
“Kaht-ı Rical” Yaşanıyor, Muhsin Yazıcıoğlu’nun Yokluğu Derinden Hissediliyor
Zor zamanlardan geçiyoruz. Sıkıntılı ve bunalımlı günlerdeyiz. Zor zamanlardan geçerken millet önderlerine, gerçek devlet adamlarına ihtiyaç duyarız. Onlar devlete, millete, vatana sahip çıkmalarıyla; varlıklarıyla, duruşlarıyla, yol göstermeleriyle hep anılırlar ve aranırlar.
İşte, milletin adamı şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu da onlardan biriydi. Milletin sevdiği, değer verdiği, güvendiği bir siyaset adamıydı. Şehadetinden bugüne 17 yıl geçti. Acımız hala dipdiri. Hüznümüz devam ediyor.
Muhsin Yazıcıoğlu gerçek bir siyaset ve devlet adamıydı. Eskilerin “kahtı rical” yani “devlet adamı kıtlığı” dedikleri bir süreç yaşanıyor ülkemizde. Onun yokluğu hem devlet nezdinde hem millet nezdinde derinden hissediliyor. Toplumun bütün kesimleri onu özlemle arıyor. O; birleştirici, bütünleştirici, yol gösteren, sağduyulu, itidalli tavrıyla hep örnek olmuştur. Öylesine vakar sahibi, feraset sahibi bir insandı ki “Zulüm Azrail olsa da ben hep Hakk’ı tutacağım” düsturuyla hareket ederdi.
Ömrünün her aşamasında ihlas ve istikamet üzerinde olan, cennet mekân Muhsin Başkan kadirşinas Türk milletinin gönlünde taht kurdu. Manevi rütbeler aldı. Aziz Türk milleti, Şehit Muhsin Başkan’ı zahiren Tacettin Dergâhı’na, manen kendi yüreğine gömdü.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun cenaze töreni; kalabalığı, kuşatıcılığı, mesajları ve toplumun her kesimini kucaklaması ve her kesime mesaj vermesi açısından çok önemlidir
Muhsin Yazıcıoğlu, her zaman adaletten, demokrasiden ve milletten yanaydı. Muhsin Yazıcıoğlu, devletin kilit noktalarında görev yapmadı. Ne cumhurbaşkanı oldu ne başbakanlık yaptı ne bakanlık… Ne iktidara geldi ne de hükümete ortak oldu. Hep milletin ve devletin bekasını savundu. Hep “Türk devleti ve milleti yaşasın” dedi. Ama buna rağmen hep darbeler yedi, zulümler gördü. Devlet ona bir gün lazım oldu, o gün de devlet Keş Dağlarında yanında yoktu.
Aldanmadı, Aldatmadı, Dik Durdu, Düz Yaşadı
Muhsin Yazıcıoğlu’nun siyasi çizgisinde kırıklık yoktur. “Gizli” ajandası yoktur. Açık, şeffaf ve milletiyle, dava arkadaşlarıyla iç içe, bir bütün olan kumaşı, omurgası, ahlakı, sağlam bir liderdi. Muhsin Yazıcıoğlu, klasik bir politikacı değildi. Onda İslam ahlakı vardı. Asla çıkarların adamı olmadı, daima fikirlerin adamı oldu. O, siyasi parti başkanının ötesinde tarihî bir kişilikti. Politikanın kayıkçı kavgasını andıran bir üslupla yürütüldüğü bir zeminde, inancın ve fikrin doğrularını söyleyerek Türk siyasetinin hesap yapmayan tek lideriydi.
Günümüzün bazı siyasi liderleri gibi Makyavelist değildi, oportünist değildi, ikiyüzlü değildi, “aldanmadı”, “aldatmadı”, milletimizden özür dileyecek yanlışlar yapmadı. Hep doğru, ilkeli, tutarlı siyaset izledi.
Muhsin Yazıcıoğlu, siyasette otoriterleşme eğilimlerine hep dikkat çekmiştir. Tek parti güdümlü otoriterleşmeye karşı durmuş, demokrasiyi ve özgürlükleri savunmuştur. Siyasi yaşamı boyunca tek adam anlayışına, lider sultasına daima karşı çıkmıştır. Siyaset üslubunda seviye, nezaket, naiflik, hoşgörü, diyalog, kuşatıcılık vardı
Siyasette “benden yana olanlar” ve “karşımda olanlar” diye ikiye ayıran yaklaşımların ülkeye büyük zararlar vereceğini daima dile getirmiştir. “İnsanları ötekileştirerek bir yere varamayız” diyordu. Güç zehirlenmesi yaşayan siyasetçileri daima uyarmıştır. Güç çılgınlığı ile yoldan çıkan saldırgan ve çirkin bir dil kullanan, kendini “tek adam” olarak görenleri, otokrasiye saplanmakla itham etmiştir.
Milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu, siyaset üreten bütün kesimlerle monoloğu değil diyalogu tercih eden, konuşmalarında vatandaşları kucaklayıcı bir dil kullanan ve bir siyasetçide olması gereken bütün güzel vasıfları üzerinde toplamış, bir rol-model siyasetçi, yüksek bir şahsiyet, özüne ve sözüne kayıtsız itimat ve itibar edilen tertemiz bir devlet adamıydı.
Muhsin Yazıcıoğlu, C-5 Adlı İşkence Merkezinde İşkencelerden Geçirildi!
12 Eylül askerî müdahalesiyle, MHP ve ülkücü kuruluşların lider kadroları başta olmak üzere on binlerce ülkücü tutuklanmıştır. Ülkücülerin işkence gördüğü merkezlerden biri İstanbul Harbiye’deydi. Adana Bölgesi’nin işkence merkezi Polis Okulu’ydu. Kayseri’de Zincidere adı verilen bir işkence merkezi vardı. Malatya, Bursa, Eskişehir, Sivas, Erzurum, Konya vb. yerlerde Emniyet Müdürlüğü’nün içindeki özel işkence merkezleri vardı. Mamak’ta C-5’te, Zincidere’de, Malatya’da, Bursa’da, Eskişehir’de; Türkiye’nin dört bir yanında işkencehanelerde ülkücüler şehit edildi. Dava arkadaşlarımızı şehit ettiler, intihar süsü verdiler.
12 Eylül 1980 öncesi ülkücü gençlik hareketinin lideri olan Muhsin Yazıcıoğlu, Ankara Mamak’taki 4. Kolordu Komutanlığı 28. Mekanize Piyade Tümeni içerisinde bulunan C-5 adlı işkence merkezinde 1 ay işkencelerden geçirildi. Muhsin Başkan; adına “C-5” denilen işkencehanede gördüğü işkence sonrasında, 13 Şubat 1981 tarihli “ilk muayene” kaydında, “dirseklerinde yara, parmaklarında yanık izleri ve idrarında kan” tespit edildi bilgisiyle yer alıyordu.
Muhsin Yazıcıoğlu, C – 5 adlı işkence merkezinde ser verip, sır vermemiş, her türlü zulme ve baskıya rağmen merkezinde işkencecilere karşı dik durmuş, ülkücü duruşunu bozmamış, onlara asla boyun eğmemişti.
İşkenceciler; idam edilen Mustafa Pehlivanoğlu, Fikri Arıkan, Ali Bülent Orkan gibi ülküdaşlarımızı hücrelerinden çıkartıp tekrar işkenceli sorgulara almışlar ve “Türkeş’i ve Yazıcıoğlu’nu suçlayın, idamınızı engelleriz” gibi alçakça tekliflerde bulunmuşlardır.
12 Eylül’de Türk mahkemelerinde, Türk milliyetçileri yargılanmaya kalkışıldı. 12 Eylül 1980 sonrası açılan “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın” iddianamesini de askerî savcı, ülkücü düşmanı Nurettin Soyer; Genelkurmay karargâhında, ordu içindeki mezhepçi “Saltık Çalışma Grubu” ile hazırlamıştı.
29 Nisan 1981 tarihinde 945 sayfalık bir iddianame ile başlayan davada Milliyetçi hareketin lideri Alparslan Türkeş ve ülkücü Gençlik lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun içinde bulunduğu 220 ülkücünün idamı istenmiştir.
MAMAK’TAN MECLİSE
Muhsin Başkan, mahkemelerde yaptığı tarihî savunma ile 12 Eylülcülerin karanlık yüzünü ortaya çıkarmış, maskelerini düşürmüştür. 12 Eylül mahkemelerinin hukuksuzluğunu ortaya koymuştur. Onun varlığı, duruşu, yiğit tavrı zindanlardaki ülkücülere büyük güven veriyor, onların moralini yükseltiyordu. Mamak Cezaevinde yattığı sürece dik duruşu, örnek tavrıyla dışarı da olduğu gibi içerde de örnek bir gençlik lideriydi. Bu yüzden o, bütün ülkücülerin hep yürekten sevdiği, inandığı, itimat ettiği, yiğit Muhsin Başkanlarıydı.
