Bilindiği üzere içinde bulunduğumuz yıl Ermeni Tehciri’nin 100. yılı. Üniversitelerde, farklı kurum ve kuruluşlarda, çoğu ülkede bu konu dolayısıyla özellikle nisan-mayıs aylarında peşi sıra sempozyumlar, konferanslar yapıldı. Elbette gündem ‘’TEHCİR’’ üzerinden değil ‘’SOYKIRIM SÖYLEMLERİ’’ üzerinden gelişti. Siyasiler konuştu, Amerika, Rusya ve Avrupa ülkeleri birbiri ardına parlamentolarında soykırımı kabul eden yasalar çıkardı, Türkiye’ye tarihimizdeki bu kara lekeyi(!) kabullenmemiz için çağrılar yapıldı. Ermenistan’a ve Ermenilere taziyeler sunuldu. Tüm bunlar Ermeni diasporasının çalışmaları sonucunda gerçekleşmişti. Elbette farklı sonuçlar beklemiyorduk. Tarihimize dönüp baktığımızda bu devletlerin her olayda, her sorunda karşımızda yer aldıklarını görürüz. Yine aynısının olacağını, bizim aleyhimize olabilecek her şeye sıkı sıkıya sarılacaklarını biliyorduk. Nitekim de öyle oldu, şaşırtmadılar.

Tarihimize dönüp baktığımızda dosta veya düşmana karşı yüzümüzü öne eğecek hiçbir hadisenin meydana gelmediğini görürüz. 1915 Ermeni Tehciri de dönemin şartları, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu savaş ortamı göz önüne alındığında, Ermenilerin gerek 1915 öncesi faaliyetleri, gerek Müslüman halka yönelik katliamları, gerekse savaş ortamında vatandaşı oldukları devlete karşı düşman bir devlet ile (Rusya) işbirliği yapmaları sonucunda alınmış bir güvenlik tedbirinden, devletin uyguladığı bir İskan ve Göç Siyaseti’nden öteye gitmez. Bu konunun tüm bu şartlar unutulmadan ele alınması gerekmektedir.

Osmanlı Devleti’nin mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti soykırım iddialarını hiçbir zaman kabul etmemiş, hatta 1915’te yaşanılanları abartılmış birer hayal ürününden ibaret gördüğü için bu suçlamalar karşısında kendisini savunma ihtiyacı dahi hissetmemiştir. Belki de Ermeni lobisinin kamuoyunu bu kadar etkileyebileceğine, susarak geçirdiğimiz bu sürecin aleyhimize sonuç vereceğine ihtimal vermedikleri için sorun karşısında pasif kaldık. Halen daha bu pasifliğin devam ettiğini söylemek mümkündür.

100 yıl boyunca gerek Ermenistan, gerekse ABD, Rusya ve Avrupa ülkeleri 1915 Tehcirini yalnızca ‘’soykırım’’ olarak ele almışlar ve bunu tartışmaya kapalı bir şekilde Türkiye’nin kabul etmesini istemişler, bu yönde çalışmalarda bulunmuşlardır. Ancak tehcir, tehcirin nedenleri olarak Ermenilerin Müslüman halka katliamları, devlete karşı isyanları, ihanetleri, 1915 olayları ile ilgili gerçek belge, nüfus ve rakamlar, NEMESİS terör örgütünün Osmanlı devlet adamlarına yönelik suikastları, 1970’lerde baş gösteren Ermeni Terör Örgütü ASALA’nın diplomatlarımıza yönelik suikastları görmezden gelinmiş, tüm bunlar arka plana atılarak yalnızca soykırım söylemleri üzerinde durulup algı operasyonlarıyla kitleler ve devletler etki altına alınmıştır.

