Memduh Muntazam Bey, Maliye’de mümeyyizdir, Mülkiye mezunudur; yakası kolalı, kravatı ve mendili çorabına uygun, saçı düzgün taranmış, pabucu daima boyalıdır. Her gün saat 09:42’de evden çıkar, tam 9’a 8 kala daireye ulaşır. Masanın üstü tertemizdir. Çok şekerli kahvesini içer, oda arkadaşlarının hatırını kibarca sorar, 09:30’da Müdür Beye arzda bulunur. Müdür Bey kısaca, talimatını verir ve onu savar. Aslında; Müdür Beye bildireceği bir mesele yoktur. Maksat varlığını hatırlatmak ve hürmetlerini sunmaktır.

“Yazılmasa da olur” cinsinden birkaç evrakı hazırlar. Nokta, virgül soru işaretlerine dikkat eder, kâğıdın soldan 1/5’ini dosyalama deliği için itina ile boş bırakır. Saat tam 17:00’de daireyi masası boşalmış olarak terk eder. 17:15’e kadar Kızılay’da bir tur atar. 17:25’te evindedir.

Ara sıra Müdür Bey Memduh Beyi hatırlar. Hazırladığı bir müsveddeyi vererek kelimelerin imla kılavuzuna uygunluğunu kontrol etmesini ve noktaları yerleştirmesini ister. Memduh Muntazam Bey’in, en büyük saadeti budur. Eve döner ve Melahat Hanıma derin bir hazla olayı anlatır. Gece, sayısı bir kuruştan konken oynarlar. Melahat Hanım, kocasının önemini belirten vakayı bütün dostlarına nakleder, “Memduhcuğum olmasa hiçbir şey yapamazlar, Müdür Bey yapayalnız kalır.” der. “Hatta geçen hafta Müdür Bey Memduhcuğuma demişti; <<Memduhcuğum>> demiş, <<Bir sana güveniyorum, gözü kapalı senin kâğıtlarını imzalarım. Verdiğim müsveddeleri hiç kimse senin gibi beyaza çekemez>> demiş. Amma kardeş, bir türlü terfi ettirmiyorlar işte. Hep diğerlerinin hasedi yüzünden.”

Musa Muntazam Bey, babasının aktar dükkânında çalışır. Yedi dükkân süprüntüsü havlıcan, misk, karabiber kutularının yerini gözü kapalı bilir. Her sabah 07:30’da evden çıkar ve 08:00’de Bismillah çekerek kepengi açar, eşyaları gözüyle kontrol eder. İlk müşteriden aldığı parayı çenesine sürer ve kasaya kor. O gün ödenecek bonoların listesini alır, paraları sayar, her bono için kısım kısım ayırır ve saat 09:00’da bankaya yollanır.

Abdullah Beyle arası açıktır. Bunca senedir dükkân komşuluğu yaptıkları adamı, iyi tanıyamadığına üzülür. Efendim, geçen sene Musa’dan <<Öğleden sonra veririm.>> diye aldığı 500 lirayı ta ikindiden sonra iade etmiştir. Esnaflığa yakışır mı bu hâl? Hani yüzüne de gelmemiştir amma, yine de belli etmiştir. O zamandan beri Abdullah Beyle mesafeyi açmıştır. Ailece Adalet Partilidirler. Partinin ilçe merkezi lüzum gördükçe teberru ister ve 50 lirayı yollarlar. Miting, nümayiş, yürüyüş gibi şeylere karışmazlar. Dört yılda bir oylarını atarlar. O gün Musa Bey lacivert elbiselerini, Mücella Hanım şifon entarisini giyer, saçını maşa ile kıvırır, başörtüsünü Şenlerkâri bağlar, caminin avlusunda bekleyen efendi baylar buluşarak “Adalet Partisi”ne rey verirler. Herkes kendileri gibi iyi olsa Süleyman Beyin çok şeyler yapacağından şüpheleri yoktur. Ama gel gelelim bu aşırı sağcılarla aşırı solcular yok mu… Hep onlar işte. Bir de İnönü. Tabi, İnönü olmasa her şey düzelecektir. Bunları düşünürler, yine de kimseye söylemezler; ne olur ne olmaz.

Mücella Hanım Musa Beyin amcasının kızıdır. Helal süt emmiş, yüzü gözü açılmadan Musa Beyle baş göz edilmiştir. Akça pakçadır, tutumludur. Haftada iki gün Türkan Şoray’ın filmine giderler. Kayınvalide, <<Ah bu zamane gelinleri eğlencesiz edemezler>> diye söylenir. Kayınpederin himayesi oldukça programları bozulmaz. Musa Bey Nakşibendî Tarikine girmek için arkadaşları tarafından teşvik edilmişse de sülûk etmemiştir. Görünmez şeyleri düşünmek, kendinden geçip kûl içinde erimek, yüreğinin çarpıntısını değiştirmek; bütün bunlar ona akıl almaz gariplikler olarak görünmüştür. Mücella Hanımın sandığında biriktirdiği harçlıklarından bozdurduğu 18 Reşat altını vardır.

