3 Mayıs 1944, Türk Milliyetçileri’nin bayram ilan ettiği gündür. Oysa bu tarihte bir avuç Türk Milliyetçisi, çeşitli tertip ve iftiralarla tutuklanmış, tabutluklara konmuştu. Böyle acılı bir günün ‘‘bayram’’ olarak kabulündeki burukluğu bugün daha iyi anlıyoruz.

İnsanın heyecan hayatı, iki temel duygu arasında dolaşır; haz ve elem. Psikologlara göre haz, gevşeme ritmini; elem ise gerilme ritmini ifade eder. İnsanlar gevşemeyi temin ettiği için hazzı severler, gerilme doğurduğu için elemden kaçarlar.

İnsanların büyük bir çoğunluğu, çok defa küçük hazlarda mutluluk arayarak yaşamak ister. Büyük hazlar ve mutluluklar, ancak büyük ıstırap ve acılara katlanmayla elde edilebilirler. Hangi büyük eser, hangi yüce dava vardır ki, ızdırapsız ve gözyaşı dökülmeden kazanılmıştır? Yüce Peygamberimiz mukaddes İslam’ı zafere ulaştırmak için en büyük zahmetlere, acılara katlandı. Bize şanlı bir tarih, muhteşem bir kültür ve medeniyet, sarsılmaz bir devlet ve millet şuuru kazandıran şerefli ecdadımızın çektiği ızdırabı, akıttığı mukaddes kanı ve döktüğü alın terini, sarf ettiği göz nurunu bilmiyor muyuz? Yalnız Çanakkale şehitleri için muzdarip ve mukaddes analarımızın akıttığı gözyaşları, nisan bulutlarını utandıracak ölçüde değil miydi? Evet, büyük zaferlerin, büyük mutlulukların bedeli, büyük ızdıraplardır, büyük çilelerdir.

Çileye ve ızdıraba talip olmayanlar, büyük mutlulukları tadamayacaklardır. Bir atasözümüzün de dediği gibi ‘‘külfetsiz nimet olmaz’’. O halde, hemen belirtelim ki, ‘‘külfetsiz nimet arayanlar’’, iddiaları ne olursa olsun, birer tufeyli ve beleşçi parazittirler. Bunlar, kendilerini büyük davalara adamış yiğit ve idealist kahramanların kanları ile beslenen tahtakurularından farksızdırlar.

Biz, yakın tarihimizde müşahede ettik ki, Türk Milliyetçileri’nin çile ve ızdıraba duçar olduğu dönemler, Türk milli şuurunun yeni bir zaferini müjdelemektedir. Muzdaripler, mazlumlar ve mağdurlar çoğalıp Türk Milliyetçileri’nin safları takviye edildikçe, hareketin aşk ve hararet potansiyeli de artmaktadır.

Milliyetçilik duygularının tipik bir özelliği vardır; tehlike ile karşılaşmadıkça kendini fazla hissettirmez. Milliyetçilik duygusu, tehlike olmadığı zamanlarda kovanındaki barut kadar sessiz ve uysaldır. Fakat ona ateşle veya darbe ile yaklaştınızmı, size mahiyetini ve kudretini gösterir. Bu durum pek çok milliyetçilik düşmanı beynelmilelci gafillerin ve bölücü millet düşmanlarının feci şekilde yanılmasına sebep olmuştur. Birçokları, sahipsiz bir arsada buldukları bombayı, oyuncak sanarak taşla, keserle kurcalarken patlamasına sebep olmakla kalmayıp ne olup bittiğini anlamadan mahvolup giden kimseler gibi helak olmuşlardır.

Milliyetçilik, tarihin en büyük gerçeğidir, çağımızın en güçlü hareketidir. Milliyetçilerin ızdıraba ve çileye duçar olduğu dönemler, devlet ve millet düşmanlarına felaket, dostlarına ise saadet getirmeye vesile olmuştur. ‘‘3 Mayıs Türkçüler Bayramı’’ bu demektir.