Osmanlı Devleti birçok ulusu bünyesinde barındıran bir devletti. Ermeniler de Osmanlı Devleti’nde yaşayan azınlıklar arasında bulunmaktaydı. Ermeniler, Selçukluların Anadolu’ya girişinden itibaren haçlıların ve Doğu Roma İmparatorluğunun baskılarından Türkler sayesinde kurtulmuş, rahat bir nefes almaya başlamışlardır. Selçukluların mirasçısı olan Osmanlı Devleti’nde de durum değişmemiş, Ermeniler Osmanlı devleti çatısı altında yaşayan en müreffeh milletlerden biri olmuşlardır. Osmanlı Devleti’nin yönetim kademelerinde görevler de yaptıkları bilinmektedir. Devletle olan iyi ilişkileri nedeniyle ‘’millet-i sadıka’’ olarak adlandırıldıkları bilinmektedir. Ancak Osmanlı Devleti zayıflamaya başladığı andan itibaren,yabancı devletler Osmanlı Devletini daha da zor duruma düşürmek için azınlıkları tahrik edip sorunlar çıkmasını sağlamışlar ve bu sorunları çözme bahanesiyle de devletin içişlerine karışmışlardır. Emperyalist güçlerin tahriklerine kapılıp, vatandaşı olduğu Osmanlı Devleti’ne karşı isyan eden, farklı yollarla karşı çıkan milletlerden bir de Ermenilerdir. Ermeniler, Osmanlı Devleti’ne bağlılıklarını sürdürmek yerine ihanet etme yolunu seçmişlerdir.

Ermeni sorunu ilk defa 1878 Ayastefanos Antlaşması ve onun devamı niteliğindeki Berlin Antlaşması’nda yer bularak uluslar arası bir sorun haline gelmiştir. Eski Ermenistan Krallığı olarak adlandırdıkları Kilikya Bölgesi ve Van merkezli olmak üzere Doğu Anadolu’yu kapsayacak bir Ermenistan Devleti kurmayı amaçlamışlardır. Rusya da Ermenilerin devlet kurma fikrini desteklemiştir (Kafkasya merkezli ve üzerinde nüfuz sahibi olacağı bir Ermenistan kurulmasını istiyor).

1890’daki Erzurum Ayaklanması, yine 1890’daki Kum kapı Olayı ve 1894’teki Sasun İsyanı nedeniyle Osmanlı Devleti’nin Ermenilere vermiş olduğu karşılıklar uluslararası kamuoyuna ‘’Ermenilere katliam yapılıyor’’ olarak sunulmuştur. 1894’teki Sasun İsyanının bastırılması girişimleri Avrupa’da 20.000 Ermeni’nin öldürülmesi şeklinde yalan haberlere konu olmuş ve kurulan komisyonun çalışmaları sonucunda, isyanın bastırılması sırasında ölen Ermeni sayısının 900’ü aşmadığı ortaya çıkmıştır. (Bu komisyonda İngiltere, Fransa ve Rusya’dan birer temsilci bulunmaktaydı.) Ermeniler konunun büyük devletlerin gündeminden çıkmaması için eylemlerine ara vermeden devam etmişlerdir. 30 Eylül 1895’te Bab-ı Ali yürüyüşünü gerçekleştirmişler ve sonucunda Islahat Nizamnamesi ilan edilmiştir. Bu nizamnameyle Ermenilere büyük ayrıcalıklar tanınmıştır. 1896’da Van İsyanını ve Osmanlı Bankası baskınını düzenlemişlerdir. Galata’daki bu bankayı basmalarının sebebi de yine yabancı devletlerin gündeminde yer almak içindir. Ermeni çetelerinin faaliyetleri aralıksız sürdü ve 1905’te Sultan II. Abdülhamit Han’a suikast düzenleyecek kadar ileri gittiler.

Ermeni okulları ve dernekleri faaliyetlerine devam etmişlerdir. I.Dünya Savaşı öncesi Ermeni Sorununun Osmanlı’nın iç sorunu olarak kalmadığını, dış ilişkilerinde de önemli bir yere oturduğu görülmektedir. Kampanyaların başını Ermeni ve misyoner dernekleri çekerken siyasi kararları etkileyebilmek için hükümetlere ve parlamentolara yakın lobi kuruluşları da o zamanlarda oluşturulmaya başlanmıştır. Avrupa bu durumu ‘’Müslüman-Hrıstiyan kavgası, Hrıstiyanların Müslümanlar tarafından katledilmesi ‘’ şeklinde ele almıştır.

I.Dünya Savaşı’na kadar bu şekilde gitmiştir ancak I.Dünya Savaşı’na gelindiğinde bu sorun Osmanlı Devleti için iyice tehlikeli bir hal almaya başlamıştır. Hemen her cephede savaşan bir Osmanlı var ve vatandaşı olan Ermeniler içeriden düşman kuvvetlerine yardım ederek ihanet ediyorlar ve sivil halka katliamlar yapıp isyanlar çıkarıyorlar. Ortada böyle bir tablo var. Osmanlı hem içeride hem dışarıda sorunlarla boğuşmak zorunda kalmıştır.