Yazıcıoğlu bir konuşmasında “Ne kaderime küstüm ne devletime küstüm! Çünkü inanmak, iman etmek varsa bir şeye bedel neyse katlanıp Ya Rabbi kahrın da hoş lütfun da dedik” demişti. Davasına inanmış bir iman ve ahlak adamı söyler bu sözleri.
Muhsin Yazıcıoğlu hiçbir zaman 12 Eylülcülere, zalimlere boyun eğmemiş tahliye talebinde bile bulunmamış, ülkücü camianın bütün acısını ve ıstırabını omuzlamaya çalışmıştı. Yazıcıoğlu, “Ben tahliye edilirsem arkadaşlar kendilerini yalnız hissederler. Bu zindandan en son çıkacak ben olmalıyım.” diyordu. 12 Eylül zulmünün bütün dehşetiyle sürdüğü Mamak Cezaevinde bir gençlik lideri nasıl davranması gerekiyorsa öyle davrandı. Dava arkadaşları için ümit ve moral kaynağı oldu hep…
8 Nisan 1987 yılında cezaevinden çıktıktan sonra dava arkadaşlarıyla aktif siyasi hayata girdi. 20 Ekim 1991 genel seçimlerinde Sivas’tan milletvekili seçildi. 9 Ocak 1993’te Büyük Birlik Partisi’ni kurdu. Şehadetine kadar BBP’nin genel başkanlığını yaptı.
“Namlusunu Milletine Çevirmiş Bir Tankı Asla Alkışlamam”
Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylül sürecini takip eden “1993 Örtülü Darbesi’nde” bu sürecin devamı olan 28 Şubat ve sonrasında yine demokrasiye ve millî iradeye sahip çıkarak Türk demokrasi ve siyasi tarihine yiğit bir lider, gerçek bir siyaset ve devlet adamı olarak geçmişti.
Statükocularla, ordu içindeki mezhepçi sol cuntaların otoriter BAAS’çı zihniyete sahip bir askerî darbe yapıp yönetime el koymaya çalıştıkları karanlık 28 Şubat sürecinde “Namlusunu millete çevirmiş tanka selam durmam!” diyerek millî irade ve demokrasi düşmanlarının karşısına dikilmiş, demokratik sisteme sahip çıkmıştı.
4 Şubat 1997’de Sincan’da yürütülen tanklar için Genelkurmay Karargâhı’na en sert tepkiyi şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu gösterdi.
Sincan’da tank yürüten, millî irade ve demokrasi düşmanı, ulusalcı militarizme, oligarşik güçlere; “Askerin yeri kışladır. Ordu sivil siyasete müdahale etmemelidir, ‘ordu göreve’ diyen darbeci zihniyet, demokrasi ve millet düşmanıdır.” diye haykırmış, cesareti ve dik duruşuyla milletin gönlünde taht kurmuştu. Muhsin Yazıcıoğlu, askeri vesayete ve onun her türlü iş birlikçilerine şunları söylüyordu: “Siyaset, siyasetçilerin işidir, askerlerin değil. Demokrasilerde ordunun yeri kışladır.”
Muhsin Yazıcıoğlu: Türkiye, İran Olmayacak, Cezayir Olmayacak. Suriye Yapılmasına Da Biz Asla Müsaade Etmeyeceğiz
Patronlar Kulübü TÜSİAD’ın da içinde yer aldığı “Beşli Çete” denilen, Genelkurmay Karargâhı ile irtibatlı “sivil ihtilal kuvvetlerinin” ve ordu içindeki mezhepçi cuntaların antidemokratik baskıları devam ediyordu. Kartel medyası iş dünyası ve onların Meclis’teki temsilcileri olan bazı siyasi partiler, demokrasi dışı arayışları sürdürüyordu.
12 Haziran 1997 günü “Türkiye, İran olmayacak, Cezayir olmayacak. Suriye yapılmasına da biz asla müsaade etmeyeceğiz” diyerek, askerî darbe ile yönetime el koyup, BAAS’çı/Nusayrici bir dikta rejimi kurma isteyenlerin oyununu bozmuş ve demokrasiye sahip çıkmıştır. BAAS rejimi peşinde koşan Laikçi – Faşistlere, Neomaoculara, kartel medyasına, askerî darbeye çağıran sivil ihtilal kuvvetlerine meydan okuyan tek liderdi.
