığıyla her ritüelde yeniden hatırlanan ve yeniden üretilen bir bilinç alanı oluşturur. Böylece mit, geçmişte kalmış bir anlatı olmaktan çıkar; yaşayan, değer üreten ve toplumsal birlikteliği pekiştiren dinamik bir yapı hâline gelir.
Sonuç olarak Kırklar Meclisi’nin mitolojik ve tarihî boyutu, onun tarihî doğruluğundan ziyade, Alevi inanç sistemine sağladığı anlam, yön ve meşruiyetle değerlendirilmelidir. Kırklar Cemi, Alevilikte cem erkânının ruhunu besleyen, tevhidi toplumsal birlik olarak somutlaştıran ve Türk tasavvuf geleneğiyle kurulan tarihi sürekliliği görünür kılan kurucu bir sembol alanı olma niteliğini sürdürmektedir.
Devamı gelecek sayıda