Savaş sırasında Rusya kuzeyden saldırdığı an Ermeniler de içeride silahlanıp Osmanlı ordusunu iki ateş arasında bırakmayı planlamış, askere alınan Ermeniler emirlere itaat etmemiş, askere çağırılanlar bu çağrıya cevap vermemiş ve cephe gerisindeki silahsız Müslüman halka yönelik katliamlara girişmişlerdir. Tüm bunlara baktığımız zaman ülkenin içinde bulunduğu zor durumda Ermenilerin ihanetleri tehciri kaçınılmaz bir çözüm yolu olarak karşımıza çıkarmaktadır. Bunun bir iskan ve göç politikası olduğu, Osmanlı Devleti’nin yüzyıllar boyunca devletin sistemine karşı gelen, güvenliği tehlikeye düşüren her unsuru din, mezhep, milliyet farkı gözetmeksizin sistemden uzaklaştırdığı (göç, sürgün vb.) unutulmamalıdır. Ermeni tehciri, Ermenilerin hrıstiyan veya Ermeni oldukları için değil sistemi bozdukları, ülke güvenliğini tehlikeye attıkları, vatandaşı oldukları devlete ihanet ettikleri için gerçekleştirilmiştir.’’ Tehcir ilk kez ve sadece Türklerin uyguladıkları bir yöntem değildir. Tarih boyunca tüm devletler ekonomik, siyasi, sosyal ya da güvenlik gerekçeleriyle kitlelerin yerlerini değiştirmişlerdir.’’

Ermeni tarihçilere göre Osmanlı yöneticileri Ermenileri öleceklerini bile bile bu yolculuğa sürüklemişlerdir, bu sayede Ermenilerden kendiliğinden kurtulmak istenmiştir. Bu akla yatkın gelebilir ilk bakıldığında, ancak Osmanlı Devleti birçok cephede savaşıyor, bunun yanında ülke içinde asayişi sağlamaya çalışıyor kısacası oldukça zor şartların içinde bulunduğu bir ortamda dahi tehcir için alınan önlemler ve tehcire kimlerin tabi tutulduğu gibi önemli noktalara dikkat edilirse Osmanlı Devleti’nin böyle bir niyetinin olmadığı anlaşılır.

100 yıldır gözden kaçan hiç sorulmayan bazı sorular var. Ermenilerin hiç mi suçu yok? Tehcir kararı alındı ama niye alındı? Bu sorular nedense muhataplarımız ve destekçilerinin asla ağızlarına almadıkları sorulardır. Ermeni tarafı bize ‘’Mirasçısı olduğunuz Osmanlı Devleti’nin işlediği suçla yüzleşin, bunu kabullenin’’ gibi çağrılar yapmaktalar. Ben, bizim de ‘’peki biz yüzleşiriz fakat sizler atalarınızın vatandaşı oldukları ülkeye yapmış oldukları ihanetlerle yüzleşebilecek misiniz? Atalarınızın katil olduğu, köyler dolusu masum insanı katlettiği gerçeğini kabullenebilecek misiniz?’’ diye sormamız gerektiğini düşünüyorum. Dönemin hükümetinin aldığı tehcir kararı, bunun nedenleri, tehcir şartları tarafsız bir şekilde araştırıldığında, ‘’gerçek’’ belge, nüfus ve rakamlar dikkate alındığında Türkiye’nin yüzleşmesi, kabul etmesi gereken bir suçun olmadığı ortaya çıkıyor. Vatandaşı oldukları devlete ihanet eden bir kitle bu ihanetin devamının olmaması ve güvenliğin sağlanması amacıyla yerlerinden alınıp başka bir yere yerleştirilmişlerdir. Bu konuda benim gördüğüm ve bu konuyla tarafsızca ilgilenen tarihçi, siyasetçi vs herkesin gördüğü yalnızca budur. Çok değil 71 yıl öncesine gidip Sovyet rejiminin Kırım Türklerine tehcir adı altında uyguladıkları soykırıma bakarsak her iki örneği karşılaştırdığımızda soykırımın nasıl yapıldığını net bir şekilde görürüz. Ermenilerin asla böyle muameleler görmediği ortadadır. Ne apar topar yerlerinden edilmişlerdir, ne tüm Ermeniler bu tehcire tabi tutulmuştur ne de bir ölüm yolculuğuna çıkarılmışlardır.