Muhsin Başkan, ilkeli siyaseti, dik duruşu ve yiğit tavrıyla 28 Şubat aktörlerinin, küresel baronların, karanlık, oyununu bozmuş, ordu içindeki cuntalara geri adım attırmış, birçok çevreye göre ise 28 Şubat sürecinde Türkiye’yi mezhepçi sol bir askerî darbeden kurtarmıştı.
Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın kaleme aldığı, açıkça demokrasiye bir müdahale olan, 27 Nisan 2007’deki e–muhtıraya, hükümetten önce karşı çıkarak sürdürmüş ve antidemokratik e–muhtıraya ilk karşı çıkan siyasi lider olmuştur.
55 yıllık yaşamında hep “Anadolu kimliği” ile hareket etti. Millî ve manevi değerleri savundu, milletin değerlerine sahip çıktı. Milletin inançlarına, değerlerine saldıran, savaş açanlara karşı, hep milletinin yanında yer aldı.
Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi, 28 Şubat sürecinde milletten ve demokrasiden yana olan tavrını değiştirmesi için Meclis’te kendisini ziyaret eden; askerî vesayetle, bürokratik oligarşi ile bağlantılı bazı vekillere, eski bakanlara “Benim adım Muhsin Yazıcıoğlu. Ben kimseden emir ve talimat almam. Allah’tan başka kimseden korkumuz yok. Biz millî iradeye inanıyoruz. Millî iradenin dışında hiçbir iç ve dış odak tanımayız. Demokrasi dışı arayışlara şiddetle karşıyız. Demokrasinin arkasında durmaya ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz. Hiçbir güç odağı Muhsin Yazıcıoğlu’na milletin aleyhine, demokrasinin aleyhine bir iş yaptıramaz. Ben ve dava arkadaşlarım, milletle siyaset yaparız. Sadece milletimize hizmet ederiz. Herkes bunu böyle bilsin.” diyen çizgidir.
Muhsin Yazıcıoğlu, Küresel Emperyalist Sistem Ve Onun İş Birlikçileriyle Mücadele Etti
Siyasi yaşamı boyunca, her türlü emperyalizm ve liberal kapitalist sistemle mücadele etti. Egemen güçlere, çıkar çevrelerine asla boyun eğmedi. İç ve dış karanlık mihraklarla daima mücadele etti.
PKK açılımı, Oslo rezaleti, İmralı ve Kandil’le görüşmeler, kirli pazarlıklar, yaşanan Habur rezaletleri, Barzani ve Şivan Perver hainine gösterilen karşılama ve ağırlama, Erdoğan’ın Kürdistan yaklaşımı, bölücülerin hem mecliste hem sokaklarda küstahlaşması, PKK’nın siyasallaşmasının sağlanması, Suriye’nin kuzeyinde PYD/YPG’nin ortaya çıkması… Bunların hepsi millî lider, milletin adamı Muhsin Başkan’ın şehadetinden sonra oldu.
Muhsin Yazıcıoğlu yaşasaydı “Çözüm Süreci” denilen ihanet süreçleri, Habur rezaletleri, Oslo ve Brüksel’de İngiltere’nin himayesinde PKK terör örgütü ile yapılan kirli ve karanlık görüşmeler, İmralı ve HDP/ DEM ile yapılan müzakereler gerçekleşmezdi.
Millî ve yerli lider milletin adamı, ABD ve İngiltere’den oluşan Anglosakson ittifakı ve onun Orta Doğu’daki iş birlikçisi İsrail’in bölgedeki oyunlarına ve küresel proje olan BOP, BİP ve BAP’a net karşı koyan tek liderdi. Muhsin Yazıcıoğlu, 2007 yılında Birlik Akademisi’nde yaptığı bir konuşmada şunları söylemiştir:
“Küresel diktatör ABD, ülkemiz ve Orta Doğu’daki küresel planlarını, İngiltere ve İsrail birlikte yürütmektedir. Unutmayalım, İngiltere, ABD’nin en büyük stratejik müttefikidir. İkisinin küresel çıkarları örtüşmektedir.”
