Bugün Ülkücü camia dışında pek fazla bilinmeyen, fakat bu ülkede ideoloji adına işlenen en vahşi katliamlardan biri. Salih Uluğ, Bahri Bilgin, Ömer Bayraktar, Cevat Koca ve Sinan Koca isimli beş işçinin sadece ve sadece ülkücü oldukları, MİSK üyesi oldukları için kızıl katiller tarafından vahşice öldürüldükleri katliam.

Katliam bilinen eski adıyla 1 Mayıs Mahallesi yeni adı ise Mustafa Kemal Mahallesi’nde gerçekleştirildi. Ancak olayın geçtiği yer olarak kaynaklarda daha ziyade Ümraniye semt adının kullanılması sebebiyle başlık “Ümraniye Katliamı” olarak açılmıştır.

Salih Uluğ, Bahri Bilgin, Ömer Bayraktar, Cevat ve Sinan Koca kardeşler, doğup büyüdükleri, çocukluklarının geçtiği, evliliklerini yaptıkları, çocuklarının dünyaya gözlerini açtığı, anılarında derin izlerin mekanı olan Giresun’un görele ilçesinde hayat şartlarının ve maddi geçimsizliğin zorluğundan şikâyetçidirler.

Dertleri ekmek paralarını, çoluk çocuklarının nafakasını kazanmaktan başka bir şey değildi. İkisi kardeş beş arkadaş geçim sıkıntısının önüne geçmek için çıkmış oldukları gurbet yolculuğunda hayallerini süsleyen kente İstanbul’a gitmeye karar verirler.

Oto-Yol Fiat (Otosan) firmasında iş bulurlar. İşe başlamalarıyla beraber talihsiz sona doğru adım atmaya başlamış oluyorlardı. Ülkenin içinde bulunduğu kızıl tehdit karşısında Türk Milletinin dürüst namuslu insanları olarak milliyetçi görüşleriyle tanınmışlardı….

Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (MİSK) üye olan bu beş işçi, Ümraniye’de kiracı olarak oturmaktaydılar. Ev kirasından kurtulmak, ailelerini İstanbul’a getirmek, aileleriyle birlikte başlarını sokacakları kendilerine ait bir gecekondu yapmak için Ümraniye Mustafa Kemal Mahallesi’nde bir arsaya kazma vurmaya başlamışlardı. Hayalleri, gelecekleri, yuvalarıydı.

Aidat adı altında para toplayıp mahalleyi haraca bağlayan bir grup beş can yoldaşına, “Gelin sizlere daha düzenli, yan yana ev yapacağınız yer gösterelim.” diyerek bir kahvehaneye çağırırlar. Davet edildikleri kahveye geldiklerinde TKP/ML-TİKKO mensubu militanlar tarafından etrafları çevrilir. Adına “Halk Mahkemesi” dedikleri bir tiyatro sergilerler.

Neticesinde ülkücü işçiler suçlu(!) bulunup ölüm cezasına çarptırılırlar. İnfazı uygulamak için elleri ayakları bağlanarak, İçerenköy’deki taşocaklarına götürülürler. Değişik işkenceler uygulandıktan sonra (kulakları kesilip, gözleri oyulur, ayakları taşlarla ezilip, erkeklik uzuvları kesilir) kafalarına sıkılan kurşunlarla canlar toprağa düşer şehadet şerbetini içerler!

23 yaşındaki Sinan Koca’nın biri 10 günlük olan 3 çocuğu, 29 yaşındaki ağabeyi Cevat Koca’nın 1 çocuğu, 29 yaşındaki Bahri Bilgin’in 7 çocuğu, 27 yaşındaki Ömer Bayraktar’ın 4 çocuğu, Salih Uluğ’un 1 çocuğu yetim; gencecik hanımları da dul kalır… Bu 5 gariban işçinin tek suçları, Milliyetçi, Ülkücü olmaları, bu aziz vatanı canlarından çok sevmeleriydi!..

Nasıl bir düşmanlık, nasıl insanlıktı bu? Neyin bedeliydi, yıkılmıştı dünyalar, çöktü gök, kapandı perdeler! Anası feryad eder Bahri’nin “Kör olsaydı gözlerim görmeseydim bu günü! Ağlamak kar etmez yıkıldı dünyam! dünya malım olsa değişmem Bahrimin saç teline! ”

17 mart 1978 tarihinde beş kadının dul, onaltı çocuğun yetim kaldığı bu olay Hürriyet Gazetesinde 19 mart 1978 pazar günü manşetten şu şekilde verilir:

“Vahşet! Beş kişi kurşuna dizildi!” Giresun Görele ilçesi’nden İstanbul Ümraniye’ye yerleşen beş vatandaşımız Marksist-Leninist bir örgüt tarafından kaçırılarak işkenceyle öldürüldü. Otopsi raporuna göre ikisinin gözleri oyuldu.