Olayların 1915 tehcir kararına kadar gelmesine sebep olan en büyük faktör Ermenilerin terör hareketleridir. Bir devletin vatandaşına karşı görev ve sorumlulukları vardır, ancak vatandaşın da devletine karşı görev ve sorumlulukları vardır: sadakat gibi. ‘’Osmanlı Devleti’ni n otoritesinin tanınmadığı her eylemde açıkça ortaya konmuş, ülkenin devlet başkanına(padişah) suikast, Müslüman köylere baskınlar, ülkenin büyük bir şehrinin (Van) işgal edilmesine ek olarak, dünya savaşının çıkmasıyla birlikte bir diğer devletin (Rusya) askeri güçlerine katılım gerçekleşmiştir.’’ Gördüğümüz üzere tüm dünyanın bizlere anlattığı kadar masum olmadıkları ortadadır.

Her yılın 24 Nisanı Ermeniler ve destekçileri tarafından anma günü yapılmakta, toplantılar düzenlenmektedir. Ancak tehcir kararına baktığımızda 27 Mayıs 1915 tarihinde yürürlüğe girdiğini görüyoruz. 24 nisanda ise artan eylemler sonucunda Osmanlı devleti bir karar almış ve ‘’Ermeni komite merkezlerini kapatmış, evrakına el koymuş ve Dahiliye Nezareti tarafından 14 valilik ve mutasarrıflığa gönderilen emirname ile İstanbul’da 2345 komitacı tutuklanmıştır.’’ Kısacası tehcir kararı 24 Nisanda alınmamıştır. 24 nisandaki kararın alınmasına da Ermenilerin çıkarttıkları olaylar neden olmuştur. Tehcir kararına kısaca göz atacak olursak;

-Tehcir edilen Ermenilerin mallarını yabancılar hariç istedikleri kişilere satabileceği

-Yanlarında götüremeyecekleri eşyaların sahipleri adına korunacağı

-İstedikleri eşyayı yanlarında götürebilecekleri gibi maddeler bulunmaktadır.

Ayrıca; Erzurum, Van, Bitlis vilayetleri, Maraş şehir merkezi hariç Maraş sancağı, Adana, Kozan ve Mersin şehir merkezleri hariç Adana, Mersin, Kozan ve Cebel-i Bereket sancakları, Halep vilayetinin merkez kazası hariç Belen, Cisr-i Şuğur ve Antakya dahilindeki köy ve kasabalardaki Ermeniler tehcire tabi tutulmuştur. Bunun dışında kalan yerlerdeki (buna İstanbul da dahil) Ermeniler ile Ermeni askerleri ve aileleri, postane çalışanları, Protestan ve Katolik Ermeniler (başlarda tamamen muaf tutulmuşlar ancak değişen şartlar sonucunda bir kısmının yeri değiştirildi ancak büyük nakiller olmadı), tekel ve Duyun-u Umumiye’de çalışanlar, yabancı konsolosluk çalışanları, ermeni misyoner okullarındaki öğretmenler ve aileleri, hastalar, körler ve diğer özürlüler tehcirden muaf tutulmuşlardır. Amerikan diplomatlarının ve misyonerlerin raporları muaf tutulan Ermenilerin sayısını 300.000 ila 350.000 arasında vermektedir. Tehcir edilenlerin sayısı hakkında da ihtilaflar vardır. Kaynaklarda bu rakamlar 500.000 ila 600-700.000 arasında değişmektedir. Ayrıca bir kısım Ermeni’nin de Rusya’ya, İran’a kendi istekleri doğrultusunda gittikleri bilinmektedir. İngiliz Konsolosluğu ve Near East Reliet (Yakın Doğu Yardım Komitesi) temsilcilerinin hazırladıkları rapor Osmanlı’dan 817.873 Ermeni mültecinin olduğunu göstermektedir. İstanbul’da ise 281.000 Hrıstiyan ve 95.000 Müslüman Ermeni’nin tehcire tabi tutulmadığı belirtilmektedir. Tehcir sırasında ölen Ermeni sayısı 1milyon, 1.5 milyon hatta 2.5 milyona kadar çıkartılmaktadır. Yukarıda verilen rakamlar (en fazla 817.873 Ermeni tehcir edildi) ölenler için verilen sayıların tamamen asılsız olduğunu kanıtlamaktadır.