Muhsin Yazıcıoğlu: Abd’nin, İsrail’in, Küresel Mafyanın Adamı Olmayı Kabul Etseydim Çoktan Başbakan Olurdum
Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu mecliste, seçim meydanlarında, çeşitli platformlarda, küresel projelere nasıl alet olmadığını, dik durduğunu, boyun eğmediğini anlatmıştır. Sosyal medyada yayınlanmakta olan Afyon – Emirdağ konuşmasında yine tarihî öneme sahip şu sözleri söylemişti:
“Eğer, Amerika’nın, İsrail lobilerinin, AB fonlarının, küresel mafyanın, Türkiye’yi sömüren sermayenin, çetelerin adamı olmayı kabul etseydim başbakan yardımcısı olurdum, başbakan da olurdum, başka şeyler de olurdum. Ama ben sizinle yürümek istediğim için tenezzül bile etmedim, etmem de. Dış güçlerin dediklerini kabul etseydim, onların projelerinde yer alsaydım, başbakan da olurdum, iktidara da gelirdik. Ben milletin adamıyım. İktidara geleceksem milletimin desteğiyle gelirim, dış güçlerin, karanlık mihrakların desteğiyle değil. Ben sadece milletimden güç alırım, vesayetçilerden, kirli yol ve yöntemlerle siyaseti dizayn etmeye çalışan iç ve dış mihraklardan değil”
18 Haziran 2000 tarihinde katıldığı bir şölende yine milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu şunları söylüyordu:
“Ne loca ne sermaye bizi asla satın alamaz. Hiçbir locanın, hiçbir kirli sermayenin bizi satın alması mümkün değildir. Hiçbir küresel, egemen, emperyalist gücün önünde eğilmedik, dik durduk dik durmaya devam edeceğiz. Küresel güçlerin senaryolarına alet olmayız, projelerinde yer almayız. Haksızlıkla beraber olmaktansa yalnız da olsak hakkı savunuruz” demiştir.
Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, “Kimseye diyet ödemedik! Biz milletle varız, milletimizle var olmaya devam edeceğiz” demişti.
Neden Küresel Emperyalizmin Hedefi Olduğunu Meydanlarda Anlattı
ABD, İngiltere, Almanya, İsrail, Rusya, Çin vb. küresel aktörler, Muhsin Yazıcıoğlu’nun Ortadoğu, Kafkaslar, Balkanlar ve Kıbrıs’la ilgilenmesinden rahatsızdılar. Onu yakından takip ediyorlardı. Küresel emperyalistler, dünya kapitalist–emperyalist sistemi, onun millî duruşunu, Türk-İslam coğrafyasıyla yakından ilgilenmesini, coğrafyadaki siyasi etkisi ve gücünü, küresel çıkarları için tehdit olarak görüyorlardı.
2009’daki yerel seçim mitingleri dolayısıyla 7 Mart 2009 tarihinde Sivas Şarkışla mitinginde yaptığı konuşmada, Bosna Büyükelçisi’ne dayandırarak, Belçika Büyükelçisi’nin kendisinden ne kadar rahatsızlık duyduğunu halka yaptığı konuşma sırasında anlatmıştır.
2007 yılında Bir ABD’li diplomat yanındaki İngiliz mevkidaşına “Muhsin Yazıcıoğlu çok tehlikeli bir adam” demiştir. Yanlarında olan, Balkan ülkelerinden bir diplomat ise “%5 oy potansiyeli olan bir lider neden tehlikesi olsun” dediğinde, “Oyu az ama halkta etkisi büyük” cevabı verdiğini biliyoruz.
7 Mart 2009 tarihinde Muhsin Yazıcıoğlu’nun, Sivas Şarkışla’daki mitingde kullandığı şu tarihi öneme sahip ifadeler çok önemli ve dikkat çekicidir.
“Ben çocukluğumdan beri bir şeye söz verdim. Arkasını önünü görmediğim, bilmediğim hiçbir güce yaslanmayacağım. O emperyalist devletlerin, güçlerin hiçbir zaman uşağı olmayacağım. Onlar beni yönetmeyecekler. Onlar beni yönlendirmeyecekler, ben Anadolu insanıyla bunu yapacağım dedim. Bunları biz çözeceğiz, biz aşacağız dedim. Eğer mandacılığı kabul etseydi Atatürk, çok daha kolay belki devlet başkanı olurdu. Ama o zamankiler de manda ve himaye dediğimiz başka bir devlete yaslanarak iktidar olma yolunu seçmediler. O yoklukta çarıkları yoktu, o yoklukta millî bir mücadele verdi ve başardılar. Arkadaşlar bana çok gelip, beni denediler. Amerikan elçiliğinden de suyolu ettiler bizim partimizi. Birçokları geldi, gitti. Hatta 1995’te yayınlanan Amerikalıların bir araştırma raporu var. Raporda benim için ‘uyuyan bir aslan, bir gün uyanırsa’ ifadeleri geçiyor. Tüm hesapları onu göre yapıyorlar. Bu uyuyan aslan ayağa kalkarsa kim korkar? Anadolu insanı korkar mı? Açıkça ‘engelleyin’ diyorlar.”
