Dur! İstersen bir daha düşün, bilmemek belki seni daha mutlu kılar. Bir zamanlar çok daha mutluydum, bilmiyordum. Öğrendikçe bir huzursuzluk, bir mutsuzluk kapladı gönlümü.

“Kimseye bir şeyler öğretmek iddiasında değilim, belki de kendimle dertleşirim.” dedim ve aldım elime kalemi.

Ülkücü olabilmek için çıktığım bu yolda “Felsefemiz Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve faziletidir.” dediler. Türklük şuuru’nun ne anlama geldiğini öğrenince korktum. Bu mukaddes millete dair her şeyi bilmek ve kavramak: tarih, kültür, vs. Ve muhtemelen bu sebeple okudum ve yine muhtemelen bu sebeple yazıyorum.

Yakın tarihi okurken dibimizde var olma mücadelesi veren kardeşlerimize rastladım, irkildim. Büyük bir insanlık ayıbına maruz kalan ve dibimizde yaşayan bu kardeşlerimizin var olma mücadelesinden bir haber yaşamışım yıllarca.

Ne, kim mi bunlar? Azerbaycan Türkleri.

Divan-ı Lügat-üt Türk’te Kaşgarlı Mahmud’un “Adı Tanrı tarafından verilmiş” dediği Türk’ler ve bu kutlu ailenin yalnız ve çaresiz kalan evlatları Azerbaycan Türkleri.

Osmanlı’nın son dönemleriydi. Devletin Bakü’ye gönderdiği Kafkas İslam Ordusu sayesinde bir devlet kuruldu. Yıl 28 Mayıs 1918. İlk Türk Cumhuriyeti olarak tarihe geçen bu devletin kurucu başkanı ise Mehmet Emin Resulzade’dir. Bu devlet doğuda Bakü, batıda Iğdır, kuzeyde Gürcistan, güneyde ise bugünkü İran topraklarında olan Bay-Kandi’ye kadar uzanır. Bu devletin ilk bayrağı kırmızı zeminde beyaz hilal ve 8 köşeli beyaz yıldızdır.

Ne yazık ki bu devlet 27-28 Nisan 1920’de Sovyet Rusya’nın işgaliyle yıkılmıştır. Elçibey’in 31 Ocak 1999 tarihinde Resulzade’nin mezarında söylediği “Rus emperyalizmi şeytan kimin gelip bu işin başa çatmasına imkan vermedi.” sözleri yürekleri dağlamıştır. Ve bu devlet ortasından bölünerek kuzeyi Rusya’ya bağlanmış, güneyi ise yaklaşık 19 il İran’a bırakılmıştır. Ve sonrası 71 yıl süren karanlık. Belki b ir gün bu karanlığı aydınlatırız. Lakin şimdi yüreğim yetmeyecek şeytan gibi gelip çöken Rus’ların eziyetlerini anlatmaya. Ve 70 yıl sonra Atası Kür Şad’ın kanını taşıyan bu kudretli evlatlar 20 Ocak (20 Yanvar) 1990’da Çin’e başkaldıran atası Kür Şad gibi doğruldu ve şeytana başkaldırdı. O gece ataları Kür Şad gibi öldüler lakin bir milletin ruhunu ve heyecanını yaktılar, belki de bir millet ısınsın diye kendilerini yaktılar. Sonuç: 137 şehit, 700’den fazla yaralı, yüzlerce tutuklu…

Ama artık Bakü titremiş ve kendine gelmişti. Şeytanın yapacağı tek şeyse kaçmaktı, öyle de oldu. Rusya Kızıl Ordu’yu geri çekti. 30 Ağustos 1991 yılında Azerbaycan Devleti bağımsızlığını ilan etti. Lakin bölgedeki hakimiyetini kaybedeceğini anlayan şeytan planlarını öncesinden hazırlamıştı. Yüzlerce yıldır Türk toprağı olan bu coğrafyayı elinde tutabilmek için kendine her daim köpeklik yapmaya hazır Ermeni’leri seçmişti. Ermeni’lerin toprak genişletme talepleri üzerine Karabağ’ı işaret etmiş ve bunun üzerine operasyona başlayan Ermenistan, Erivan ve çevresinde yaşayan Türk’leri yavaş yavaş kovmaya başlamıştır. 1989 yılında Dağlık Karabağ’da yapılan nüfus sayımlarında Ermeni’ler üstünlüğü sağlamış, kalan Türk’ler ise Gorbaçov’un 25 Temmuz 1990 tarihinde çıkardığı yasa ile silahsızlandırılmıştır. Bu operasyonu bizzat yöneten Kızıl Ordu av tüfeklerini dahi toplamış, etnik temizlik operasyonu son evreye ulaşmıştır. Sayısı azalan ve silahlarına el koyulan Türk’lerin üzerine ikinci kez şeytan gibi çökme vakti gelmiştir.

Karabağ Meclisi Ermenistan’a katılma kararı verdiğinde takvimler 1991’i gösteriyordu. Bunu duyan Azerbaycan Devleti Karabağ’ın kendilerine ait olduğunu söyler ve böylelikle 26 Şubat 1992 yılında Ermeni askerleri Karabağ’a saldırır. İlk vurdukları yer stratejik öneme sahip olan Hocalı şehri olmuştu. Ermenistan Devlet Başkan’ı Robert Koçaryan’ın emriyle başlayan operasyon ilerleyen günlerde Şuşa, Hankendi, Esgeran, Hocavent, Hadrut, Laçin, Kalbajar, Ağdan, Cebrail, Fuzuli, Kubatlı ve Zengilan’a sıçramıştır. Dağlık Karabağ su kaynakları ve madenleri olan ve Azerbaycan’ın %20’sini oluşturan önemli bir bölgedir. Buraya giren Ermeni askerleri hazine bulmuşçasına saldırdı. Gençlerin, ailelerinin gözleri önünde gözlerini bıçaklarla çıkardı. Çocuklarının önünde babalarını ağaca bağlayıp canlı canlı yaktı. Çocukların başlarını keserek top oynadı. Kadınlara tecavüz etti, hamilelerin karınlarını keserek çocuklarını çıkardılar. İnsanlarını uzuvlarını keserek yavaş yavaş ölmelerini izlediler. Bu yaratıklar kardeşlerimizi katlederken yeni kurulan bu devletin Lideri, Kür Şad ruhlu şehitlerin komutanı Ebulfez Elçibey cephede mücadele vermekteydi. 1994 yılında ise iki taraflı ateşkes ile savaş durdu.

Yıl 2015 dert hala dert, yara hala kanamakta. Karabağ’dan canını kurtaranlar tren vagonlarında yaşamakta. Karabağ ise kendine ait Cumhurbaşkanı ile yeniden dizayn edilmiş, yıkılmış camileri ve inşa edilmiş kiliseleri ile tam bir Ermeni yurdu haline getirilmiştir. Ara ara sıcak çatışmalar yaşanıyorsa da bölge bölge işgalcilerden kurtarılamamaktadır.