Evet, bütün dünyayı kaplayan bu felsefe ve inanç sefaletini artık görmemeye imkan yoktur. Anarşi, herşeyden önce kafalarda ve gönüllerde yerleşmiş bulunuyor. Başka insanların kanları ve göz yaşları üzerine kurulu da olsa, refah ve zenginlik içinde yüzen muhtelif renkteki emperyalist ülkelerdeki insanlar, kafa ve gönüllerini saran bu «anarşi»nin doğurduğu sancı ve ıstırabı bütün dehşeti ile yaşıyorlar.

Bugün zengin ve müreffeh bildiğimiz birçok ülkede intihar grafikleri yükselmekte, uyuşturucu madde düşkünleri çoğalmakta, ruh hastalıkları ve akıl hastalıkları doludizgin koşmaktadır. Almanya’da, Danimarka’da, Finlandiya’da, İsveç’te intihar oranları diğer ülkelere nazaran daha fazla artmaktadır. Öte yandan Amerika’da beyazlar arasındaki intihar oranı, beyaz olmayanlara nazaran üç kat fazladır. (Bakınız, intiharın Psikodinamikleri. Dr. Nezahat Arkun,’ Istanbul – 1963 sayfa 49, tablo-13).

Kara ve kızıl dünyada nihilist, inançsız, melankolik, saldırgan, alkolik nesiller bir çığ gibi büyümekte, huzursuz nesiller «bunalımlarını» tatmin için kan ve baruta yönelmekte, karşısında «düşman» aramakta, bulamadığı zaman kendine, kendi değerlerine saldırmakta, kendi öz kardeşini boğazIamaktadır. Üstelik, bu «çöküntü ve azgınlık nöbetleri» yalnız o ülkelerde kalmamakta, «gayretkeş veya özgürlükçü» basın ve yayın organları kanalı ile dünyanın en ücra köşelerine kadar yayılmaktadır. «Gizli yer altı örgütleri» veya «karanlık güçler» ise bunlara silah, cephane, uyuşturucu madde, vicdanları ve kafaları karartan kitaplar, temin ederek insanlığın bu korkunç yarasını «onulmaz bir dert» halinde tutarak sömürmeye çalışmaktadırlar.

Muzdarip insanlık kendisini huzura kavuşturacak inancı, fikir sistemini, nizamı ve samimi kadroları her zamandan daha fazla hasretle beklemekte ve aramaktadır. İnsanlar, için için bir araştırma gayretiyle dünyanın her tarafına koşmakta, dinleri, felsefeleri, eski kitaplıkları kurcalamakta yeni sesleri dinlemektedirler. Kızıl ve kara emperyalizmin mağduru olan insanlık, bir şey bulurum ümidi ile Budizmi bile incelemekte, Filipinlerdeki «sihirbazdan» medet ummaktadır.

Batılı filozof, felsefe problemleri üzerinde beynini zorlarken, ister materyalist, ister spiritüalist, ister idealist, ister realist olsun, kendi insanının vicdanını ve aklını karıştırmış, onları bunalımdan bunalıma itmiş, onlara şüphe, huzursuzluk ve tedirginlikten ötesini verememiştir. Yüce peygamberleri insanların gönüllerinden uzaklaştırarak, onların yerine kendisini oturtmak isteyen «kızıl ve kara renkli filozof», buna muvaffak olamadığı gibi, şimdi bizzat hazırladığı «bunalım» karşısında şaşkındır. Aklı «vahyin sahasında» koşturmak isteyen, bu suretle bizzat aklı tehlikeye maruz bırakan Batılı filozof, şimdi, akıl hastalıklarının ve akıl hastalarının çizdiği grafik karşısında apışıp kalmıştır. Psikiatrist Henry Linck’in «The Return to Religion» (DINE DÖNÜŞ) çığlığına rağmen, kara ve kızıl dünya, artık bu ihtarı duyamaz ve anlıyamaz duruma getirilmiştir.