Her Türlü “Kriptolar” Muhsin Yazıcıoğlu Davasının Kapatılmasını İstiyor
Muhsin Yazıcıoğlu hastane köşesinde eceliyle ölmedi. Keş dağlarında şehit edildi. BOP’çular, BİP’çiler, Muhsin Yazıcıoğlu davasının aydınlatılmasını istemiyorlar. Yazıcıoğlu davasını karartmak, kapatmak için var güçleri ile uğraşıyorlar.
Muhsin Yazıcıoğlu dosyası yıllardır, karartılmaya, kapatılmaya, örtbas edilmeye çalışılmıştır. Türk siyaseti ve demokrasisi açısından son derece önemli olan bu olayı aydınlatmak ve gerçekleri ortaya çıkarmak, tarihi bir görevdir.
Davayı baştan beri takip eden hukukçularımız, açıkça “ortada küresel bir organizasyonla işlenen bir suikast” var diyorlar. “Planlı, programlı düşürülen bir helikopter var” diyorlar. Dava dosyasındaki deliller, bunu doğrular niteliktedir.
Helikopter düşmedi, düşürüldü. Küresel bir organizasyonla bu suikast gerçekleştirildi. Devletin kılcal damarlarına kadar girmiş orduda, emniyette, değişik devlet kurumlarında yer alan her türlü kriptolar, çok yönlü elemanlar, kriminal yapının unsurları da rol almıştır.
Birçok somut delil ortaya konmasına rağmen iki kez takipsizlik kararı verilmiştir. Davayı takip eden hukukçularımızın ve davayı takip eden şehit ailelerimizin, dava arkadaşlarımızın yoğun gayretleri ve çalışmalarıyla takipsizlik kararları bozulmuş, dosyalar yeniden açılmıştır.
Mahkemelerin yerlerinin sürekli değiştirildiği, savcıların, hâkimlerin sürekli değiştirildiği, “sanık” olması gerekenlerin “tanık” olduğu, yargılanması gereken askerlerin, siyasilerin, bürokratların, “koruma” altına alınarak korunduğu, zamanaşımı ile dosyanın kapatılmaya çalışıldığı, dava dosyalarının “suikast” olarak değil, “hırsızlık”, adi bir vaka kapsamında alındığı, yüzyılın davasında akıl ve izan dışı işler devam ediyor.
Birçok şüpheli bizzat koruma altına alınarak dönemin siyasileri, bakanları yargılama safhasına, soruşturma safhasına sokulmuyorlar ve dosyaya dâhil edilmiyorlar. Milletin vicdanı ve kamuoyu suikast derken, hâlâ birileri utanmadan “kaza” demeye devam etmektedir.
Aziz milletimizin ve kamuoyunun “suikast” olarak gördüğü davayı baştan beri AKP hükümeti ve bürokratları “kaza” olarak göstermeye çalışmış ve başından beri davayla ilgilenmemiştir, AKP iktidarı; ihmalleri, kusurları, suçları, olan bazı askerî ve sivil bürokratları korumuş, kollamış, hatta ödüllendirmiştir.
Muhsin Yazıcıoğlu Kırmızı Çizgimizdir
Biz büyük lider, Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun yol arkadaşlarıyız, dava arkadaşlarıyız. Hiçbir güç, odak bize boyun eğdiremez. Misyonuna sahip çıkacağız, onun söylediği gibi dik duracağız, doğru söyleyeceğiz, düz yürüyeceğiz.
Zannetmesinler ki suikastın peşini bırakacağız. Zannetmesinler ki susacağız, korkacağız, çekineceğiz. Zannetmesinler ki Mahkeme salonlarını, adliye koridorlarını, meydanları terk edeceğiz!
Kimse bizi sindiremez, korkutamaz! Muhsin Yazıcıoğlu çizgisini sürdüren dava ve yol arkadaşları, mahkemelerde, adliye binalarında, meydanlarda olmaya ve davayı sonuçlanana kadar takip etmeye devam edecektir. Asla peşini bırakmayacağız.
Bizler, Allah yolunda, Kur’an yolunda, millet yolunda şehit düşen Muhsin Başkan’la beraber olduk. İyi ki onun gibi yiğit bir liderle, yol ve dava arkadaşı olmuşuz. Ne mutlu bizlere…
Ruhu şad mekânı cennet olsun.