Mesut Muntazam Bey milletvekilidir. Adalet Partisine girmek için çok düşünmüştür. D.P. devrildikten sonra elini eteğini çekmiş, hatta münasip yerlerde <<Onlar da ipin ucunu kaçırmışlardı>> diye bir iki defa da konuşmuştur. 1965 seçimlerine kadar da partilerden uzak durmuş, taşeronluk devrinden kalma parasıyla geçinmiş, göze batmamak için evden pek çıkmamıştır. Sonra ilçe idare heyetine seçilmiş, son seçimlerde de hizipler birbirini ezerken aradan sıyrılıp listede dördüncülüğe yükselmiştir. Halen “Hiçbir şeyi bozmama” komisyonunda azadır. Lacivert elbise giyer, şapkası rölövedir. Komisyon toplantılarına içtima saatinde katılır. Hiçbir söze karıştığı görülmemiştir. Reylerini komisyon başkanının dediği yönde kullanır. Umumi heyet ve grup toplantılarına kruvaze ceketi ilikli olarak kesiksiz devam eder. 41’lerle uzlaşmak taraflısıdır. İnönü’nden korkar. İçin için düşünür:

“Türkeş, İnönü’yü bertaraf etse, komandolar da solcuları ezse, sonra da kendilerini denize atsalar. Feyzioğlu AP’ye girse, Bilgiç’le Sükan, Süleyman Beyden özür dilese, Süleyman Bey de onların gözünü öpse, Halk Partisinin başında hemşehrisi Mutlu Muntazam Bey gibi birisi olsa; meclis müzakerelerinde mebuslar Başvekile teşekkür etmek için söz alsalar ne kadar iyi olacak…” Amma bu düşüncelerini hiç söylemez. Kim bilir, belki yanlış anlayan çıkar, ne olur ne olmaz…

Meclis dağılır dağılmaz ilk dolmuşla evine dönüp pijamalarını giyer ve Son Havadis gazetesini eline alır. Adviye Fenik ve Panpan’ın yazılarını okur komisyon çalışmalarını hanımına anlatır. Hamdiye Hanım kocasını can kulağı ile dinler.

Bir defa gittikleri operayı sıkıcı, tiyatroyu berbat bulmuştur. Amma yine de gitmeleri gerektiğini düşünür. Fakat hep âtiye tehir eder. Ev işlerinde başı traşlı, entarisi belden robalı, eteği yerde sürünen 9 yaşındaki evlatlık “Raziye” kendisine yardım eder. Halinden memnundur. Bu sene yazlığa gitmeyi düşünmektedir. Bir de “Yuva Yapı Kooperatifi”ne hissedar oldular.

Yalnız meclis müzakerelerinin saat 07:00’den sonra da devam ettiği günlerden hayatının intizamı bozulmakta, Mesut Beyin pijaması yatağın ayak ucunda melül melül Hamdiye Hanıma bakmaktadır. Bu teessürünü hatta kocasına bile açıklamaz. “Tabi ya Ferruh Bey duyarsa, sonra bu uzatmalı oturumları belki de Sayın Başkan istemiştir, neme lazım” der, susar.

Şimdi bir televizyon aldılar. Artık sinemaya gitmek zahmeti de olmayacak. Yalnız Cuma günleri Anafartalar’da vitrin bakacaklar, yorulunca da hemşehrileri Ali Rıza Beyin dükkânında bir kahve içerler, sonra da taksiyle eve dönerler.

Anafartalar iyidir. Orada boykot, yürüyüş, işgal yoktur. Esnaf mütevekkildir, mebus beyi incitecek şeyler düşünmezler. Ara sıra bir işleri için kart isterler. Mesut Bey adı, bölgesi, komisyonu yazılı kartının arkasına “Kardeşim” hitabıyla başlayan birkaç söz yazarak verir. Hamdiye Hanım buna övünçlü gözlerle bakarak sevinir ve kocası gözünde biraz daha büyür.

Muntazam Bey aileleri memnun, mesut ve rahattırlar. Günebakan çiçeği gibi ışığa dönerler. Gözleri daima yere bakar. Gözleri kudrete dik bakamaz, kamaşır. Yüreklerinin atışı hiç değişmez. Onlar için düşünmek zahmetli, söylemek külfetli, yapmak imkânsızdır. Meçhul korkunçtur. Teslim olmuşlardır. Önde bulunan kösemen arkasında giden koyun gibi.

Hayalleri yoktur, hakikati de incelemezler. Sadece yaşarlar, daha doğrusu “tenebbüt” ederler. Ne korkarlar ne de korkulurlar. Sadece “başkaları kullansın” diye yaratılmışlardır.

Dündar TAŞER, 24 Ağustos 1970, Devlet Gazetesi