Tehcir sırasında suç işlediği veya görevlerini ihmal ettiği gerekçesiyle 1673 kişi tutuklanmış ve Osmanlı Askeri Mahkemeleri tarafından yargılanmıştır. Bu yargılamalar ve sonucunda verilen cezalar Osmanlı Devleti’nin Ermenileri gidecekleri yerlere kadar koruma isteğinin bir kanıtıdır. Sevk edilecek Ermenilere yiyecek sağlanması, gidecekleri yerlere ulaştıracak ulaşım vasıtaları bulunması, yerleştirilecekleri yerlerin belirlenmesi, yiyecek teminleri ve geçimlerini sağlamak için para tedarik edilmesi, gittikleri yerde ziraat yapabilmeleri için tohum ve toprak verilmesine dair emirler verilmesi gibi şartlar konulmuş, önlemler alınmaya çalışılmıştır.

18 Nisan 1918’de Meclis-i Vükela tehcir edilen Ermenilerin geri dönüşü yönünde karar almıştır. Mal ve mülklerinin %95i iade edilmiştir.

Ermeniler örgütsel olarak ilk terör hareketlerine Hınçak ve Taşnak Terör Örgütleriyle başlamışlardır. Bu örgütler bazı yönleriyle birbirlerinden ayrılmakla birlikte milliyetçi-Marksist bir anlayışa sahip olma, Büyük Ermenistan’ı kurma gibi yönleriyle de birbirlerine benzemektedirler. Tehcirin intikamını almak amacıyla Ermeni terör grupları NEMESİS TERÖR ÖRGÜTÜ’NÜ kurmuşlardır. Bilindiği üzere Nemesis eski Yunan efsanelerinde adalet ve intikam tanrısı olarak geçer. Bu hareketi başlatanlar da bu yolla adaleti sağlayacakları ve tehcirden sorumlu tuttukları yöneticilerden intikam alacakları mesajını vermek istemişlerdir. 1919’daki kongrelerinde Talat Paşa, Cemal Paşa, Sait Halim Paşa, Dr. Nazım, Bahattin Şakir ve Cemal Azmi Bey gibi Osmanlı yöneticilerinin idamlarına karar vermişlerdir. Hedefler arasında Mustafa Kemal Atatürk de vardır. 15 Mart 1921’de Talat Paşa Berlin’de bir caddede yürürken vurulmuştur. 5 Aralık 1921’de Sait Halim Paşa Roma’da, 17 Nisan 1922’de Bahattin Şakir Bey ve Cemal Azmi Bey Berlin’de, 25 Temmuz 1922’de Cemal Paşa ve yaverleri binbaşı Nusret ve teğmen Süreyya Bey Tiflis’te vurulmuştur.

1920-1973 yılları arasında ciddi bir terör faaliyeti görülmese de bu süreçte Ermeni terörünün zemini hazırlanmış ve güçlendirilmiştir. Dünyanın hemen her yerine dağılmış olan Ermeniler milli bir kimlikten yoksun neredeyse asimile olma derecesine gelmiş durumdadırlar ve farkı kültürlerde yetiştikleri için her birinin dünya görüşleri de farklıdır. Bu nedenle etnik kimlik inşası zor olmuş, birleştirici unsurlar abartılarak kullanılmış, birleştirici unsur yoksa yaratılmıştır. Bunda görev kilise ve siyasi partilerindir. Yaşanılan tüm sorunlar için Türkler gerekçe olarak gösterilmiş ve 1915 olayları nedeniyle ağır bir şekilde suçlanmışlardır. Ermenilerin etnik kimliklerini Türk karşıtlığı üzerine oturttukları söylenebilir.

Yıllar sonra ilk cinayet 27 Ocak 1973’te işlenmiştir. Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve yardımcısı Bahadır Demir şehit olmuştur. ASALA Terör Örgütünün ilk eylemi 22 Ekim 1975’te Viyana Büyükelçimiz Daniş Tunalıgil’in şehit edilmesiyle gerçekleşmiştir. 1994 yılına kadar diplomatlarımız, yardımcıları, aileleri olmak üzere 34 şehit verdik. Bunların dışında farklı yerlerde de eylemleri gerçekleşmiş, ölen ve yaralanan vatandaşlar olmuştur.

Bu yıl 100 yıl oldu. Osmanlı Devleti sadakat beklediği vatandaşından ihanet gördü, Müslüman halk bir zamanlar komşusu olduğu kişilerce katledildi (bunların sayısı da küçümsenecek derecede değil). Yabancı devletlerden destek alınarak eylemler, ayaklanmalar meydana getirildi, ülkenin devlet başkanına suikast düzenlendi, savaş sırasında vatandaşı oldukları devletin düşmanı olan ülkeyle işbirliği yapıldı, terör örgütleri kurarak terör faaliyetlerinde bulunuldu, Osmanlının eski bakan ve görevlilerine suikastlar düzenlendi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 34 diplomatı şehit edildi. Ama tüm bunlar masum birer olaymış gibi görmezden gelinip Osmanlı Devleti’nin güvenlik gerekçesiyle uygulamak zorunda kaldığı tehcir bir soykırımmış gibi sahte rakamlar ve olaylar kanıt gösterilerek tüm dünyaya kabul ettirildi ve bize de kabul ettirilmeye çalışılıyor. Bizler biliyoruz ki iddia edildiği gibi Osmanlı Devleti Ermenilere yönelik bir soykırım yapmadı. Ve bir şeyi daha çok iyi biliyoruz; Ermeniler vatandaşı oldukları ülkeye ihanet ettiler.

Günümüzde devam eden bu sorun Türk tarafının tüm çözüm girişimlerine Ermeni tarafının olumsuz yaklaşması nedeniyle çözülememektedir. Sorunun devam etmesindeki tek sorumlu hiçbir zaman çözüm yolu sunmayan ve soykırım iddialarında ısrar edip bu konuyu tartışmaya kapatan Ermeni tarafıdır. Onlar bu hayal ürünü iddialarında ısrar ettikleri sürece de sorun çözülemeyecektir.

Ermeniler tarafından katledilen tüm Müslüman Osmanlı vatandaşlarına, NEMESİS tarafından suikasta kurban giden Osmanlı Devleti yöneticilerine, ASALA tarafından şehit edilen diplomatlarımıza Allah rahmet eylesin, ruhları şad olsun.

KAYNAKÇA

  1. Laçiner, Sedat. Türkler ve Ermeniler/ Bir Uluslar arası İlişkiler Çalışması, Usak Yay. Ankara, 2005
  2. İşeri, Reyhan. ‘’Türkiye’de Etnik Terör: ASALA ve PKK Örneği’’, T.C Atılım Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008
  3. www.ermenisorunu.gen.tr
  4. Ermeni Araştırmaları 1.Türkiye Kongresi Bildirileri, c.2, yayına hazırlayanlar: Kamer Kasım, Şenol Kantarcı, İbrahim Kaya, Sedat Laçiner. ASAM-ERMENİ Araştırmaları Enstitüsü, Ankara, 2003
  5. Gazigiray, A.Alper. ‘’Ermeni Terörünün Kaynakları’’, Gözen Kitabevi, İstanbul ,1982
  6. Kocabaş, Süleyman. ‘’ERMENİ MESELESİ, Nedir, Ne değildir?’’, Vatan yay, Kayseri, 2006
  7. Süslü, Azmi, ‘’Ermeniler, Tehcir ve Sonrası’’, Berikan yayınevi, Ankara, 2009
  8. Sorularla Ermeni Meselesi, Ahmet Akgündüz, Said Öztürk, Recep Kara. Osmanlı Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 2008
  9. Ural, Gülfettin. ‘’Ermeni Dosyası’’, Kamer yay, İstanbul,1998
  10. Kundakçı, Hasan. ‘’Emperyalizmin Maşası Ermeniler’’, Alfa yay, İstanbul, 2006
  11. Sorun Olan Ermeniler, Ali Güler, Suat Akgül. Berikan yay, Ankara, 2003
  12. Tekinoğlu, Hüseyin. ‘’Geçmişten Günümüze Ermeniler-Ermeni Sorunu’’, Kum saati yay, İstanbul, 2007
  13. Ermeni Araştırmaları 2.Türkiye Kongresi Bildirileri, c.2, ASAM-ERMENİ Araştırmaları Enstitüsü, Ankara, 2007
  14. Çelik, Hacer. ‘’Ermeni Tehciri ve Tehcirden Dönen Ermenilerin İskan Sorunu ‘’